Yazar: Hayrettin Orhanoğlu

Çocuk imgesi şiirimizde en naif, kimi zaman en trajik görünümüyle karşımıza çıkar. Genellikle anne ve baba ile iktidar; annesizlik ile korku ve endişe ve nihayet derin bir yalnızlık imgesi çocuk ve çocukluk etrafında sıralanır. Ama daha garibi, şairlerin tüm şiirlerinde, özellikle anne ayrı bir yerde durur. Dahası, kitabın bir köşesinde, şairin çocukluğuna dair en belirgin ipuçlarını bu imgede buluruz. Endişe ve korku, derin bir uçurum gibi o şiirin eyleyeni oluverir. Üzerinden çıkaramadığı bu elbise de sanki annenin kokusunu alabildiği bir korku… Hem varlığı hem de yokluğu bir imgeye dönüşen anne, bazı şairlerde neredeyse tek başına bir eyleyen olarak karşımıza çıkar. Anne, bu etkinliğiyle bir bütünleşme, varlığını tamamlama öznesidir.

 Freud’a göre sanatın ve dolayısıyla sanatçının eserlerindeki en temel kaynaklardan biri de çocuk ve çocukluktur. Çocukluk ve anne baba ilişkilerinin deşifre edildiği teorisine göre Freud, Odipus karmaşasının başlangıcını bebeklik dönemine indirgeyerek belirler. Bu dönemde çocuğun ilk erotik nesnesi annesidir.  Anne, onu besleyen ve aynı zamanda ona haz verendir.  Bu yönüyle anne, çocuğun ilk baştan çıkarıcısı rolünü üstlenir. Çocukluk dönemine gelindiğinde, erkek çocuk babayı kendine rakip edinerek onun yerini almaya çalışır, hatta bilinç dışındaki etkinliğiyle bir biçimde onu ortadan kaldırmayı ister. Aynı şekilde kız çocuğu da anneyle olan özdeşleşmeyi terk ederek babayla olan ilişkisini tanımlamaya ve anlamaya çalışır. Freud’a göre erkek çocuğun anneye olan erotik saplantısının bastırılması, çocuğun içindeki dişil eğilimleri ve babaya duyulan nefreti arttırırken, sonraki yaşamında kadınlarla ilişki kurma bozukluklarına ve hatta eşcinsel tercihlere yol açar. 

Freud sonrası psikanalizin en önemli temsilcilerinden biri de Carl Gustav Jung’tur. Ona göre Odipus karmaşası, erkek çocuğun annesine duyduğu cinsel arzuyu engellemek için babanın koyduğu bir yasaklamadan doğmaz. Dahası Jung’a göre erkek çocuğun anneye olan bağlılığı, cinsel bir sevgiden değil, annenin kendisine gösterdiği sevgi ve şefkatten kaynaklanır. Freud’dan farklı olarak, Jung, anneyi sadece çocuğun taşıyıcısı ve Odipus karmaşasının ortaya çıkışındaki başlıca etkenlerden biri olarak görmez. Bunun ötesinde anne, temel bir arketiptir. Dolayısıyla anne imgesi, insan hayatının farklı evrelerinde üstlendiği türlü kimliklerle, özellikle erkeğin kişiliğini değiştirici bir etkiye sahiptir.

Lacan’ın narsistik dönemi olarak kabul edebileceğimiz “ayna evresi” nde ise çocuk, başlangıçta parçalanmış olarak yaşantıladığı kendi beden imgesini, çevresindekilerin bütünsel imgelerinden dolayımlayarak bütünleştirir ve böylece ortaya “Ben” denebilecek bir şey çıkarsa da bu bütünlük Odipus sayesinde, dilbilimsel bir gösterenle temsil edildiğinde “Ego” kurulmuş olur. Lacan, ben deneyiminin bir imge dolayımıyla üstlenilmesi fenomenini göz önüne alarak, bu deneyimin bir yabancılaşma, bir kurgu üzerinde gerçekleşebileceğini söyler. Çocukluğun ilk evrelerindeki imgesel süreçte henüz “ben” ile “ben-değil” in ayrımı tam netleşmezken, sürekli gidip gelmenin benlik sınırında bir belirsizliği öne çıkarır. Söz konusu netleşme, ancak simgelerin mesafe koyucu, yabancılaştırıcı etkisi sayesinde kesinlik kazanabilir. Bu durumda imgesel düzen, insanın kendisiyle imajını karıştırdığı bir yapılanma sunar. Fantezi ile gerçeğin, ben ile “öteki” liğin karıştığı bir düzeydir bu. Lacan, buradan hareketle insan gerçekliğinin tam olarak kavranamayacağından söz eder. İmgesel ilişki, “Ayna Evresi”nin temel karakteristiği olmakla beraber, bu ilişki biçimi, tüm hayat boyunca sürer. Lacan’a göre egonun esas işlevi bir imgeyle özdeşleşmek, bir kültürel imge halinde kendini görmektir. Bir başka açıdan bakıldığında Lacan’ın öngördüğü teori, çocuğun kültürel kodlarını anneden alırken bununla birlikte fantezi ile gerçeklik yahut ben ile ötekilik kurgularını da alır. Ancak tüm bunlar ayna evresinde gerçekleşirken bazen aynanın kırık yahut paslı oluşu bir başka deyişle anne yokluğu tüm bu sistemleri alt üst eder.

