SAFİYE EROL’A DAİR

2019-03-12T01:09:10+00:00

 

 

Yazar:Mehmet Nuri Yardım

 

 Sosyal bir hayatı seven Safiye Erol bir ara CHP meclisi azalığı da yapar. 1961-1964 yılları arasında ise Üsküdar İmar ve Kültür Derneği’nde çalışır. Türkiye Kadınlar Dayanışma Birliği mensubu olarak Milletlerarası Kadınlar Konseyi’ne üye olur ve 1960 yılında Ankara’da yapılan toplantıya Türkiye temsilcisi olarak iştirak eder. Bu arada başta Bursa ve Edirne olmak üzere çeşitli şehirlere seyahatlere çıkar. Gezip gördüğü yerler hakkında yazılar yazar. Spor yapmayı sevmektedir. Oturduğu eve yakın olan Çamlıca’da uzun uzun yürüyüşler yapar. İstanbul’un ilk kadın tenisçilerindendir.

 

 

Bazı yazarlar vardır ki, ölümleri yeni doğumlara, vefatları taze dirilişlere gebedir. Sonsuzluk diyarına göçseler de eserleri ve fikirleriyle, idealleri ve hayalleriyle yine yaşamaya ve aramızda bulunmaya devam ederler. Safiye Erol da bu talihli kullardan ve şanslı aydınlardan biri oldu.

Edirneli yazar Safiye Erol âdeta küllerinden yeniden doğdu. Unutulan büyük bir değer şükürler olsun ki Türkiye’de yeniden hatırlandı. Bu hatırlayış âdeta edebiyat dünyasında yeni bir keşfe vesile oldu. Vefa duygusunun unutulmadığını gösterdi.

Safiye Erol, geçmişte Ciğerdelen isimli romanıyla Türk okuyucusunun yakından tanıdığı önemli bir simaydı. Ne var ki yaklaşık çeyrek yüzyıldan beri eserleri kitapçılarda bulunmuyordu. Neredeyse ismi ve eserleriyle tamamen unutulmaya yüz tutmuştu. Kubbealtı’nın 2001’de kitaplarını yeniden yayımlamaya başlamasıyla yazarın talihi bir bakıma geriye döndü. Safiye Erol’un eserlerini titizlikle yayıma hazırlayan, Türkoloji konusundaki çalışmalarıyla tanınan değerli yazar Halil Açıkgöz’dü. Eserlerin gün ışığına çıkmasıyla aydınlar, edebiyatseverler ve roman tutkunları, Safiye Erol’u  okumaya ve tanımaya başladılar.

Bugün edebiyat dünyasında en çok tanınan ve okunan yazarlar arasında artık Safiye Erol da bulunuyor. Üniversiteler de Safiye Erol’u anmaya ve anlamaya başladılar. Bugün yazar hakkında bir çok bitirme tezi, yüksek lisans tezi ve doktora tezi yapılmış bulunuyor.

Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatı kadın romancıları arasında müstesnâ bir yere sahip olan Safiye Erol’un basılmış, tefrikada kalmış ve yayınlanmamış bütün eserleri yeniden okuyucuyla buluştu. Toplam yedi kitap. Şu anda hakkında kaleme alınmış üç eser bulunuyor. Sevinç Ergiydiren’in Edebiyat Araştırmaları Edebiyat Eleştirisi Üzerine Bir Deneme, Dr. Erdoğan Erbay’ın Safiye Erol’un Romanları Üzerine Bir İnceleme ve benim Safiye Erol kitabım.

Safiye Erol’un şahsiyeti ve eserleri hakkında son on beş yılda İstanbul, Ankara, Manisa, Edirne, Keşan ve diğer yerlerde pek çok toplantı yapıldı. Bu toplantılarda konuşmacılar Erol’un hayatını anlattılar, fikirleri ve eserleri üzerinde durdular.

Toplantılarla birlikte bir çok gazete ve dergide yüzlerce haber ve makale yayımlandı Safiye Erol ve eserleri hakkında. Böylece iyi bir yazar kendiliğinden, tabiî bir şekilde gündeme geldi.

Yazarın fikirleri ve sanatıyla yeniden kültür hayatımızın odağına yerleşmesi, şüphesiz edebiyatımızın renklenmesine ve hareketlenmesine de yol açtı. Selim İleri’den Beşir Ayvazoğlu’na, Mustafa Kutlu’dan Sabahat Emir’e kültür ve sanat dünyasının bir çok tanınmış ismi Safiye Erol’u öven yazılar yazdılar. Bu kadar önemli bir aydını geç tanımaktan üzüntü duyduklarını dile getirdiler. Gazete ve dergilerde yüzlerce yazı ve makale yayımlandı. Ümidimiz odur ki, genç romancı ve hikâyecilerimiz Safiye Erol gibi derinliği olan edebiyatçıları okur, fikirlerinden ve sanatından yararlanır, doğu-batı sentezinden filizlenen ruhla açılan edebiyat yolundan daha rahat ve emin bir şekilde yürüme imkânı bulurlar.

 

AİLE ÇEVRESİ

Safiye Erol, 2 Ocak 1902’de Edirne, Uzunköprü’de doğdu, Annesi Emine İkbal Hanım, babası ise belediyede kâtip olarak çalışan Sâmi Bey’dir. Ailesi Makedonya’nın Hacı Kadir Bey Mahallesi’nden gelmiştir. Evlâd-ı Fatihan olan bu Rumelili aile, tasavvufî neşveye sahiptir.

Romancımız henüz dört yaşındayken ailesi İstanbul’a taşındı ve Üsküdar Salacak’a yerleşti. Safiye’nin Melek ve Refiye adında iki kız kardeşi daha vardır. Melek dokuz yaşındayken üremi hastalığından hayatını kaybeder. Düyûn-ı Umûmiye idâresinde Mâliye Murakıbı olarak çalışmaya başlayan Sâmi Bey, kızına özel bir ihtimam gösterir. Onu on yaşına kadar okuduğu ilkokuldan sonra Fransız Mürebbiyeler Okulu’na verir.1914’te Haydarpaşa’daki Alman Lisesi’ne daha sonra da Beyoğlu’ndaki Alman Lisesi’ne devam eder.

Aile o sıralarda Bayezit’te Soğanağa semtine taşınmıştır. Balkan Harbi’nin korkunç yılları yaşanmaktadır. Sâmi Bey, Rumeli topraklarındaki akrabalarını fedakâr ve anlayışlı eşinin desteğiyle yanına aldırır. Evde bir anda otuz, kırk kişi yaşamaya başlar.

Safiye Erol 1917 yılında da Türk-Alman Derneği vasıtasıyla Almanya’ya gönderilir. Gurbet hayatı yaşamasına rağmen Almanya’da derslerinde başarılı olur. Kısa zamandan çevresinin dikkatini çeker. Özellikle okulun din dersi öğretmeni de olan papazın yakın ilgisiyle karşılaşır. Papaz’ın Safiye Erol’u Hıristiyan yapma gayretini aktaran ev sahibesi kadına, küçük Safiye’nin “İlmî ve dinî münakaşalar yapıyoruz, onu ben Müslüman yapacağım.” diyebilmesi aslında küçük yaşlarda bile aldığı sağlam terbiyenin ve bilhassa annesi İkbal Hanım’ın yüreğine attığı iman tohumlarının bir tezahürüdür.

