Semih Kaplanoğlu

Bağlılık Aslı

Bağlılık Aslı AfişOscar’a adaylığı ve modern- gelenek çatışmasına yaptırdığı göndermelerle çok tartışılan Semih Kaplanoğlu’nun Bağlılık-Aslı filmi vizyonda. Film yeni doğum yapmış ve iş hayatına yeniden dönmek isteyen bir annenin yaşadığı iç çatışmayı ve dönüşmeyi başarılı bir dille anlatıyor.

Türkiye hızlı değişen bir ülke. Özellikle sosyolojik olarak. Türkiye, 20. yüzyılın ortalarında hala köy toplumuydu. Sanayi ve hizmet sektörü oldukça geri plandaydı. Köy toplumunun tezahürü olarak geniş aile yapısı egemendi. Aile fertleri daha çok kendi bağ, bahçe ve tarlalarında çalışıyordu. Kadınlar da- yani anneler, eşler, ablalar- bu faaliyet içinde yer alıyorlardı.

20. yüzyılın son çeyreğinde köylerde toprakların bölünmesi, insanların bilinçlenmesi, akademik yaşamın hayatın vazgeçilmezleri arasında yer almasından dolayı insanlar büyük şehirlere göç etmeye başladı. Büyük şehirlere ilk göç edenlerde burada geniş aile olarak yaşamaya devam etti. Fakat hayat şartları ve bu göç edenlerin çocuklarının hayata daha farklı bakmaları, hayattaki var olmalarını akademik yeterlilik üzerine kurma çabaları gibi daha sayacağımız birçok sebepten ötürü aileler çekirdek hal almaya başladı.

Peki, bu sosyolojik değişim aile içinde nasıl kırılmalara, değişimlere sebep oldu? Kadınların sosyal hayat içinde yer alması, çekirdek olarak tanımladığımız ailenin de yeniden bir tanıma ihtiyacı olduğunu hissettiriyor günümüzde.

Kadın ile erkeğin yukarıda ifade ettiğim şekilde hayatın içinde bizzat yer alması, çekirdek aile içindeki görev dağılımının farklılaşmasına sebep oldu. Buradaki kırılma noktası kadının iş hayatı içinde yer almasıdır. Kadının tıpkı erkekler gibi belirli bir rutinde çalışmaya başlaması, kadının eskisinden daha çok tanımlanmasına, bölünmesine sebep oldu. Eskiden sadece “anne” olan kadın, bunun yanında “mesai arkadaşı, iş sahibi, daha fazla anne” gibi sorumluluklarda üstlendi.

Modern kadının bu şekilde kendini ifade etmeye çalışması, çatışmalara, “kariyer de yaparım, çocuk da” söylemlerini ortaya çıkardı, maddi güçlerin artmasıyla özgüven kazanmalarına vesile oldu. Bu özgüven, ataerkil bir toplum olan Türkiye’de ne yazık ki olumsuz sonuçlar doğurdu. Kadının kendi ayakları üzerinde durması, kararlar alması günümüzde birçok cinayetinde, ne yazık ki, sebepleri arasında yer almaktadır. Türk kadını 21. yüzyılda değişirken erkeğin değişmemesi sorunu daha da çetrefil bir hale getirdi.

Yakın zamanda vizyona giren “Bağlılık-Aslı” filmi bir kadının iş hayatı ile yeni doğan çocuğu arasındaki mutluluğu- gerilimi anlatıyor.

Filmde Aslı Duralı isimli kadın yeni anne olmuş ve kısa zamanda bankadaki işine geri dönecektir. Yalnız yatılı yabancı bir kadın ve ayakları üzerinde duran birisi olarak “annelerin” devrede olmasını istememektedir. Ayrıca işe başlayacağı için bebeğini de sütten kesmek istemektedir. Bunun yollarını arar. Doktoru da çok istememekle birlikte onun istediği ilacı yazar. Bu arada işine yakın bir şubede çalışmak ister. İstediğini alır ama daha düşük bir pozisyonda. Bu onu da ikileme iter. Zira kariyeri düşüş içine girmektedir.

