Yazar: Sedat Palut

 Bu çok bilinen ve okunan roman yakın zamanda bir tiyatro oyunu ile yeniden gündemde. Aysa Prodüksiyon tarafından sahnelenen oyunun perde arkasında ve başrolünde usta oyuncu Rutkay Aziz var.  Oyunun en önemli rollerinden birisinde de şehir tiyatrolarından ve ekrandan tanıdığımız Taner Barlas var.

Fransız İhtilali’nin ardından tüm dünyaya milliyetçilik akımı yayılmıştır. Bunun neticesinde imparatorluklar parçalanmış ve ulus-devletler kurulmuştur. Ulus-devlet yapısı gereği öteki’lerden arındırılmıştır. Bu devlet yapısına göre bir devlet tek unsurdan oluşmalıdır. Bu devlet özelliğinin yansımalarını 20. Yüzyılın ilk yarılarında bazı Avrupa devletlerin politikalarında gördük. Almanya’da 1933’de iktidara geçen Hitler, Volk adlı topluluk ile ülkedeki tüm kurumları kendisine bağlamış ve üstün Alman ırkını oluşturmaya çalışmıştır. Mussolini ise 1922’de ilk dünya savaşının sonundaki halkın memnuniyetsizliğini kullanarak ülkesini yeni bir savaşa sokmuştur. Stalin’de Rusya’da iktidarda kaldığı sürece Rus-insan inşa etmeye çalışmış ve bu uğurda milyonlarca insanın ölmesine sebep olmuştur.

 

Ulus devlet, düşmanın varlığı ve onun korkusunu gündemde tutarak halkı kendi etrafında tutmaya çalışan bir devlet yapılanmasıdır. Bu yapı içinde kullanılabilir iki temel unsur vardır: Dil ve tarih. Bu unsurların devlet çatısı altında nasıl hayat bulduğunu George Orwell’in 1984 romanında başarılı bir şekilde görüyoruz. 20. Yüzyılın belki de en iyi distopyası olan bu eser, sömürgeci devlet eleştirisi olarak okunmakla beraber, ulus devlet eleştirisini de barındırmaktadır. Romanda totaliter ve baskıcı bir iktidarın kontrolünde olan Okyanusya toplumuna değinilir. Toplum parti ve onun lideri Büyük Birader’in diktatörlüğünde sınıflara ayrılmış durumdadır. Hiyerarşik sınıflamada ortalarda yer alan bir memur, romanın başkahramanıdır. Doğruluk Bakanlığı’nda çalışan dış parti üyesi Winston Smith’in gözünden baskı altında yaşayan Okyanusya toplumu anlatılır. 20.yüzyılın en popüler distopik romanlarından biri sayılan romanı üç kısımda incelemek mümkündür. İlkin toplumda günlük hayat ve Winston’un yeri tasvir edilir. Hayatın standartları, insanların varoluşları, davranış ve söylemlerinin kodlanması… İkinci kısımda Julia adında bir kadınla yaşadığı cinsel ilişki ve parti yönetimine karşı çıkan düşünceleri işlenir. Son olarak da Winston’ın parti tarafından ele geçirilerek işkencelerle sisteme uygun bir vatandaş yapılması anlatılır.

Bu çok bilinen ve okunan roman yakın zamanda bir tiyatro oyunu ile yeniden gündemde. Aysa Prodüksiyon tarafından sahnelenen oyunun perde arkasında ve başrolünde usta oyuncu Rutkay Aziz var.  Oyunun en önemli rollerinden birisinde de şehir tiyatrolarından ve ekrandan tanıdığımız Taner Barlas var.