Safiye Erol Almanya’nın Lübek şehrindeki Falkenplatz Lisesi’ni 1919 yılında tamamlar. Birinci Dünya Harbi’nin çalkantılı zamanıdır. İki yıllık bir beklemeden sonra 1921 yılında tekrar Almanya’ya döner ve Marburg an der Lahn Üniversitesi’nin felsefe bölümüne devam eder. Burada hocaları Elster ve Jensen’dir. 1921-1922 döneminde ise Freiburg’a geçer ve eğitimini burada sürdürür. Burda da Freiburg ve Fincke isimli profesörlerin talebesi olur. Münih’te başka hocalarla da çalıştıktan sonra 1926 yılında Geheimrat Hommel’in yönettiği şarkiyat doktorasını başarıyla bitirir. Tezinin konusu “Eski Arap Şiirinde Bitki Adları”dır.

 

MEKTEPTEN MEMLEKETE

 

Almanya’daki tahsilini tamamlayan, lise ve üniversiteyi bitirip doktora tezini veren Safiye Erol, 1926’da İstanbul’a döner. Yirminci yüzyılla yaşıt sayılan Erol, gittiği Almanya’da seçkin hocalardan köklü bir eğitim almıştır. Almanya’ya on üç yaşında gelmiştir. Artık “mektepten memlekete” dönecektir. Genç ve güzeldir. Bir Türk kızı için de oldukça cesur ve rahat sayılır üstelik. Almanca ve Fransızcayı öğrenir, Doğu dillerini ve kültürünü edinir.

 

Gönlünün yangını burada tutuşur genç Safiye’nin. Almanya’da tanıdığı, Hindistan’ın hürriyet mücahitlerinden pek ünlü bir Hintli genç, Safiye Hanımın kalbini çeler, körpe hayatında fırtınalar estirir. Niyetleri ciddidir. Evlenmeye karar verirler. Bu aşk ve tutkuyla okullarını bitirirler. Genç Hintli mücahit, Safiye Erol’a “Haydi, der. Memleketime gidelim. Orada, onların bana ihtiyacı var, benim de sana ihtiyacım büyük!” Yıllardır böyle bir dâveti heyecanla bekleyen genç kız da kararlı ve kesin sözlüdür: “Hayır, diye cevap verir. Benim memleketime gidelim, orada, onların da bana ihtiyacı var, benim de sana!” O an yollar ayrılır, sevdâlar bölünür. Genç mücahid Hindistan’a, Safiye Erol da Türkiye’ye yönünü çevirmiştir. Büyük Hint efsanelerine karışan küçücük aşk çiçeği “ketaki”, açarken solmuştur. Aradan yıllar geçer. Safiye Erol, içindeki yanardağı söndürmek, aşkını susturmak için sevdiği gencin kaldığı pansiyona gider. Titreyen eliyle zile basar. Kapıyı açan evin sahibesi Alman kadın, “Bu evin bütün duvarları resimlerinizle dolu.” diyerek büyük aşka olan tanıklığını belirtir. Ancak genç Safiye’nin aradığı, görmek istediği genç, artık yâd ellerdedir.  Kalbinin sesini susturur ve yüzünü memleketine çevirir. Artık kesinlikle ‘eve’ yani ‘memleketine’ dönecektir.

Safiye Erol, aşık olduğu ve yürekten bağlı bulunduğu ülkesine döndükten sonra hizmet için kollarını sıvar. Türkiye’nin birikimini yoklamak, kültürünü tanımak ve bu medeniyetin üzerine bir taş koyabilmek amacıyla harıl harıl çalışmaya başlar. Araştırmalar yapar, yazılar yazar, eserler telif eder. O zaman bazı gazeteler bu dönüşü “vatanını aşkına tercih ettiği” şeklinde yorumlayarak verir.

 

TÜRKİYE’YE DÖNÜŞ

 

1926’da Türkiye’ye dönen Safiye Erol, edebiyat faaliyetlerine 1930 yılından itibaren İstanbul’da roman yazarak devam eder. Millî Mecmua, Her Ay gibi dergilerde imzasına rastlanır. Yazarın o dönem içinde gazetelerde tefrika edilen eserleri geniş bir okuyucu kitlesine ulaşır ve beğenilir. Erol’un ilk romanı olan Kadıköyün Romanı’nı Ülker Fırtınası takip eder, ardından kendisine büyük bir şöhret temin edecek olan Ciğerdelen’i kaleme alır.  Erol’un Dineyri Papazı ise bilinen son romanıdır. Eserlerinde yaşadığı dönemin kültür, fikir ve sanat hayatını aksettiren yazar, şahsi hayatından da ipuçları verir. İstanbul bütün kültürel çehresi ve sosyal yaşayışıyla bu romanlarda yer bulur. Bir bakıma otobiyografik özellikler de taşıyan eserleri, Türk insanının batılılaşma ve modernleşme sürecinde yaşadığı sıkıntıları ve sancıları gerçekçi bir biçimde aksettirir. Safiye Erol, tasavvuftan aldığı ilham ve hızla eserlerini kaleme alan bir gönül eri olarak insanımızın ruhuna yakın bir çizgi takip eder. Onu, Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatında Necip Fazıl, Peyami Safa ve Sâmiha Ayverdi ile gelişen, insanımızın değerleriyle barışık millî, yerli ve metafizik edebiyatımızın temsilcilerinden biri kabul etmek gerekiyor.

 

VE KISA SÜREN EVLİLİĞİ

 

Safiye Erol Türkiye’ye döndükten sonra bir süre Alman firması AEG’de çalışır. Daha önce başladığı yazı çalışmalarını ise aksatmadan devam ettirmektedir. “Safiye Sâmi” imzasını kullanarak gazete ve dergilerde yazıları yayımlanmaktadır. Ayrıca “Dilâra” mahlasıyla hikâyeler neşreder ve bazı tercümeler yapar. İlk tercümesi Rabindranath Tagore’den bir şiirdir. Bu şiir Millî Mecmua’da yayımlanır. İlk telif yazısı da Tagore ile ilgili bir çalışmasına ödenir. Almanya’da tahsil hayatında bir hocasının “Sen Türkiye’nin Selma Lagerlöf’ü olacaksın.” sözü onu teşvik etmiştir.

 

Safiye Erol Türkiye’ye döndükten sonra Deniz Kuvvetleri çarkçıbaşılarından Necmeddin Erol ile evlenir. Son derece kibar, dürüst  bir kişidir Necmeddin Bey. Musikîden de hoşlanmaktadır. Bu mutlu olayın ardından bir yıl sonra derin bir acı yaşar Safiye Erol. 1932’de babası Sâmi Bey’i yitirir. Kızkardeşi Refiye de o sıralarda hayatını kaybeder. Safiye Erol hemen üstün bir fedakârlıkta bulunur ve annesiz kalan küçük yeğeni Aydın Erol’a sahip çıkar. Minik Aydın’ı yanına alır, yetiştirmeye ve ona bakmaya başlar. Daha sonraki yıllarda da nüfusuna geçirecektir. İyi bir eğitim alan ve doktor çıkan Aydın Erol, ömür boyu kendisine “annelik” eden teyzesine “abla” diye hitap edecektir.

