İtalyan Taşrasına Bir Selam: Senin Köylerin/Cesare Pavese

By |2019-04-08T12:25:33+03:00Nisan 8th, 2019|Bilmek Vaktidir, Temalar|

Yazar: Rahime Kasım

İtalyan edebiyatından bahsederken öncelikle Dante’den, Decameron’un yazarı Boccaccio’dan, Calvino’dan başlamak farzdır. İlahi Komedya’da 14. yüzyılın ışığında Dante’nin hayalî dünyasıyla karşılaşırız. Decameron’da Floransa burjuvazisinin kadınları eteklerini savurarak önümüzden geçer, Calvino yıllar sonra Görünmez Kentler’de o kadınların isimlerinden şehirler kurar ve insana dair bazı kavramları bize kendi açtığı pencerelerden açıklar. İtalya’nın yalnız klasik manada değil modern zamanlara uzanan özgün bir edebi yolculuğu vardır. 1950 yılında uyku hapı içerek yaşamına son veren Cesare Pavese de günümüze ulaşan ve Türk edebiyatında hatırı sayılır bir okur kitlesine sahip olan bir yazar olmuştur.

Yaşama Uğraşı, Yalnız Kadınlar Arasında, Tepelerdeki Şeytan gibi ülkemizde bilinirliğiyle dikkat çeken ve sevilen eserleri mevcuttur. Fakat bir dost tavsiyesiyle benim okuduğum ilk eseri Senin Köylerin oldu. Dante ve Calvino’nun gerçeküstüne çalan, okuyucusuna ütopik dünyalar veren kitaplarından sonra tüm gerçekliğiyle İtalyan taşrasıyla tanışmak farklı bir deneyim oldu. Burjuvazi, sanat ve yüksek perde etkisi uyandıran okumalarım kendini ağustos sıcaklarında çalışan köylü İtalyanların dünyasının büyüsüne bıraktı. Akşam serinliği, mısır koçanları, sinek dolu ahırlar, köylü kızlar, harman, buğday tarlaları, güneşin sarısına çalan bir dünya… Böylesine şaşıracağımı ve uzak olduğumu düşündüğüm kültürüne kanımın kaynayacağını tahmin etmemiştim.

Senin Köylerin ülkemizde ilk olarak 1998’de basılmış, benim elimdeki 4.baskısı ise 2018 yılına ait, üstelik yalnızca 1000 adet basılmış. Pavese’nin diğer kitaplarına gösterilen ilgiye kıyasla çok düşük rakamlardan söz ediyoruz. Başta eserin kapağına değinirsek elimdeki baskıda önceki üç baskıya nazaran daha özenli ve güzel bulduğumu söylemeliyim. Gerek renk seçimi gerekse de sade tasarımıyla beğeni kazanacak nitelikte gibi görünüyor. İçeriğinde ise Berto ve Talino adındaki iki eski mahkûmun başından geçen olaylar anlatılır. Çoğunlukla Monticello adlı köyde Berto ve Gisella arasında gidip gelir. Her ne kadar İtalyan köylerini, köylülerini, yaşantılarını anlatsa da eserde bir kötülük, suç, insan doğası gibi kavramları kendi içinde tartışan bir hava mevcuttur. Pavese’nin dönemine eleştiri olarak algılayabileceğimiz siyasal ve toplumsal düşüncelerini yansıttığı kısımlar vardır. Diğer kitaplarında da ele aldığı hatta toplumu aynı çerçevede kavramaya çalıştığı “kadın” figürü özel olarak Gisella’nın üzerinden yaptığı çıkarımlarda kendini belli eder.

Kadınlar böyle anlarda acıma duygusu uyandırır içimde. Niçin bilmiyorum, ama öyle. Gisella daha az uyandırıyor bendeki bu duyguyu çünkü ona “Boş ver” desem yüzüme karşı gülmeye ve bana karşılık vermeye hazır olduğunu anlıyordum. Ama görülüyordu ki o da onu isteyemeyeceğimden korktu.

“Her zaman istiyor musun, Gisella?” diyorum hafif bir sesle. “Ama sen bir gün Torino’ya döneceksin” diyordu oysa. “Burası senin köyün değil.”

“Nerede güzel bir kız varsa orası benim köyümdür, merak etme” diyorum ve sevindiğini görüyorum.”

Kitaptan yaptığım alıntıda geçen, bir gün geri dönülecek yerin, kahramanın köyü Torino’nun, Pavese’nin köyü olduğunu belirtelim. Kendi hikâyesinin de geçtiği hatta intiharla son bulunduğu köy. Aynı zamanda yazdığı hikâyeye “Senin Köylerin” diyebilecek bir estetik zevke sahip. Üslubu, duruşu, karakterlerindeki tını ve bıraktığı izler bakımından onu edebiyatımızdan birkaç isme yakın buldum. Bizim edebiyatımızdaki karşılığını aramaksızın Pavese’yi Anadolu’nun ortasında, Çankırı’nın bir köyünde geçen Sağırdere’siyle Kemal Tahir’e; Çukurova’yı romanlarına yurt edinen Orhan Kemal’e yanı sıra Yaşar Kemal’e yaklaştırmak mümkündür. Roman ya da öyküde, uzun ya da kısa vadede, nerden seslenirse seslensin hepsinde memleket kokusu ortaktır. Ait olduğu coğrafyayı, içinden çıktığı insanların manzarasını ve “o köye” geri dönüşü anlatan bir eser olmuştur.

Aynı zamanda “kötülük” gibi dünyayı saran bir kavramın, alt metinde sorgulandığına şahit oluruz. En başta hikâyenin ana karakterleri birer mahkûmdur. Berto ve Talino hali hazırda kurulan düzenin mi yoksa toplumun kurban seçtiği birer mahkûm mudur? Ya kadınlar? Bir şehrin hikâyesini ancak o şehrin kadınlarının peşinden gidersek dinleyebiliriz. Köylerin de öyle. Yazar bize kısa zamanda çok yönlü sorular sorar ve zamanının cevaplarını ararken kendi cevaplarımızı arama zahmetine sürükler.

Bitirirken söylenmelidir ki, Pavese’yle tanıştığımıza çok memnun olduk. Zaten hepimiz kendi bozkırımızdan, köyümüzden çıkıp kendini hiç bilmediği, daha önce uğramadığı yerlerde bulan insanlar değil miyiz? Hatta dünya tümüyle hiçbirimize tanıdık değildi. Dönmeden önce uğramamız gereken, birdenbire maruz kalmamız gereken, okuyucusunu “ağzında saman çöpüyle harmanda dolaşan” iki yolcunun üçüncüsüne dönüştüren bir yer Senin Köylerin.

Muhatabına, iyi yolculuklar dileriz.

 

Bülten Üyeliği
Yayınlardan haberdar olmak için mail adresinizi giriniz.
Gizlilik haklarınıza saygı duyuyoruz.
Bu İnternet Sitesi çerezler ve üçüncü parti uygulamalar kullanır. Tamam