Oyunda bir toplumun sistemli bir şekilde nasıl değiştirilmeye çalışıldığı görüyoruz. Winston’un çalıştığı Yeni Anlatım Dili bölümünü, toplumun gündelik hayatta kullandıkları dilin devlet tarafından belirlenmesini içeriyor. Çünkü dil, siyasetin temel unsurlarından birisidir. Oyunda da özellikle vurgulanan, “geçmişi kontrol eden geleceği kontrol eder,” ifadesi devletin toplum üstündeki gücünü göstermektedir. Halkın kullandığı sözcüklerin devlet tarafından belirlenmesi ve bu durumun Düşünce Polisleri tarafından denetlenmesi, devlet-vatandaş arasındaki histerik ilişkiyi göstermektedir. Winston rolündeki Taner Barlas bu histerik ilişkinin vatandaşa yansımasını oldukça iyi canlandırmış.

Dil öyle bir küçülmelidir ki, insanın düşünmesi imkânsızlaşsın, özgürlük ve bağımsızlık gibi kavramlar bireylerin zihninden uzaklaşsın.

Ulus devletlerin en önemli özelliğinden birisi de toplumsal birlikteliği sağlamak adına yeni bir geçmiş inşa etme çabası içinde olmasıdır. Çünkü devlet, vatandaşının da kendisi gibi düşünmesini ve konuşmasını istemektedir. Devlet okullarındaki tarih derslerinin amacı, öğrencilere geçmişi öğretmek değil, onlara daha saf ve romantik bir geçmişin içinde devletle özdeşim kurmalarını sağlamak. Hitler’in “Hiçbir kız veya oğlan çocuk, saf kanın gerekliliği ve önemini tam olarak anlamadan okuldan ayrılmamalıdır,” sözünü bu çerçevede okumakta fayda var.

Devlet, tele ekran vasıtasıyla 2 dakikalık nefret nöbetlerinde, düşmanlarını izleyicilerle paylaşarak onların içindeki nefret söylemlerini kusmalarına zemin hazırlayarak kendisine bağlılığını artırmaya çalışıyor. Tele ekranlarda görülen ve sürekli paylaşılan savaş haberleri toplumu zinde tutmakta ve düşman algısı üzerinden devlete daha da yaklaştırmaktadır. Sahnede yer alan ekran ile izleyici kendisini bu anın bir parçası gibi hissetmektedir.

Peki ya devlet gibi düşünmeyenler… Onlar için kullanılan tabir Yok-Kişi’dir. Buhar edilmiş ve haklarında herhangi bir şey bilinmeyen insanlardır. Winston ise Büyük Birader’i sevemiyor, ona karşı örgütte yer almak istiyor. Bu düşüncelerini açığa çıkaran kişi ise sevgilisi olan Julie’dır. Gizli buluşmaları, tele-ekrandan kaçmaları insan ilişkilerinin çıkmazını ortaya koymaktadır. Çünkü bir erkeğin bir kadınla birlikte olması yasaktır. Özellikle parti üyesi bir kadınla… Ama yakalandıkları gün. Oyunun en önemli sahnelerinden birisidir burası. Julie, biriktirdiği kuponlarla hayatında ilk kez bir elbise giyer ve kadınlığını keşfeder. İlk kez vücudunun farkındadır. Winston, Büyük Birader karşıtı eserini okurken Julie hayatı, kendini yeniden keşfetmenin mutlu sancısını yaşamaktadır.

1984-Büyük Gözaltı oyunu içinde yaşadığımız dünyayı, önümüze konulan devlet yapılanmasını düşünmek adına önemli bir oyun. Romanın karanlık atmosferini yansıtmada pek başarılı olmasa da günümüz dünyasını yeniden düşünmek adına değerli bir sahne performansı var ortada.

 

 

 

 

2019-03-11T18:00:07+03:00Mart 11th, 2019|Film Delisi, Rast Gelebilmek|
Bülten Üyeliği
Yayınlardan haberdar olmak için mail adresinizi giriniz.
Gizlilik haklarınıza saygı duyuyoruz.
Bu İnternet Sitesi çerezler ve üçüncü parti uygulamalar kullanır. Tamam