Sosyal bir hayatı seven Safiye Erol bir ara CHP meclisi azalığı da yapar. 1961-1964 yılları arasında ise Üsküdar İmar ve Kültür Derneği’nde çalışır. Türkiye Kadınlar Dayanışma Birliği mensubu olarak Milletlerarası Kadınlar Konseyi’ne üye olur ve 1960 yılında Ankara’da yapılan toplantıya Türkiye temsilcisi olarak iştirak eder. Bu arada başta Bursa ve Edirne olmak üzere çeşitli şehirlere seyahatlere çıkar. Gezip gördüğü yerler hakkında yazılar yazar. Spor yapmayı sevmektedir. Oturduğu eve yakın olan Çamlıca’da uzun uzun yürüyüşler yapar. İstanbul’un ilk kadın tenisçilerindendir.

Safiye Erol’un sevdikleri şahsiyetler artık bir bir ondan ayrılmakta ve bu dünyadaki yalnızlığı artmaktadır. Bu defa, 1951 yılında eşi Necmeddin Bey’i kaybeder. Yirmi yıllık eşinden ayrılmak onu büyük bir keder içinde bırakır. Hemen ardından, bir sene sonra hamurunu yoğuran, dünyada en çok sevdiği insan olan annesi “Keşanlı İkbal Hanım” vefat eder.

Artık büsbütün yalnızdır Safiye Erol ve sığınacak limanı sadece kütüphanesi ve kitaplarıdır. Bir de yaslandığı ve mukaddes bildiği kalemi yanındadır.

 

GÖÇ KERVANI YOLA ÇIKANDA…

 

Gün gelir Safiye Erol’un da ömür vadesi dolar. Edirne Uzunköprü’de başlayan hayat yolculuğu Üsküdar Çiçekçi’de sona ermek üzeredir. İstanbul’da kaldığı semtler gözünün önünden gelir geçer. Kadıköy Rıhtım, Bayezit Soğanağa, Teşvikiye Maçka Palas, Fatih Çarşamba, Kadıköy Moda, Cağaloğlu Piyerloti ve Üsküdar Çiçekçi’deki mekânlar artık geride kalmıştır. İnzivayı özellikle tercih eden ve yalnız yaşamayı seven Safiye Erol, 1 Ekim 1964 günü aniden geçirdiği beyin kanamasının ardından hayata ve bütün sevdiklerine veda eder. Cenazesi Selimiye Camii’nden kaldırılarak Karacaahmet Aile Mezarlığı’na defnedilir. Kalabalık olmayan bir cenaze töreninin ardından ebedî âleme uğurlanır.

Uzun bir suskunluk dönemi başlamıştır. Edebiyat çevreleri 1964’ten 2001’e kadar âdeta böyle bir romancıdan hiç bahsetmez, eserlerini gündeme getirmez, fikirlerini konuşmazlar. Garip, anlaşılmaz bir tutumdur bu. Ahmet Hamdi Tanpınar’a uygulanan “sükût suikasti”ne, Safiye Erol da uğrar.

Peki Safiye Erol, bugüne kadar niçin bilinmiyor, tanınmıyor, okunmuyordu? Aslında yazar, eserlerini ilk verdiği 1950’li yıllarda bile şöhretinin zirvesinde olan bir kalemdir. Romanları gazetelerde tefrika edilmekte, kitapları yayımlanmaktadır. Ancak zaman içinde bu kıymetli romancımız anlaşılmaz bir sebepten dolayı unutuluverdi. Bu dram sadece Erol’la sınırlı değildi kuşkusuz. Allah’tan son 15-20 yıl içinde artık değerlerimize toplum olarak sahip çıkıyoruz. Eski hoyrat tavırları terkettik. Yaşayan sanatkârlara saygı gösteriliyor, yitik edebiyatçılarımız hatırlanıyor. Şüphesiz bu sevindirici ve olması gereken bir tavırdır. Zira biz değerlerimizle varız ve ayaktayız.

Yüreklere su serpen anlamlı çabanın hikâyesi 2001 yılında başlar. Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı yöneticileri o seneden sonra Sâmiha Ayverdi’nin de yakın arkadaşı olan Safiye Erol’un kitaplarını yayımlamaya başladılar. Bu yayın faaliyeti kültür ve edebiyat dünyasında büyük bir heyecana vesile oldu. Vakfın bünyesindeki Kubbealtı Neşriyatı, Safiye Erol’un kitaplarını basıp, hakkında önemli toplantılar yaparak bu çok değerli aydınımızı tanıttı ve adını geniş kesimlere duyurdu. Peki bu konuda bugüne kadar neler yapıldı? Kısaca söz edelim isterseniz.

YAZI YAZDIĞI GAZETELER UNUTTU

 

Safiye Erol ile ilgili olarak özellikle vefatından sonra Türk basın ve yayın organlarında yeterince yazının yer aldığını söylemek zor. Yaşarken, romanlarını tefrika eden, yazılarına yer veren gazeteler, denilebilir ki Erol’un vefatından sonra bu değerli yazarımızı tamamen unuttular. Ancak bazı vefalı ve kadirbilir yazarlar köşe yazılarında yazılar yazdılar. Bu iyi ve yürekli yazarlar arasında Nezihe Araz, Emel Esin, Tarık Buğra da bulunuyor. Matbuat ne yazık ki genelde sessiz kaldı. Safiye Erol’la ilgili olarak basın yayın organlarında yer alan yazıları dört ayrı kategoride değerlendirmek mümkün. Bunlar, Safiye Erol’un yaşarken kendisi hakkında çıkan yazı ve konuşmalar, vefatından sonra yayınlanan yazılar, 1964 ve 2001 yılı arasında Safiye Erol’u hatırlayanlar ile eserleri toplu olarak Kubbealtı’nda çıkmaya başladıktan sonra hakkında neşredilen yazılar… Şüphesiz en fazla ve doyurucu yazılar 2001’den sonra, yazarın eserlerinin yayımlanmasının ardından çıktı.

 

KAYBINA ÇOK ÜZÜLENLER

 

Safiye Erol’un 1 Ekim 1964 tarihinde vefatından sonra hakkında çıkan yazılar var. Meselâ yakın arkadaşı Nezihe Araz’ın Düşünen Adam’ın 5 Ekim 1964 tarihli nüshasında yayımlanan “Safiye Erol’un Ardından” adlı yazısı çok duygulu ve hüzünlüdür. Araz, “Onun muhteşem bir kuyruklu yıldız gibi ufkumuzu, hem de sessiz sedasız terk ediverişini kabullenmek çok güç. Fakat bana asıl, Safiye Erol gibi değerli bir kadının dünyamızdan çekilişine karşı gösterdiğimiz inanılmaz kaygısızlık, lâkaydi ve bîgânelik güç geliyor.” diyerek değerlerimize olan inanılmaz ihmâllerimize dikkat çeker.

Tarık Buğra da Erol’un vefatından sonra kaleme aldığı yazıda, “Safiye Erol bu yalan dünyadan, bir varmış bir yokmuş’lar âleminden göç etti ve biz bir ‘hanımefendi’yi kaybettik. Hanımefendi’nin taşıdığı mânâyı bilenler, Safiye Erol’u tanımasalar da bu ölüme, onu tanıyanlar kadar yanacaklardır.” diyecektir.

