Yazar: Sedat Palut

 

 

 

Yakın zamanda vizyonda olan bir film çok uzak olmayan bir zaman diliminde aşkın hangi boyutlara ulaşacağı üzerine düşünmemizi sağlıyor: Aşkın Algoritması. Film iki meslektaşın çalışmalarını konu alıyor.

 

Aşkın kavramlar dünyasında ilk karşısına çıkan kelime “mutluluk”tur sanırım. Öyle ki âşık olan insanın içinde yaşadığı dünya ile rabıtası, gerçeklik ile karşılaşıncaya kadar kopuyor. Ayakları her zaman yürüdüğü sert zemine basmıyor. Çocuk oyunlarındaki gibi zıplıyor, zıplıyor ve gökyüzüne doğru yükseliyor. Serotonin yükselmesiyle karşısındaki kişiyi olduğundan daha farklı, daha iyi görmeye başlıyor.  Bu farklılık aslında gerçeklik ile bağın kopmasının temel taşı. Böyle olunca âdemoğlu şaşkına dönüyor. Oysa aşkın gerçeklikle bir bağı yok oysa içinde yaşadığımız dünya yeterince gerçek.

Gerçeklik sanırım aşkın mutlulukla arasında en büyük engel. Belki de düşman.

Günümüzde ilişkiler bu eksende yaşanıyor. Lisenin dar koridorlarında başlayan bu sarhoşluk hali, başka yüzlerin, başka kalplerin labirentlerinden geçerek nikâh masasındaki imzaya kadar devam ediyor.

Aşkın sonsuz bir mutluluk vaat etmemesine rağmen neden peşinden koşuyoruz peki? Sadece bu dünyanın gerçekliğinden ve acılarından kaçmak için mi? Sonsuz bir mutluluk olduğunu söyleyemeyiz. Hayatın her alanında, işte, kendimizle, özellikle bir insanla yaşadığımız paylaşım alanlarında. Ama buna rağmen karşı cinsin hülyalı daveti, belki de yalnızlığın dayanılmaz keşfinden kaçış, insanın kendini başkasının omzunda bulmasına neden oluyor. İki kişilik adımlar daha anlamlı oluyor. Belki de aşk, bu dünyadaki acılarının ne önemli panzehiri. En önemli sığınak. Bu nedenle hayatımızın önemli yolları bu büyülü üç harfe çıkıyor.

       Yakın zamanda vizyonda olan bir film çok uzak olmayan bir zaman diliminde aşkın hangi boyutlara ulaşacağı üzerine düşünmemizi sağlıyor: Aşkın Algoritması. Film iki meslektaşın çalışmalarını konu alıyor. Filmin hikâyesi şöyle: Mühendis olan Cole ve Zoe, ideal android eşler tasarlayan bir şirkette çalışmaktadır. Filmde gördüğümüz makineler çiftlerin ne kadar uyumlu olduklarını gösteren bir alet. Romantik ilişkileri geliştirmek ve mükemmelleştirmek için bir teknoloji tasarlayan ikilinin çalışmaları ilerledikçe, keşifleri hayal edebileceklerinden çok daha derinleşir. Doğal yollarla değil de insan elinde yaratılan sentetik insanlar, hissetmeyi keşfedip sevmeyi başarabildiklerinde, asıl devrim bu olur. Bu beklenmeyen mucizeye insanların vereceği tepkiler de bir hayli karmaşık olur. Bu süreçte insan ilişkilerinde çığır açan Cole ve Zoe arasındaki yakınlaşma da kaçınılmaz olur. Fakat android robotlardan Ash’in de Zoe’ye ilgi duymaya başlaması, genç kadının gerçeklerle yüzleşmesine neden olur.

Hikâye, robotların insan dünyasında sadece ev işleri için var olmadığı ve bizzat âşık olunabilecek boyuta getirdiği duruma dikkat çekiyor.

Modern insanın mutluluk arayışlarına aşka konumlandırılmış robotlar çare olabilir mi? Hadi robotlar piyasaya sürüldü, diyelim. İnsanın en saf halini bu robotlarda görmek mümkün müdür?

Filmde gittikçe yakınlaşan Cole ve Zoe arasında bunu görebiliyoruz. Robotlara insanı duygular verilebilir ama kriz, kaza anlarında insan acı gerçekle karşılaşıyor: Bu bir robot ve bunu ben yaptım. İnsan kendi- ya da başkasının bizzat eliyle yaptığı şeye nasıl âşık olabilir? Ya da insanın en önemli yanlarından birisi olan vicdanı, inşa edilen robotlara yüklemek mümkün müdür? Zoe’nun gözyaşının dökememesi ise onun realite ile tanışmasına sebep oluyor.

Filmin en ilginç yanlarından birisi de birbirini hiç tanımayan insanların belirli bir bölgede bir araya gelerek, kabaca birbirlerinin hoşlanmalarının ardından bir mekâna gidip, aşk ilacı içmeleri… Bu ilacı içen çift, birkaç saat ‘gerçek’ aşkı yaşıyor. İki âşık insan nasıl birbirine yaşam ve mutlulukla bakıyorlarsa onlar da öyle bakıyor ve dokunuyorlar birbirlerine ama yalnızca birkaç saat. İlaç etkisini yitirene kadar. İlacı üreten firmanın bunun için yaptığı reklam ise şudur: Rakamlar her şeydir.

Aşkı rakamlara indirgemek…

Tüm dünyada eski ile yeni kuşak arasındaki mesafe açılıyor. Kuşak farkı arasındaki zaman dilimi gittikçe daralıyor. Aşka yüklenilen anlam ve tanımlar, ona duyulan ihtiyaç da haliyle değişiyor. Tek başına yaşanılan evlerde, yalnızlığın dolambacında nefes alıp vermeye çalışan insanların imdadına modern aşk yetişebilir mi, şüpheliyim.  Bu çerçevede Aşkın Algoritması binlerce yıl önce hayatımıza giren aşk kavramının nasıl evrildiğini, insanın doğasının nasıl bozulduğunu, bu bozukluğu aşmak için nasıl ‘sanal’ bir gerçeklik inşa ettiğini gösteren ilginç bir film.

2019-03-12T01:11:43+03:00
Bülten Üyeliği
Yayınlardan haberdar olmak için mail adresinizi giriniz.
Gizlilik haklarınıza saygı duyuyoruz.
Bu İnternet Sitesi çerezler ve üçüncü parti uygulamalar kullanır. Tamam