Sezai Karakoç, “Balkon” şiirinde görüleceği üzere okuru ölümle karşı karşıya bırakır. Körfez, suyun topraktaki girintisi sonucunda aldığı biçimdir. Suyun, toprağa hücumuyla oluşan biçim, aynı zamanda suyun ölümle ilişkisini hatırlatır. “Körfez” in kısmen durgun bir yapıya sahip olması ve hemen ardından balkonlarla, çocuk ölümleriyle ilişkilendirilmesi, bu düşüncemizi doğrulayan bir gelişme olarak görülebilir. Kefenle özdeşleştirilen “çamaşır” da şairi balkonlara karşı çıkışa hazırlayan sebepler arasındadır.

Bana sormayın böyle nereye

Koşa koşa gidiyorum

Alnından öpmeye gidiyorum

Evleri balkonsuz yapan mimarların (Balkon)

Ölüm ve ayna imgeleriyle örülü “Anneler ve Çocuklar” adlı şiirde anne ve çocuğun ölümleri sonrasında devam eden hayat, büyük bir boşluk, şaşkınlık ve yalnızlıktır. Onları birbirine bağlayan ilişki, diğerleri için anlaşılmaz bir işarettir aynı zamanda. “Küçük bir leke” ya da “ip” bu ilişkinin temel simgeleri olarak göze çarpar. Leke, çocuğun küçük oluşuyla, çaresizliğiyle ve tek başınalığıyla açıklanırken “ip”, tutunabilecek bir nesne olmakla birlikte çocuk ve anne arasındaki sevgiye de işaret eder.

Çocuk öldü mü güneş

Simsiyah görünür gözüne

Elinde bir ip nereye

Bilmez bağlayacağını anne

 

Kaçar herkesten

Durmaz bir yerde

Anne ölünce çocuk

Çocuk ölünce anne (Anneler ve Çocuklar)

İkinci Yeni tarzına en çok yaklaşan “Kav” şiiri de şairin çocuğa ve çocukluğa bakışını yansıtan şiirlerinden biridir. “Çocuk”, “eski çağ”, “yeni çağ”, “rüya” gibi kelime ve imgeler, şairin zamanı ne kadar geniş bir perspektiften algıladığını göstermesi bakımından önem taşır. Geçen zaman, şaire göre bir rüyaya benzemektedir. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın rüya ve zaman ilişkisine benzer bir algının yer aldığı “Kav” şiirinde Karakoç, insanların geçmişi nasıl algılayacağına, zamana bakarken neleri kolaçan etmeleri gerektiğine dair yorumlara yer verir. Ona göre geçmişteki olaylar gibi zaman da tabiatla uyumlu olmalı; tabiata karşıt tüm değerlerden uzaklaşılmalıdır. Bu yola girildiğinde bütün insanlığın bir düğünde oyun oynayan çocukların mutluluğuna erişebilecekleri de şiirsel bir dille aktarılır.

Çocukluk, kimi zaman düşlerle elde edilen masalsı bir hava ile sunulur. Bu esnada tıpkı düşlerde olduğu gibi kendi içinde bir mantık geçerlidir.

Bir kere elime aldım mı çocukluğumu

Üstüne kerametler yazılı derilerde

Geleceği bildiren derilerde

Başlar yeni bir mantığın bağbozumu (Bahçe Görmüş Çocukların Şiiri)

Edip Cansever’in şiirsel öznelerinin çocuklukları kimi zaman yansıtıcı bilinçler tarafından değerlendirilirken, onların bugününe de ışık tutacak birtakım bilgiler verilir. “Bezik Oynayan Kadınlar” adlı kitapta Cemile’nin oğlu olan Cemal, her çocuk gibi annesine olmadık sorular sorar:

Durdu Cemal gibi biraz ötede

Durmuyor gibi durdu

Bu çocuk anlaşılmayanın ta kendisi

Yalnızca sordu, bu yüzden sana soruyorum ben de

Melekler dişi midir Hilmi Bey,

Dişidir diye tutturdu

Yani ben (Manastırlı Hilmi Beye İkinci Mektup)

Cemile, aynı şiirin sonunda yalnızca oğlu Cemal için değil tüm çocukluklar için şu yargıya varır:

Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk

Hiçbir yere gitmiyor

Cemal, şairin diğer çocuk karakterleri gibi hiç çocuk olmamıştır. Olmayacaktır da.

Cemal ise kendini yaşlı bir çocuğa benzetir. O “çocukların en yaşlısı” dır. Ancak sevilince kendini tadabilir ve kendine dönüşebilir. Cemile’ye göre Cemal annesini sevmez.

Edip Cansever’in şiirlerindeki çocuk imgelerinde, öncelikle, belirsizliğin altını çizmemiz gerekmektedir. Bu belirsizliğin gerçeküstücü imgelerle masal imgelerinin birleşmesiyle oluşturulduğu aşikârdır. Bu sebeple olsa gerek çocuklara ve çocukluğa ait bütün imgeler, genel olarak bakıldığında mutlu bir çocukluk dönemine ait olup olmadığını düşündürecek ölçüde karmaşıktır. Bir yanda saf bir anne ile aşk ve cinsellikle birlikte karşımıza çıkan üvey anne imgesinin varlığı, bu şaşırtıcılığı devam ettirir. Sürekli belirsizliğin hüküm sürdüğü bu şiirlerde bu yüzden yoğun bir duygusal çeşitliliğin yaşandığı da bu imgelerle kendiliğinden ortaya çıkar.

2019-04-04T13:24:07+03:00
Bülten Üyeliği
Yayınlardan haberdar olmak için mail adresinizi giriniz.
Gizlilik haklarınıza saygı duyuyoruz.
Bu İnternet Sitesi çerezler ve üçüncü parti uygulamalar kullanır. Tamam