Sevmek ve sevilmek üzerine kurgulanmış trajikomik bir hayat hikâyesi.

Kepçe kadar yüreğiyle, kaşık kadar haline bakmadan hayat denen bu kazanın altını üstüne getiren bir kadın.

Yaptığımız seçimler bize mi aittir yoksa bize dayatılanlar mıdır?

Yağan yağmurun sevmekle, sahile vuran dalgaların aşkla, rüzgârda dalgalanan başak tarlalarının sevilmekle alakası var mıdır?

Durup hatırlamak ya da hatırlayamamak nasıl karşılık bulur?

-Barış Dinçel-

 

 

Oyunda Songül, Esenler otogarındadır. Eski bir tuvalette. Yalnızdır. Başından geçenleri günlüğüne yazmaktadır. Mutlu olmak için neler yaptığını, erkeklerle olan ilişkilerinde seven tarafın neden hep kendisi olduğunu, sevdiklerini ellerinden alan kadınları, onlara ve-zamanında-sevdiklerine karşı nefreti… Yazdıklarını roman olarak yayımlatmak, Murathan Mungana’a rakip olmak-ki artık onun döneminin geçtiğini düşünüyor-ve Nobel almak istiyor.

 

Yazar: Sedat Palut

 

21.Yüzyıl insanın en temel durumu, buna sorun mu demek gerekir bilemiyorum, yalnızlığı ve hayata tutunamamasıdır. Modern insanın gittikçe yalnızlaştığını düşünüyorum. Bu yüzyılda insanın yalnız olmasının iki temel sebebi vardır bence. Birincisi korku. Korku, bilinememezlik üzerine inşa edilen bir duygu. Büyük şehirlerde yaşayan insanlar her gün onlarcası ile karşılaşıyor. Sosyal medyanın, televizyonun paylaştığı olumsuz haberler neticesinde karşılaştıkları ile iletişimi minimuma indirip, kendisi ve ailesiyle baş başa kalmayı tercih ediyor. Karşılaştığı kişilerin kim olduğunu, ne düşündüğünü bilemiyor. Zarar gelme ihtimali var mı? Evet. Bu cevap büyük şehir insanı için yeterlidir.

Yalnızlığın diğer sebebi ise insanın hayata ve hedeflerine tutunamamasıdır. Bu insanlar, biraz önce bahsettiğim durumun tersine hayatı ve sınırlarını zorlarlar, yol kat ettiklerini düşündüklerinde avuçlarını açarlar ki bir şey birikmemiş. Eeee, o kadar çaba gösterdi ama neden kaybetti? Düşündükleriyle yaptıkları örtüştü mü? İstediği şeyler kendi sınırlarının ötesinde bir şey miydi yoksa?

O kadar çok dış etken var ki, bu etkenlere göre sınırlarımızı zorluyor, kendimizi onlara göre tanımlıyor, onlar gibi olduğumuzu düşünüyoruz. Kalabalıktan uzak düşmemek için… Oysa hedefimize ulaşamadığımızda bize kocaman bir yalnızlık düşüyor.

Yalnızlık ve tutunamamak üzerine düşünmeme vesile olan bir oyun izledim geçenlerde. Oyunun adı “aşkölsün.”

Babasahne’nin sahnelediği oyunun yazarı Murat İpek. Yönetmenlik koltuğunda daha çok sahne tasarımından tanıdığımız Barış Dinçel var. Oyun tek kişilik bir oyun. Oyuncu da ekranlardan tanıdığımız Günay Karacaoğlu.

Oyunda Songül, Esenler otogarındadır. Eski bir tuvalette. Yalnızdır. Başından geçenleri günlüğüne yazmaktadır. Mutlu olmak için neler yaptığını, erkeklerle olan ilişkilerinde seven tarafın neden hep kendisi olduğunu, sevdiklerini ellerinden alan kadınları, onlara ve-zamanında-sevdiklerine karşı nefreti… Yazdıklarını roman olarak yayımlatmak, Murathan Mungan’a rakip olmak-ki artık onun döneminin geçtiğini düşünüyor-ve Nobel almak istiyor.

Songül hep denemiş, veren taraf olmuş,  ama sonuçta kaybeden durumuna düşmüş. Acıklı bir hikâyesi var, lakin Songül bunları seyirciye keyifli bir dille anlatmayı tercih ediyor. Kendi durumunun farkında. Hayatın, hayatının trajikomik yanını ön plana çıkarmaya çalışıyor. O yaşadıklarını anlatırken, evet bu sıkıntıları yaşayan bir bayan arkadaşım var, diyorsunuz, derken de gülüyorsunuz. Bunda bir sıkıntı yok ama artık. Modern insan, büyük şehrin insanı kendi yalnızlığına ve çevresindeki insanların yalnızlığına oldukça alışkın.

 

Başından geçen onca olaya rağmen Songül’ün vazgeçmediğini görüyoruz. Mutluluğu aramakta, kendisini seven bir erkek bulmakta kararlı. En sonunda bulduğu erkeğin yolunda adımlar atıp, evlilik hayalleri kurarken, içinde gittikçe büyüyen bir huzursuzluk taşıyor. Bu huzursuzluğun sebebini oyunun sonunda anlıyoruz.

Songül de kendisine biçilen elbisenin içine girmeye çalışan modern bir kadın. İş hayatında olan tüm kadınlar gibi var olmaya, varlığını hissettirmeye çalışıyor. Oysa Barış Dinçel’in de ifade ettiği gibi “Yaptığımız seçimler bize mi aittir yoksa bize dayatılan mıdır?” Songül bu sorunun içindedir, cevabı ise seyircide.

Tek kişilik oyunlarda seyirciyi zinde tutmak zordur. Günay Karacaoğlu bunu başarıyla gerçekleştiriyor. Seyirciyi izleyici olmaktan çıkarıp, oyunun içine dâhil ediyor. Seyirci sanki Songül’le birlikte yaşıyoruz, tüm olanları.

 “aşkölsün” modern kadının, insanın mutluluk arayışı üzerine güldüren, düşündüren seyirlik bir oyun.  

        

 

 

2019-06-13T15:43:29+03:00Haziran 13th, 2019|Bilmek Vaktidir, Film Delisi, Rast Gelebilmek|
Bülten Üyeliği
Yayınlardan haberdar olmak için mail adresinizi giriniz.
Gizlilik haklarınıza saygı duyuyoruz.
Bu İnternet Sitesi çerezler ve üçüncü parti uygulamalar kullanır. Tamam