Zaman, kendini bilmenin itibarından, bildiğini zannetmenin iktidarına evirilmiştir. İnsanımız, kendisini konumlandırdığı yerden, gözünü, her gün tanımlayamadığı binlerce objeye teslim ettiğinin farkında olamıyor. Gündelik hayatını düzenlerken dünyanın albenisine kapılıyor.

Bu duruş, kişinin hissiyatını besleyen, direncini artıran ve savrulmasını engelleyen bir duruş olmadığı için, toplumun hemen her konuda şikâyetini olağan saymayı kanıksaması pek sorun olarak görülmemektedir. Onun için bilmek; belleğe kaydettiğimiz bilgileri mukayese ve muhakeme ederek, hakikati keşfetmeye ve çıkarsamada bulunarak irade koymamıza vesile oluyorsa önemlidir.  Bilmenin, belki bir gün lazım olur diye belleğimize yığdığımız ham bilgilerin çok ötesindeki anlamı, bizi mutmain eden, özgüvenimizi tahkim eden, kendimizle barıştıran ve iç sesimizi gürleştiren-güçlü kılan- bir yanı da vardır.

Edindiğimiz her bilgi, dünyaya nizam verme arzumuzu gerçekleştirmekten önce, bizlere hayatın ahenk içerisinde sürdürüleceği gerçeğini hissettirmelidir. Bu hissiyatın bize dayattığı en önemli şey; yeryüzünde hayatın bir kül olduğu ve olağan bir şekilde sürdürülmesinin ancak, edinilen doğru bilginin bizi bir bilince eriştirmesiyle mümkün olacağıdır. İşte, ancak o zaman bu sonucu elde etmek için verdiğimiz mücadele, emek ve gayretten murat edilen fayda hasıl olacaktır.

“Uygarlık” dediğimiz kavramı insanlığın başlangıcından bugüne olan serüveninin hasılası olarak ifade edersek; bu ifade bizi şu sonuca taşır:

İnsanı, hayatın merkezine koyarak, insanlığın hâllerini bilme ve anlama gayreti; şiiri, hikâye ve roman sanatını, müziği, mimariyi, plastik sanatları ortaya çıkarmıştır ve bu sanatları icra edenler, eserleriyle dünyayı daha yaşanılır bir yer hâline getirmiştir. Biz bunların toplamına insanı bilme, anlama, hemdert olma ve bilineni bilmeyenlere güzellikle anlatma sanatları diyoruz. Bu sanatlar, aklımızın bize verilen en değerli bir cevher olduğunu ve onu ancak kalbimizle koruyabileceğimizi hatırlatacak eserlerle geliştikçe var olmaya devam edecekler. Bu nedenle, bu sanatlar, eşrefi mahlukat olduğumuzu, gördüğümüz ve işittiğimiz her bilginin, bizi eşyanın hakikatine taşıyacağını hissettirdikçe kıymetli ve anlamlıdır.

Çağımız insanı mutsuzdur. Bir kalbi olduğunu unutturan döngü ile kalbinden zincirlenmiştir.  Zincirlerin ağırlığı hareketlerini kısıtlamış, aklı, devre dışı bıraktığı kalbin yokluğundan dolayı kişiyi kendi içine yapacağı yolculuğundan mahrum bırakarak, başkalarının cehennemini sevimli göstermiştir. İçine yolculuk yapamayan insanın merhameti, adaleti ve aşkı keşfederek insanlığı kuşanması beklenemez. Bu açmazdan, kuşatmadan, kalbi bu muhasaradan ve kendine yabancılaşmadan çıkarmanın yolu, şiire, romana, hikâyeye, edebiyata, müziğe ve sanatın diğer alanlarına iltica etmekle mümkün olabilecektir.

İşte bu site; insana, aklı ve kalbi olduğunu hatırlatan engin bir içerikle sizlerin huzuruna çıkma arzusuyla yayında.

Bu içerikler;

Eğitim, Kültür, Sanat vb. konuların işlendiği,

Yazar, fikir adamı, sanatçı portreleri,

Kitap eleştiri ve tanıtımları,

Hikâye türü metinlerin de yer aldığı,

Sinema konularının olduğu,

Her ay, bir konunun alanında yetkin yazar, sanatçı ve düşünürlerin değerlendirmelerini bulacağınız dosyalarla zenginleşecek.

Ayrıca; Şair İlhami Çiçek’in yayımlanmış HÜZNÜN MESNEVİSİ kitabı ve yayımlanacak ERZURUM’DA AHİLİK VE YAŞAYAN AHİ GELENEKLERİ adlı mezuniyet tezi ve hakkında yazılanlardan edebi metin değeri olanları da takipçilerin okumasına sunacağız.

İlginize şimdiden teşekkür ediyorum.

Mehmet Latif ÇİÇEK

Kurucu

2019-03-12T01:05:49+03:00
Bülten Üyeliği
Yayınlardan haberdar olmak için mail adresinizi giriniz.
Gizlilik haklarınıza saygı duyuyoruz.
Bu İnternet Sitesi çerezler ve üçüncü parti uygulamalar kullanır. Tamam