Bu kitapta geniş şekilde yer alacağı gibi Emel Esin, Selâhaddin Şar Altan Kurtay Kılkırdoğlu, Nazan Yeşim ve diğer yazarlar da vefat yazıları yazar, yüreklerindeki acıyı okuyucularıyla paylaşırlar. Şüphesiz bu kayıp esnasında en büyük kederi Safiye Erol’un “pîrdaşı” Sâmiha Ayverdi hisseder. Erol’un annesi Keşanlı İkbâl Hanım’ın ruh dünyasından ve gönül ikliminden bahseden Ayverdi, şu satırlarla yakın arkadaşını asıl sahibine emanet eder:

“Dört tarafından, örfün, âdetin, Hakk’a muhabbetin, Efendi’ye itaatin kemendleri ile bağlı olan Keşanlı İkbâl Hanım, kızını, daha çocuk yaşında iken öylesine delinmez bir zırh içine sokmuş olmalı ki, hiçbir kuvvet, onu delememiştir. Arkadaşımız ve sevdiğimiz Safiye Erol, Garb çevrelerinden kazandığı zihnî bilgileri yüzünden gurûrun ve benliğin yükü altında ezilmeden yaşadı. Sonunda da gönül dağarcığı, bir ulu Efendi’nin irfan ve îman hamûlesi ile dolup taştı. Yerin göğün kabul etmediği o ilâhî emânete gönlünde yer vermekle ululandı, bahtı açıldı. Yıllar yılı dirsek çürüterek kazandığı bilgilerinin vermediği saâdeti ‘Efendim var!’ dedikten sonra bulanlardan biri oldu.”

 

VE BUGÜNLER…

 

Safiye Erol’un vefatından sonra çıkan yazılar tabii ki bunlarla sınırlı değil. Ancak 1964’ten 2001 yılına kadar geçen zaman içinde gazete ve dergilerdeki yayınların sayısı çok sayılmaz. Safiye Erol’u hatırlayan ve romanlarından söz eden Selim İleri’ye teşekkür etmek boynumuzun borcu. Bir de Kubbealtı Akademi Mecmuası’nda çıkan bazı makaleler… Safiye Erol’un vefatından sonra en dokunaklı ve ince duyguları içeren hâtıraları,  Sâmiha Ayverdi kaleme almıştır. Zaman zaman bazı gazete ve dergilerde  Safiye Erol’u anlatan yayınlara rastlıyoruz. Onlardan biri Nazir Akalın’a ait. Akalın, “Unutulmuş Bir Romancı: Safiye Erol” başlıklı yazısında, Erol’un “orta ve yüksek öğrenimini Avrupa’da yapmış olmasına rağmen, mensup olduğu milletin mukaddesat ve mukadderatına ihanet etmemiş ender yazarlardan biri” olduğunu özellikle vurgular.

1994’te yayımlanan İstanbul Ansiklopedisi’nin üçüncü cildinde Safiye Erol maddesi de bulunmaktadır. Maddenin yazarı âşinâ bir isim: Selim İleri. Yazar, bu yazısında Erol’un hayatı, sanatı ve eserleri üzerinde durur. İleri’nin genelde Milliyet ve daha sonra Cumhuriyet gazetelerinde yayınlanan yazılarında Safiye Erol’dan sık sık bahsettiğini görürüz.  Cumhuriyet gazetesinin 13 Şubat 1998 tarihli “Yazı Odası” sütunundaki “Kadıköyü’nün Bazı Sokakları” isimli yazısında Kadıköy’den bahsederken romancımızı hatırlar:

“Safiye Erol’un zaman zaman andığım, keşke yeniden yayımlansa diye kalbimden geçirdiğim bir romanı vardır: Kadıköyü’nün Romanı. Doğumumdan on yıl önce yayımlanmış. 1939’da. Hatırladığım, bir türlü unutamadığım Kadıköyü’nü anlatır.”

Yazar, daha sonra romanda altını çizdiği sevdiği bölümleri alır yazısına. 6 Şubat 2001 tarihli “Bir Roman Kapağı” başlıklı yazısında yine sevdiği yazar ve romanları vardır:

“Romancının adı Safiye Erol. Böyle bir addan bugün kimsenin haberi yok. Oysa ‘kent kültürü’nü araştırmak isteyenler, -kimbilir kaç kez yazdığım gibi- onun bir eserine, Kadıköyü’nün Romanı’na mutlaka başvurmak zorundalar.”

Selim İleri, Kadıköyü’nün Romanı’nda çocukluğunun geçtiği Moda ve Şifa semtlerini sevgiyle anar. Ardından Ülker Fırtınası’ndan söz eder.

 

 

 

HER ŞEY BİR TOPLANTIYLA BAŞLADI

 

Safiye Erol’un şahsiyeti ve eserleri hakkında ilk toplantı, Türk Kadınları Kültür Derneği İstanbul Şubesi tarafından 2001 yılında Ortaköy’de yapılır. Programda yazarın Türk fikir ve sanat hayatındaki yeri üzerinde durulur. Konuşmacılar Prof. Dr. Kenan Gürsoy, Prof. Dr. Sema Uğurcan ve Halil Açıkgöz’dür. Toplantının ardından bütün eserlerinin Kubbealtı tarafından yayımlanacağı müjdesi verilir. Bu kıvılcım, Safiye Erol’un yeniden doğumunun ilk işaretidir. Daha sonra eserleri ard arda okuyucuya ulaşmaya başlayacaktır.

Sevindirici olan şu ki, Safiye Erol bugün artık okunuyor. 2001 yılında Kubbealtı Neşriyatı tarafından daha önce tefrikada kalmış kitapları dahil yazarın yedi eseri ard arda kitapseverlere sunuldu. Bu yayın, Türkiye’de kitap ve kültür dünyasının büyük ilgisini çekerken, gazetelerde, dergilerde, radyo ve televizyonlarda Safiye Erol’un adı duyulmaya, hakkında toplantılar yapılmaya, yazılar yazılmaya başlandı. Safiye Erol’u hayatı, fikirleri ve romanlarıyla gündeme taşıyan ilk toplantının ardından başka toplantılar yapıldı. Yazarın kitapları yayına hazırlanırken gerçekleştirilen bu toplantılar, unutulmaya yüz tutan bu entelektüelimize dikkatlerin yeniden çekilmesini sağladı. İlk toplantıyla ilgili olarak  benim kaleme aldığım Türkiye gazetesinin 30 Mayıs 2001 tarihli sayısında bir haberi yayımlanmıştı. “Yeniden Ciğerdelen” başlıklı haber şu satırlarla başlıyordu:

“Bazı yazarlar zaman içerisinde unutuluveriyor. Verdikleri değerli eserlerin üstüne küller serpilebiliyor. ‘Ciğerdelen’in yazarı Safiye Erol da nisyâna terkedilen kıymetli kalemlerden biri. Erol’la ilgili yapılan toplantıda yazarın bütün eserlerinin Kubbealtı Kültür ve Sanat Vakfı tarafından yeniden basılacağı müjdelendi.” Haberde edebiyat araştırmacısı Halil Açıkgöz, Prof. Dr. Sema Uğurcan ve Prof. Dr. Kenan Gürsoy’un konuşmalarından da kısa özetler sunuluyordu. Yazarın üç fotoğrafının yer aldığı sayfada ayrıca Safiye Erol’un biyografisi bulunuyordu.

 

BİR ANDA HATIRLAYIŞ

 

Eserlerinin yayımlanmasından sonra, birçok gazete ve dergide Safiye Erol ile ilgili yazılar yayınlanmaya başlanırken, dinleyici ve seyirciler de radyo ve televizyonlarda Safiye Erol ve romanlarıyla ilgili haber ve yorumları duymaya ve dinlemeye başlarlar. Yazarı, Ciğerdelen romanından hatırlayanlar olduğu gibi, bu adı ilk defa işitenler de vardır. Romancının bütün eserlerinin yeniden neşredilmesi, edebiyat çevrelerinde şaşırtıcı ve büyük bir heyecan uyandırır. Gazeteler, radyolar, televizyonlar, dergiler ve internet siteleri, Erol’un bütün eserlerinin gün ışığına çıkmasının haberlerini geniş şekilde verirler. Bu haber, yazı ve duyurular, “Safiye Erol Merhaba”, “Romancı Safiye Erol’a Vefasızlık Sona Eriyor”, “Saklı Hazine Günışığında”, “Safiye Erol Yeniden Doğdu” gibi başlıklarla edebiyatseverlere duyurulur. Selim İleri, Beşir Ayvazoğlu, Mustafa Kutlu, Halil Açıkgöz, Kâzım Yetiş, Sema Uğurcan, Muhterem Yüceyılmaz ve Sabahat Emir’in de aralarında bulunduğu bir çok yazar Safiye Erol’a dair makaleler kaleme alırlar.

Safiye Erol ile ilgili ilk toplantıdan sonra Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı, Ankara Türk Kadınları Kültür Derneği, Türk Edebiyatı Vakfı, Altay Vakfı, ESKADER ve diğer kuruluşlar Safiye Erol hakkında muhtelif zamanlarda ve yerlerde toplantılar düzenlerler. Bu programlar arasında 15-16 Mayıs 2003 tarihlerinde Keşan’da gerçekleştirilen “Keşan Sempozyumu”nda Safiye Erol’a ilim dünyası gecikmiş borcunu öder ve edebiyat / düşünce dünyamızdaki önemli yerini teslim eder. Keşan Kaymakamlığı ve Trakya Üniversitesi Edirne Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin işbirliğiyle Endüstri Meslek Lisesi’nde düzenlenen sempozyumda Safiye Erol’un ailesi, hayatı, eserleri, sanatı, düşünceleri hakkında değerli tebliğler verilir. Safiye Erol’un bütün kitaplarını neşre hazırlayan Halil Açıkgöz “Safiye Erol’un Annesi Keşanlı Emine İkbal Hanım”, Doç. Dr. Recep Duymaz, “Ciğerdelen’deki Keşan”, Doç. Dr. Şevket Toker, “Safiye Erol ve Eserleri”, Mehmet Nuri Yardım da “Türk Aydınlarının Safiye Erol’u Keşfi ve Tehirli Yolculuğu” konulu tebliğlerini sunarlar. Bu ilmî sempozyumdan sonra başka üniversiteler de benzer toplantılar tertip eder.

Özellikle sayısı artan üniversitelerin Türk Dili ve Edebiyatı bölümlerinde, Safiye Erol hakkında mezuniyet, yüksek lisans ve doktora tezleri yapılır. Trakyalılar, bilhassa Edirneliler, hemşehrileri Safiye Erol’a sahip çıkarlar. Edirne Valisi Hasan Duruer, 28 Aralık 2012 tarihinde Deveci Han Kültür Merkezi’nde bir konferans daha düzenletir. Türk edebiyatında özgün bir yeri olan yazar Safiye Erol’u konu alan “Aydınlarımızın Gözüyle Safiye Erol”  adlı konferansı bu satırların yazarı verir. Orada yaptığım konuşmada özetle dedim ki: “Safiye Erol Türkiye’nin çok değerli bir yazarı ve aydınıdır. Özelde Edirneliler, genelde Trakyalılar çok talihlidir; çünkü Safiye Erol, bütün eserlerinde Edirne sevgisinden, Selimiye Camii’nden, Trakya muhabbetinden uzun uzadıya söz eder. Edirneliler de inanıyorum ki genci yetişkiniyle, onu daha çok sevecek, eserlerini okuyacak ve sahipleneceklerdir.

Safiye Erol eserlerinde bir çok konuyu işlemiştir, ama öncelikle bir ‘aşk yazarı’dır. Romancımız hakkında basında en çok yazı kaleme alanlardan Selim İleri, Hürriyet gazetesi’nden Emel Armutçu’nun kendisiyle yaptığı röportajda, “Aşkı en iyi anlatan yazar, adı bilinmeyen Safiye Erol’dur.” diyerek dikkatleri bir kez daha Ciğerdelen yazarına çevirtir.

 

AYDINLAR ROMANCIYI KEŞFEDİYOR

Kültür ve edebiyata değer veren yayın organlarında Sâfiye Erol gündemde kalmaya devam ederken,  aylık edebiyat dergileri de konuya ilgisiz kalmazlar. Hikâyeci Sabahat Emir Safiye Erol ile yeni tanıştığını ve büyük bir yazarla karşı karşıya bulunduğunu anladığını belirttikten sonra, “Safiye Erol’un zengin bir kültür birikimiyle örülü, akıcı ve özgün üslubu ben sarıp sarmaladı. Bu değerli ve çarpıcı yazarı şimdiye kadar tanımadığım için kendi kendime esef ettim. Edebiyat Fakültesi’ndeki hocalarımın zaman zaman yaptıkları edebî sohbetlerde neden Safiye Erol’dan bahsetmediklerine şaşırdım.” der. Ciğerdelen’in “post-modern bir aşk romanı” olduğuna dikkat çeken Sabahat Emir, yazısını şu satırlarla bitirir: “Safiye Erol’u anlamak; özgün üslubunun tadına varmak belli bir olgunluk ve kültür birikimi gerektiriyor. O, özel bir yazar. Okuyucusunun da özel olması gerekiyor. Televole kültürüyle yetişen şimdiki gençlere onu okutmak çok zor. Ama okumamaları da büyük kayıp. Çünkü anlatılan, kaybettiğimiz tüm değerler…”

Yıllardan beri bazı ciddi gazeteciler ve araştırmacılar harıl harıl Safiye Erol’u okuyor, hayatı ve eserleri üzerinde araştırmalar yapıyor, onu anlamaya çalışıyorlar. Üniversitelerde önemli tezler yazılıyor. Edebiyat kamuoyunun  giderek artan ilgisi, kuşkusuz çok sevindiricidir. İyi bir yazar, sağlam bir romancı olan Safiye Erol âdeta küllerinden yeniden doğdu. Tanpınar örneğinde görüldüğü gibi bu doğumların -yarım yüzyıllık bir gecikme de olsa- ülkemiz adına oldukça yararlı olduğuna inanıyorum. Sevincimiz, kıvancımız “iyi bir yazar”ımızın, büyük bir aydınımızın, değerli bir sanatçımızın, -güdümlü olarak değil hasbî ve kendiliğinden- romanlarıyla yeniden edebiyat ve düşünce gündemimize taşınması ve hakkında ciddi yazıların ve donanımlı makalelerin kaleme alınmasıdır. Türk aydını, Safiye Erol gibi bu toprağın kıymetini bilen, insanının değerlerine saygılı olan entelektüelleri tanıdıkça, düşüncelerini anlamaya çalıştıkça, önyargılardan uzaklaşıp daha tutarlı fikirlere ulaşacağı gibi yere de daha sağlam adımlarla basacağı kanaatindeyim.

 

 

 

EDİRNE ÜNİVERSİTESİ ÖZLEMİ

Safiye Erol hakkında bugüne kadar Türkiye’nin bazı bölgelerinde toplantılar, programlar yapıldı. Şüphesiz bunlardan en anlamlısı, memleketi Edirne’de gerçekleşen paneldir. Safiye Erol, ölümünün 45. yılında, 2009 yılında düzenlenen panelle yâd edilir. Edirne Valiliği, Kubbealtı Akademisi Kültür Sanat Vakfı ve Yöre dergisinin işbirliğiyle düzenlenen “Safiye Erol Paneli”nin açılışında konuşan (o dönemin valisi) Edirne Valisi Mustafa Büyük, Edirne’li şair ve yazarları merak edip araştırdığında bu çalışmalar içerisinde en fazla dikkati çeken kişinin Safiye Erol olduğunu fark ettiğini söylemişti. Büyük, konuşmasında şu görüşlere yer vermişti:

“Safiye Erol’u insanına ve kültürüne sahip bir insan olarak gördük. Bu da bizimle bu toplantılara, anmaya vesile oldu. Son yıllarda kendimizi tanımada zorluklar yaşadığımızı söylemem herhalde yanlış olmaz. Bu konuda bize rehberlik edecek en önemli isimlerden birisi Safiye Erol. Gençlerimize, insanımıza, hele hele Edirnelilerin kendilerinden birisini tanıma noktasında Safiye Erol ismini belirtmek istiyorum. Öyle ise belki geleceğe ümitle bakacağız.”

Trakya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Enver Duran da salonu dolduran öğrencilere yönelik yaptığı konuşmada toprağına, insanına ve kültürüne sahip çıkmayan bir milletin onurundan söz edilemeyeceğini belirterek Safiye Erol’un okunmasının önemine temas etmişti. Mimar Sinan Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü e. öğretim üyesi Prof. Dr. Abdullah Uçman ise, Uzunköprü ilçesinde doğan edebiyatçı Safiye Erol’un Edirne ile ilişkilerini değerlendirirken önemli tespitler yapmıştı. Küçük denecek yaşta Almanya’da kalmasına rağmen Safiye Erol’un kimliğini kaybetmeden hayatını sürdürmesinin çok önemli olduğunu vurgulayan Uçman, konuşmasını şöyle tamamlamıştı: “Safiye Erol, önemli değerlerini yitirmeyen bir edebiyatçımız. Edirne’ye gönül bağıyla bağlı. Hayatının sonuna kadar kimliğini, kültürünü koruyan ve Edirne’ye gidip gelen biriydi.” Yazar Muhterem Yüceyılmaz da Safiye Erol’un, bilgi ve birikimi ile Türk edebiyatı için kapağı yeni açılan bir derya olduğunu dile getimişti konuşmasında. Yüceyılmaz, “Safiye Erol bir deryadır. Kapağı yeni açılıyor. Türkçemizin kudretinde en güçlü kalemlerindendir.” diye konuşmuştu. Trakya Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Recep Duymaz ise Safiye Erol’un 1960 yıllarda gündeme getirmeye başladığı Edirne Üniversitesi özlemini anlatırken onun, Edirne Üniversitesi özleminin Trakya Üniversitesinin kurulmasıyla yerine getirildiğini sözlerine eklemişti.

 

GEÇ AÇILAN BİR TALİH

 

Kimi yazarların talihi sonradan açılır. Geç farkedilir değerleri… Sâfiye Erol da yıllar sonra kıymeti anlaşılabilen ve değerlendirilebilen bir aydın oldu ülkemizde. Değişik dünya görüşlerinin, farklı görüşlerin temsilcileri yazar ve aydınların ilgi odağı olmaya başladı. Tabii bu keşifte en büyük payın, yazarın bütün eserlerini kültür dünyamıza kazandıran Kubbealtı’na ait olduğunu söylemek bir hakşinaslık olur. Zamanlamanın da oldukça yerinde olduğunu belirtmek gerek.

Safiye Erol, Ciğerdelen isimli romanıyla Türk okuyucusunun yakından tanıdığı önemli bir isim her şeyden önce. Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatı kadın romancıları arasında ayrıcalıklı bir yere sahip olan yazarın basılmış, gazetelerde tefrika edildiği halde yayımlanmamış bütün eserleri tam on sekiz yıldır okuyucularıyla buluşuyor. Erol’un Ciğerdelen, Ülker Fırtınası, Kadıköyün Romanı ve Dineyri Papazı adlı dört romanı ile Çölde Biten Rahmet Ağacı isimli eseri neşredildi. Ardından bütün yazıları Makaleler’de kitaplaştı. Son olarak hikâyeleri Leylâk Mevsimi adıyla bir araya getirildi.

Küçük yaştan itibaren aldığı doğu ve batı kültür unsurları ile yaradılıştan getirdiği olağanüstü tahlil kabiliyeti birleşince Safiye Erol mükemmel bir entelektüel oldu. Eserlerinin en önemli özelliği, İstanbul’un kaybolan eski semt manzaraları bakımından bir arşiv niteliği taşımasıdır. Üslubu son derece sağlam ve güzel olan Safiye Erol’un tasvir ve psikolojik tahlilleri ise isabetli ve dikkat çekicidir. Sâmiha Ayverdi’nin vasıta olmasıyla tanıştığı mütefekkir ve mutasavvıf Ken’an Rifâî onun hayatında dönüm noktası olmuş, eserlerinin muhtevaca zenginleşmesini ve derinlik kazanmasını sağlamıştır.

“Sanatkârın, esere ulaşmak için ödediği bedel, gurbet ve hasret ikliminde tek başına yaşamaya katlanmaktır. Tabiat bir terkip, cemiyet de öyle, sanat ise hem tabiat hem cemiyet kanunlarını aşarak, aşmaya mecbur olarak ortaya çıkan üçüncü terkiptir.” diyen Safiye Erol’un yazı yazmayı ciddî hatta hayatî bir iş edindiğini görürüz. Bir bakıma yaşamasının temel hususiyeti yazmak olmuştur. Bu güç onu ömrünün sonuna kadar ayakta tutmuş ve ümitvar kılmıştır.

Safiye Erol, tasavvuftan devşirdiği ilham ve inançla eserlerini kaleme alan bir gönül eri olarak insanımızın ruhuna yakın bir çizgi takip eder. Onu, Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatında Necip Fazıl, Peyami Safa ve Sâmiha Ayverdi ile gelişen “ruhanî edebiyat”ımızın temsilcilerinden biri saymak gerekiyor. Yazarın yakın dostu, düşünce insanı Sâmiha Ayverdi Bağ Bozumu isimli eserinde Safiye Erol’u şöyle tanımlar: “Bu uyanık ve tahlilci kafa ele aldığı bir meseleyi didikleyip teşrîh masasına yatırdıktan sonra öyle bir terkibe götürürdü ki artık önünüzde parçalanmış meselelerin yerine toparlanmış bir bütün görürdünüz.”