Aslı Duralı modern hayatın içinde çalışan bir kadın. Güvenlikli büyük sitelerin içinde yaşıyor, kocasıyla büyük sorunları yok, hatta kocası çalışmak zorunda olmadığını hatırlatıyor. Çocuk dışında her şey Aslı’nın istediği gibi.

Şunu zamanla anlıyoruz ki, bir kadın anne olarak kendine ve fıtratına daha çok yaklaşıyor. Film, bu fıtratla modernizm çatışmasına oldukça güzel değinmiş. Uykusuz gecelerin sabahında sizin yol göstereceğiniz bir çocukla yaşamanın güzelliğini hem Aslı hem de kocası yaşıyor. Çocuğa karşı ilk anda öfke gibi görünen duygunun zamanla sevgiye dönüştüğünü görüyoruz.

Aslı Duralı’yı kendisiyle yüzleştiren şeylerden birisi çocuğuna daha geleneksel bir hayat yaşayan, lise mezunu, kocası askerde olan- oto sanayide çalışıyor normalde- gençliğin ilk çağlarında, bir bebek sahibi olan Gülnihal’in hayatına dahil olmasıdır. Burada yönetmen bebek- anne ilişkisi ile birlikte geleneksel- modern insan ilişkilerin de çatışmasına değinmiş. Aslı, günümüzdeki birçok kadın gibi yemek tariflerine bakarak yemek yaparken, Gülnihal bu konuda daha iyidir. Aslı yalnızlığı özlediğini belirtirken, ki bunun için ormanda bisikletle gezer; Gülnihal memleketteki ailesini, bir açıdan akraba kalabalığını özlediği söyler. Burada değişen ve dönüşen hayatın kariyer ve gelenek üzerinde nasıl kırılmalara gebe olduğunu görüyoruz.

Aslı, Gülnihal’e çok güvenmediğinden eve kamera yerleştirir, gün içinde işinde yanlış yapma pahasına sürekli evini “gözetler,” ama bir süre sonra çalıştığı bankada da kendisinin “gözetlendiğini” fark eder. 21. yüzyıl görmek ve görünmek üzerine inşa edilmiş bir zaman dilimi gibidir. Kaplanoğlu bu duruma çok sağlıklı bir gönderme yapmış.

Film ilerledikçe Aslı’nın Gülnihal’le vakit geçirdikçe dönüştüğünü görüyoruz ama bu dönüşüm geleneğe doğru değildir aslında. Beraber kek yaptıkları sahne bunun güzel bir göstergesidir.

Aslı anne olduğunu Gülnihal üzerinden zamanla hatırlar. Yalnız bu, içsel bir hatırlamadır. Zira modern iş kadını bazen anne olduğunu unutmaktadır.

Oyunculuklara gelince filmi baştan sona götüren Kübra Kip’tir. Filmde iş hayatın koşuşturması içinde var olan, biraz duygudan arınmış ve daha nötr bir ifadeleriyle harika bir iş çıkarmış Kip. Özellikle yakın çekimlerde-ki Kaplanoğlu bunu özellikle tercih etmiş- Aslı’nın ifadelerinin seyirciye geçtiğini söylemek mümkün. Diğer oyuncuların da Kübra Kip’e eşlik ettiğini söylemek mümkün.

Semih Kaplanoğlu’nun bir üçleme olarak tasarladığı Bağlılık- Aslı filmi gittikçe hızlanan modern hayatta anne olan bir kadının fıtratı ile kendisine empoze edilen hayat arasındaki çatışmayı bir bebek üzerinden, sağlam bir metin ve Andreas Sinanos’un olağanüstü görüntüleri ile anlatıyor.

Bir yorumunuz var mı?

%d blogcu bunu beğendi: