Hazinenin Aynasında Kendini Hor Gören İnsan

2019-03-12T01:11:59+00:00

Yazar: Adnan Saracoğlu

 

 

Çocuk Edebiyatının güçlü seslerinin duyulduğu 1950 kuşağına mensup Philippa Pearce, uzun ve etkili tasvirleri, çocuk iradesini önemseyen karakter kurgusu, meraklısını daha çok cezbeden bilmecemsi katmanlarıyla altmış sene sonra bile hiç eskimeyen yetkin bir hazineyi önümüze sunmuş. Britanya’nın her işe tarihi katan geleneğini de düşündüğümüzde bizde pek karşılığı bulunmayan tarih sevdirmenin harika bir örneğiyle karşı karşıyayız.

 

 

Dünyanın içinde ülke, ülkenin içinde tarihin akışı, o akışta gelişen siyasal-ekonomik karakter ve ister istemez o karakter eliyle biçimlenen edebiyat alanı. Edebiyat bazen baharın delice akan ırmaklarına benzer ve gücüyle etkisiyle öncesinde kendisini belirleyen büyük değişkenleri belirlemeye çalışır. Tarih kopya çeker büyük kurgu ustalarının sayfalarından. Yöneticiler tek tek ezber eder güya kurgusal olan karakterlerin güçlü ve zayıf yanlarını, kitaplarda canlanan kitlenin ruhundan her gün birkaç büyük nefes çeker anket şirketlerine ve kamuoyu yoklamalarına güvenmek yerine.

Çocuk Edebiyatı için de geçerli yukarıda söylemeye çalıştıklarım: İki yıkım savaşından, Holokost’tan, yığınla iç savaştan çıkarak gelen Avrupa-Britanya gelenekleri çocuğu topluma, çocuğu tarihe, çocuğu sürekli kötü kokular gelen siyasal dünyanın mantığına temas ettirmek üzere sorunları en steril değilse de en estetik ifadesiyle onun güzel kucağına iyi kitaplar olarak bırakmayı yeğledi.

Göçmenler artık ana karakterler arasında, Alman bir yazar birbirinden güzel Alman, Türk vd. çocuklar arasında yaptırdığı yarışı ana karakter olmasına ve çoğunlukla onun hikâyesine odaklanmamıza rağmen, Alman çocuğa değil de Türk olan yan karaktere kazandırıyor. Öte yandan siyasi, insani, cinsiyetçi ödemler vücuduna bir an uğramamış olan büyük bir usta gündelikçi olan Türk kadının ağzından “amma kaka” dedirtip hem Almanca’dan okuyanları hem de bizim gibi çeviriye gömülenleri güldürüyor. Toplumsal cinsiyet adına da kendi sosyal dokularındaki her şeyi çocuklara uygun hale getirmekte tereddüt etmiyorlar.

İnceleyeceğimiz kitabın yazarının da  yurdu olan Britanya’nın  geleneğine değinecek olursak orada börtü böceğe bile sinmiş tarih görgüsünden, ironiyle harmanlanan savaş naralarından, gazi dedelerden, amcalardan, yaşam savaşını başarıyla sürdürmüş olan ninelerden geçilmez. Walliams, Morpurgo, Dahl,C.S.Lewis, Kerr. Bambaşka üsluplarla geçerler savaşın ve tarihin birleştiği nehirden.

Nehirden geçenlerden biri de Philippa Pearce’tır. O, savaşı, kitlesel yıkım unsuru olarak değil de,  köklü bir ailenin tarihinde neden olduğu kırılmayı dikkate alarak işlemeyi yeğler; belli belirsiz; uzaklardan çirkin silüetini devamlı olarak algılayabileceğimiz mesafede. Kuşaklar öncesindeki Jonathan Codling ile bugünkü huysuz ihtiyar Codling’i birbirine bağlayan da aynı savaş “olgusu”dur. Dört yüz yıla, bazen binlerce yıla kolunu uzatıp o aileyi oraya, bu aileyi buraya savuran savaş pek belalı olsa gerek!

Dünyanın en iyi satranç oyunlarından birindeki piyon hamlesi oyunun en önemli hamlesi olarak kabul edilir. Oyunun bütünlüğü içindeki büyük değişimi tetikleyen mütevazı bir ilerleme.