 

ESERLERİNE KISACA BAKIŞ

 

Bütün eserleri 2001’den beri Türkiye’de okuyuculara sunulan yazar Safiye Erol’un ilk romanı Kadıköyü’nün Romanı, 1935 yılında Vakit gazetesinde tefrika edilir. Kitap olarak ise 1938’de yayımlanır. Yazar bu romanı üzerinde üç yıl çalıştığını belirtir. Romanda, Kadıköyü’nde yaşayan ve altı gençten oluşan bir grubun 1930-1940 yılları arasında yaşadıkları modern hayatı anlatılıyor. Aşk duygusunun bütün dalgalanmaları ile tahlil edildiği kitap, üslûbu ve ele aldığı konular bakımından orijinal bir yere sahiptir.

Ülker Fırtınası ise 1938’de Cumhuriyet gazetesinde tefrika edilir ve 1944 yılında kitap olarak yayımlanır. Ülker Fırtınası bir bakıma aşk, müzik ve insan romanıdır. İnsanın kendi derinliklerini araştırdığı bir psikolojik roman. Günlük hayat, kültür ve yaşayış biçimlerinin tahlilleri roman boyunca verilmektedir.

Safiye Erol’un en çok bilinen, tanınan, sevilen ve okunan eseri muhakkak ki Ciğerdelen’dir. İlk baskısı 1946’da yapılmıştır. Roman, Safiye Erol’un köklerini ve Rumeli sevdasını ortaya koyduğu başeseridir. Yazar bu romanında yirminci yüzyılda cereyan eden bir aşk hikâyesini, hamâset dolu bir Rumeli efsânesiyle birlikte dile getirirken ecdâdın Balkan topraklarındaki mâcerasını da akıcı ve tesirli bir dille anlatıyor. Safiye Erol’un hakkında en çok yazı yazılan ve övülen eseri budur. 1974’te Boğaziçi Yayınları tarafından ikinci baskısı yapılan Ciğerdelen’in 11. baskısı gerçekleştirilmiştir. Bu bile Safiye Erol’un Türkiye’de gerçek okuyucusunu bulduğunu göstermektedir.

Safiye Erol’un Ken’an Rifâî ile tanışmasının ardından kaleme aldığı Dineyri Papazı’nda tasavvufî hava daha yoğundur. Yaşadığı fikrî ve ruhî değişiklik bu romana olduğu gibi akseder. 1950’li yılların başında Tercüman gazetesinde tefrika edilen roman, 1955’de kitaplaşır. Romanda işlenen konular yine günlük hayat içinde insanın kendi kendisin sorgulaması mahiyetindedir.

Yazarın 1962’de Yeni İstanbul gazetesinde, Hazret-i Muhammed’in hayatından safhaları anlattığı Çölde Biten Rahmet Ağacı isimli eseri tefrika edilir. Hazreti Peygamber’in hayatının dile getirildiği eser, Hicret’e kadarki safhayı ele almakta, mukaddes kadınların beşerî tarafları ile, teveccüh ettikleri ilâhî prensipleri nasıl telif ettikleri de vurgulanmaktadır. Her gün bir yazı tefrikası olmak kaydıyla otuz gün Ramazan ayı boyunca toplam otuz yazı yayımlanır. Bu kitap da 2001’de ilk defa Kubbealtı tarafından kitaplaşır. Eserin 5. baskısı 2013’te yapılır. Yazarımız, Hicret’e kadar kaleme aldığına göre, belki de devamını yazmayı düşünmüştü, ancak ölüm göçü buna fırsat tanımadı. Tefrika edildiğinde geniş okuyuculardan büyük ilgi gören eser, Müslüman Türk insanının peygamberine olan büyük sevgisinin de bir işareti sayılabilir.

Safiye Erol’un üç hanımla birlikte (Sâmiha Ayverdi, Nezihe Araz ve Sofi Huri) kaleme aldığı Ken’an Rifâî ve Yirminci Asrın Işığında Müslümanlık kitabında geniş ve felsefî bir etüdü yer alır. Bu değerli etütte Safiye Erol’un metafizik görüşlerini toplu olarak görebiliriz. Aklı ve iman arayışı arasında kalmış günümüz insanına ilâhî dostluğun kapılarını açan kitap, 20. yüzyılın büyük mutasavvıfı Ken’an Rifâî’nin hayatını, çeşitli konulardaki görüşlerini ortaya koyan ve huzurunda tutulmuş sohbet notlarından örnekler veren, hakikati arayanların okurken istifade edeceği biyografik ve değerli bir eserdir.

Safiye Erol’un bereketli geçen bir çalışması da Nihad Sâmi Banarlı, Nezihe araz, Sofi Huri ve Sâmiha Ayverdi ile birlikte Kenan Rifâî’nin Şerhli Mesnevî Şerif’ini hazırlayanlar arasında bulunmasıdır. Her salı günü, dönüşümlü olarak yazarların evlerinde gerçekleşen bu ilim, hikmet ve muhabbet meclislerinde sıra Safiye Erol’a geldiğinde ikamet ettiği Maçka Palas’taki dairesinde dostlarını kabul etmektedir.

Öte yandan Hasan Âli Yücel’in Milli Eğim Bakanı olduğu dönemde bakanlık tarafından başlatılan dünya edebiyatından tercüme faaliyetine de katılan Safiye Erol, Selma Lagerlöf’ün Portugalya Kraliçesi (1941) ve La Motte Fauque’den Su Kızı (1945) adlı kitaplarını Türkçeye kazandırır. 

 

MAKALELER’İN GÜCÜ

 

Safiye Erol’un romanları elbette çok önemlidir ama en az bunlar kadar makaleleri de değerlidir. Gazete ve mecmularda kalmış olan bütün makaleleri de yine Halil Açıkgöz’ün titiz çabası ve Kubbealtı’nın himmetiyle ilim, irfan ve kültür hayatımıza kazandırıldı. Eser, ilk olarak 2002 yılında neşredildi. Kitapta yer alan makaleler, sıradan yazılar değil. Doğu ve Batı dünyalarını yakından tanıyan sistemli bir düşünce sahibinin, büyük bir birikimin ürünü olarak ortaya koyduğu, derin araştırma sonucu meydana getirdiği çarpıcı sentezler ve zengin tahlillerdir. Hayatı boyunca kaleme aldığı, çeşitli dergi ve gazetelerde dağınık kalmış makalelerin bir araya getirilmesi fikir hayatımız bakımından son derece istifadeli olmuştur. İslâm’ın insanımıza kazandırdıkları, Türk insanının meziyetleri, İstanbul medeniyeti, insan, kültür, manevi mirasımız konularının etraflıca işlendiği bu makaleler, yazarın romancılığı yanında kuvvetli bir fikir ve kültür insanı olduğunu da göstermiş oluyor. Safiye Erol Külliyatı’nın altıncı kitabı olarak gün ışığına çıkan eserin tanıtım toplantısında, Safiye Erol’un bütün eserlerini yayına hazırlayan Halil Açıkgöz ile kitaba önsöz yazan Selim İleri birer konuşma yapmışlardı.

O toplantıda Halil Açıkgöz, Safiye Erol’un hayatından yola çıkarak, Türk düşünce hayatında açtığı ufuklardan bahsetmişti. Yazarın unutulmuş bazı kelimeleri ilk defa romanlarında kullandığını ve Türkçeye yeniden kazandırdığını ifade eden Açıkgöz, “Onun eserlerini okuyanlar bugün bilinmeyen bir çok kelime ile karşılaşıyor. Bu durum, dilimize ve edebiyatımıza büyük bir kazançtır.” demiştir. Batılı anlamda tam bir romancı olan Safiye Erol’un ‘destancı’larla karıştırılmaması gerektiğini vurgulayan Açıkgöz’e göre, “O, eserlerinde medeniyetimizi işliyor. İnsanın problemlerini dile getiriyor. Feminist değil ama, erkeğin ve kadının yanında. Batının kadını nasıl bir meta haline getirdiğine işaret ediyor.”

Makaleler kitabına uzun bir önsöz yazan Selim İleri ise Safiye Erol’un iç dünyasının zenginliklerine temas eder. İleri, “Yazarın Makaleler’ini okuyunca çok farklı bir dünyaya girdim. Safiye Erol, polemiklere girmeden, kalp kırmadan eleştiri yapıyor. Bir gönül,  bir ruh insanı olarak iç dünyasını yansıtıyor. Bugün örneğine az rastlanan bir yazar.” diye konuşmuştu.

Ve son olarak Safiye Erol’un Kubbealtı Akademi Mecmuası’nın değişik sayılarında neşredilen hikâyeleri de Leylâk Mevsimi adıyla kitaplaşmış bulunuyor. “Dilâra” müstear adıyla yayımlanan bu hikâyelerin “Metruk Yalıda Garip Bir Gece”, “Aleksandra Filipovna”, “İlk Efendim Pomak Ali Efendi”, “Laz Sıtkı’nın Florya’da Hovardalığı”, “Leyâk Mevsimi” ve “Dört Kişi” başlıklarını taşıyordu. Bu altı hikâyenin dışında Tahsin Yıldırım’ın çabasıyla bulunan ve benim Safiye Erol Kitabı’mda yayımlanan “Gel Seninle Dertleşelim”  isimli hikâyesi de çok güzeldir.

Safiye Erol’un yazı hayatına başladığı yıllarda yayımlanmış hikâyeleri, neşredildiği devrin dilinin en güzel şekilde kullanıldığı, gerçekçi bir anlatım ve eşsiz bir üslûpla yazılmış, eski mecmuaların tozlu ve sararmış sayfalarından derlenmiş ve Selim İleri’nin takdimi ile birlikte enfes hikâyelerden meydana gelmiş bir eser olup hikâyeciliğimize ayrı bir boyut getirmektedir.

 

BOŞNAKLAR CİĞERDELEN OKUYACAK

Keşan’da annesinin evinin bulunduğu eve “Safiye Erol Sokağı” adı verilen, Üsküdar Çiçekçi’de son oturduğu dairenin bulunduğu apartmanın kapısına Üsküdar Belediyesi tarafından pirinç levha asılan Safiye Erol’un ismi, artık Türkiye’nin sınırlarını da yavaş yavaş aşmaya başladı. 2012 yılında Safiye Erol’un en çok sevilen romanı Ciğerdelen Boşnakça’ya çevrildi. Bosna Hersek’te Safiye Erol’un bölgeyi anlatan Ciğerdelen’i yayımlanırken, Türkiye Kültür ve Turizm Bakanlığı da bu yayına destek oldu.

Derin bir kültüre, köklü bir birikime ve kuvvetli bir üsluba sahip olan Safiye Erol’un eserlerinde, doğu ve batıyı tanıyan bir aydının güçlü ve sahici tahlilleri dikkat çeker. O, Tanzimat’tan sonra medeniyet buhranı geçiren, kültür bunalımı yaşayan insanımızın karşılaştığı çıkmazları, içinde bulunduğu açmazları ve geçirdiği hafakanları fark edebilen ender, uyanık şuur sahiplerinden ve büyük zekâlılardandır. Zevkle okunan eserleri, okuyucuyu aynı zamanda meçhul zannedilen insanın hakikatına,  eşyanın mahiyetine ve mâverânın mânâsına götürüyor. Metafiziğin harikulâde sırlarını ifşâ ediyor. Safiye Erol dün okunan, bugün de alaka uyandıran ve yarına da kalacak bir kıymetimiz. Aydınlarımız, günümüze manidâr izler ve mesajlar bırakan bu münevverini yakından tanıdıkça, şüphesiz memleket meselelerine daha kalıcı çözümler üretebilecek, ruh dünyasına ve fikir iklimine yolculuk edenler, bambaşka ufuklar, yepyeni hayâller ve rengârenk güzellikler bulacaklardır.

 

ONUNLA VE ONA DAİR KONUŞMALAR

 

Safiye Erol’la yapılmış röportajların sayısı fazla değil. Feridun Kandemir’in “Edebiyat Alemi” başlıklı seri mülâkatları arasında yer alan röportaj önemlidir. “Ciğerdelen Müellifi Safiye Erol Diyor ki…” başlıklı yazı, romancımız hakkında aydınlatıcı bilgiler ihtiva ediyor. Romancımız, 28 Temmuz 1949 tarihli röportajda edebiyat dünyasına girişini, tahsilini, romanlarını ve fikirlerini anlatıyor. Ayrıca yazı dünyasında en fazla yer etmiş olan romanı Ciğerdelen’i ve kendisini etkilemiş olan sevdiği yazarları açıklıyor.  Gürbüz Azak da, Safiye Erol’la geçmişte bir mülâkat yaptıklarını ve yayımlanan röportajı, bize haber vermiştir. Bu konuşma, gazetede tefrika edilecek olan Ciğerdelen romanı hakkındadır. Benim Aydın Erol ile yaptığım konuşma ise Safiye Erol hakkında gerçekleştirilmiş ilk mülakat özelliğini taşıyor. Bu konuşmada Aydın Erol’un eşi de cevap vererek romancımızın bilinmeyen yönlerine ışık tutmuşlardır. Ayrıca benimle ve başka yazarlarla yapılmış konuşmalar da mevcuttur. Böylece Safiye Erol’la gerçekleştirilmiş ve Safiye Erol hakkında yapılmış bütün konuşmalar ayrı bir yekun tutmaya başlamıştır.

Özetle Safiye Erol, geç bulup keşfettiğimiz ama artık kıymetini bildiğimiz, yarına da kalacak olan ve gelecek nesiller tarafından da okunacağını kuvvetle tahmin ettiğim değerli bir romancı ve düşünürdür. Onu rahmetle, saygıyla anıyorum.

 

 

Bülten Üyeliği
Yayınlardan haberdar olmak için mail adresinizi giriniz.
Gizlilik haklarınıza saygı duyuyoruz.
Bu İnternet Sitesi çerezler ve üçüncü parti uygulamalar kullanır. Tamam