Hazine Peşinde kitabında da Moss ailesinin oğulları David’in kıyısına indiği nehirde gördüğü “sahipsiz” kano kitabın piyonu. Belki sahibini “bulamam” umuduyla aradığı sırada yakalanıyor anlık hasmı, sonrasında dostu olan Adam’a. Adam dediysek, 1588’de, İspanya Kralı Philip,İspanyol Armadası ile Britanya’yı kuşatmaya kalkmışken, seferber olan Jonathan Codling’ın torunu Adam! Adam’ı David’e, ikisini hazineye ve tarihin akan nehrine işte bu kano sürükleyip duruyor. Nehrin de tarihi var elbette, nehrin üstündeki köprülerin de…

İki nehir var, iki ayrı köprü, tarihe iki dokunuş. Biri talihsiz, diğeri ahmak iki ata var Jonathan Codling savaşması gerekmeden eve dönerken ölmüş. Bıraktığı hazinesi ve ipucu taşıyan mektup ailenin kaderini belirlemeye devam ediyor. “Philip geldi Tek Gül’e/Suyun üstünden geçince/Hazineyi sakladım/ Kızımdan başka kimsenin bilmediği bir yere” kitap boyunca tekrar edip duruyor. David ve Adam o kadar dikkatli ki, tarihle, metinle, sözel ifade-yazılı ifade ile, doğrudan ifade, dolaylı ifade ile doğru ilişkiler kurabiliyorlar. Sakın aklınıza günümüzde yazılan ve merkezinde çocuk hafiyelerin yer aldığı zayıf sığ karakterler, klişeler yumağı gelmesin onlar sadece iradeleri ellerinde, dikkatli çocuklar ve çevrelerindeki akış onları bu role hazır kılmış. İkinci ata kibirli bir muktedir olan ve kendisine Kral yakıştırması yapılan Darius Codling. Küçük ve Büyük Barley’nin yöneticisi. Toprak sahiplerine kızıp onları nehir suyundan mahrum bırakmaya kalkıyor. Binbir güçlükle ve büyük maliyetle kanal açarak suyun yatağını değiştiriyor. Zamanla kendisi de etkileniyor ve yeni bir değirmen yaptırıyor: Ahmak Darius’un Aptallık Değirmeni!

Adam ve David nehir üzerinde birçok noktaya baktıktan sonra yeni nehrin değil de eski nehrin ve eski köprünün kemerlerini bulurlar. Orada bir hazinenin olmadığını da bulurlar. Hazinenin el, biçim, konum ve şifre değiştirdiğini, koruyucusunun da yanı başlarındaki Adam’ın Dinah halası olduğunu anlarlar.

Karakterlerin her biri kasabanın canlı sakiniymişçesine yakınlaşıyor size. Philippa Pearce, Astrid Lindgren’in çiftlik dekorunda yakaladığı doğallığı kasabaya taşıyor. Uncu Bay Tey kasabanın kara kutusu. Öylesine tatlı, sevecen, nüansların farkında, soy ağaçları sanki ondan soruluyor. Kimini burnundan, kimini alnından tanıyıp “sen falancalardansın, sen filangillerdensin” mimini koyuyor. Sözlü tarihin önemi de Bay Tey  şahsında okurlara hatırlatılıyor. Her şeye meraklı insanların her yeri sardığı günümüzde merakını bilgiye bilgisini de yardıma katkıya dayanışmaya tahvil eden yerel kahramanlara daha çok özlem duyuyoruz. Durak dışında yolcu almayan David’in babası bu tercihiyle günümüzde bile devam eden “kurala bağlılık mı”, “yerine göre esneklik mi”, “tümden laçkalık mı” ekollerini hatırlatıp gülümsetiyor. Kitabın görece kötüsü Bay Smith’in (smith soyisminin sahte kimliklerde sıklıkla kullanıldığını da Bay Tey’den öğreniyoruz) çocukları, hazineyi, Codling evini ablukaya alan ve neredeyse yüzlerce yıl öncesine sarkan hasımlığı sürdürme gayretine, hazineyi ele geçirmek için her yolu mübah gören pratik ahlakçılığına tanık oluyoruz. Kitabın gizli hazinesi ise sürekli Yaramaz Wilson olarak anılan ihtiyar. Bizim kafadarların yanına çocuk olarak yakıştırılacak denli saf ve temiz, yılların yıpranmışlığıyla, eli, gözü ,aklı verimli çalışmadığından önceleri “İşe Yaramaz Wilson” sonra “Yaramaz Wilson”. Lakapların ve kısaltmaların böyle sorunları var galiba gerçeğin bir yanını göze sokup diğer yanlarına kör kalabiliyorlar.

Çocuk Edebiyatının güçlü seslerinin duyulduğu 1950 kuşağına mensup Philippa Pearce, uzun ve etkili tasvirleri, çocuk iradesini önemseyen karakter kurgusu, meraklısını daha çok cezbeden bilmecemsi katmanlarıyla altmış sene sonra bile hiç eskimeyen yetkin bir hazineyi önümüze sunmuş. Britanya’nın her işe tarihi katan geleneğini de düşündüğümüzde bizde pek karşılığı bulunmayan tarih sevdirmenin harika bir örneğiyle karşı karşıyayız.

Hazine Peşinde

Yazar: Philippa Pearce

İş Bankası Kültür Yayınları

Bülten Üyeliği
Yayınlardan haberdar olmak için mail adresinizi giriniz.
Gizlilik haklarınıza saygı duyuyoruz.
Bu İnternet Sitesi çerezler ve üçüncü parti uygulamalar kullanır. Tamam