Doğrudan Pırıl Pırıl Edebiyat ve Dolaylı mı Dolaylı Çevrebilim Savunusu

Biraz çevre duyarlığı, iki tutam cinsiyet eşitliği, azıcık akran zorbalığı, kısık kuşaklararası iletişim sorununda karıştırılır. Çok sırıtmayan öğretici damarda çocuğa servis edilir. Çocuk, okur ve beğenir. Yazar radarına takılır. Hem okuma şevki artar hem de belli konuları dert edinir. İlk bakışta, hatta üst üste birkaç bakışta sorun yokmuş her şey yolundaymış gibi görünüyor. Ancak iki önemli sorun var, kendisini aşmaya yeltenmeyen yazarın statükosunun aynı zamanda geleceğin okuru olan çocuğu engellemesi. Dünyanın önde gelen yazarlarını okuduğunda oralarda işlerin farklı olduğunu hemen sezecektir, çevresindeki bağnaz listelere ve benzer yazarlara bağlı kaldığında ise, çok okuyan fakat dünyayı zihninde evirip çeviremeyen, anlamlı bağlantılar kurmakta zorlanan alışkanlıklarının esiri bir okur olarak kalabilir. İkinci önemli sorun edebiyatın araçsallaştırılması: Edebiyat birçok durumda, insanın, varlığın, dünyanın duyarlı bir tefsiri gibi. Çocuğu da içine alan sınırları baştan tayin edilmemiş sahih edebiyat ile şurdan burdan kırparak baştan çokça müdahaleyle tasarlanan edebiyat arasında büyük fark var. Örneğin ilk sayfasında alabildiğine detaylı çevre betimlemesiyle açılan, neredeyse sembolistlerin büyüklerine göz kırpan hatırı sayılır tercüme çocuk edebiyatı eseri varken, Türkçemizde işlevsellik ve faydacılık çok öne çıkartılıyor. Çocuğa göreliği azıcık gözden kaçırıp, tersinden anlayınca da kitap özgürce uzun uzun zıplayacağına, çuvala ayak uydurmaya ve güç bela ayakta durmaya çabalıyor.

Amma da bilmiş bir giriş oldu. Ama kitaplarından hiçbiri beni hayal kırıklığına uğratmayan Müge İplikçi’nin edebiyatın bağrına bağrına yürüyen Günaydın Bendi kitabını, biraz konu özeti, biraz karakter şerhiyle adeta geçiştirmektense nereye oturacağını ne değerde olduğunu sezdirmek istedim.

Epigrafı andıran ilk satırlarda dinamik kurgusunun ipuçlarını veriyor yazar. Çok boyutlu, çok zamanlı hatta çok yazarlı bir kitabın karşısındayız. Berk, Günay, Ahmet ve Günaydın Bendi. Anlar gibi olduğumuz isimler yan yana geliyor, neyin nesidir bunlar sorusuyla oyalanıp duruyoruz. Aslında kitap iki sayfalık aile ağacı görselleriyle açılıyor kırk yıllık göz kırpışımıza yeterince isim sığdırıyoruz. Dolayısıyla bazı tahminlerimiz var ve el yordamıyla yolumuzu bulacak gibiyiz.

Koç Cavit ile Berk’in iç burkan ilk macerası, anlatının can damarı olan suya ve yüzme eylemine kavuşturur okuru. Sudan çıkaracağız ekmeğimizi ama yapay ama doğal sulardan.

Kırk yıllık zaman diliminde, seksenlerde onuna varmayan çocuklar Berk, Berrak, Ahmet ve Çiğdem, yıl 2020’yi gösterdiğinde kocaman adamlar ve kadınlar olmuştur. Çocuk kontenjanını ise Neşe, Hulusi, Lara ve Tolga Yağmur doldurur. Seksenlerin yetişkinleri Nermin Hanım – Koç Cavit ve Selçuk Bey – Günay Hanım çiftleri ise tonton ya da aksi dedelere, cin gibi ninelere dönüşmüştür.

Çevreyle ilgili sunum ve başarılı olanın çıkacağı televizyon programı, bilmiş mi bilmiş, büyümüş de küçülmüş, ninem kılıklı Neşe’nin bıcır bıcır anlatmasıyla giriyor o kulağımızdan ve çıkmıyor herhangi bir yerden. Her unutturma girişiminde “aklımdaaa” diye ünlüyoruz. Bir “Mays Canavarı”dır gidiyor. Tolga Yağmur’un kalemiyle çizimiyle can verdiği karakter doğanın talan edilmesinin ete kemiğe, façası bozuk canavara bürünmüş hali. Yazar birçok yafta kullanmakla birlikte bunların dışlayıcı değil haylazca renk katan yanını öne çıkartıyor. Sessiz, kendi halindeki Ahmet ile kırk yıl sonraki Hulusi ne kadar benziyor birbirine. Farklı gezegenden olan çocuklar bunlar. Neşe, boyundan büyük laflar edip Hulusi’yi dışlar gözükse de, sosyal çevre oluşturmanın kıvamında acımasızlığından başka bir şey değil bu tutumu. Hele zorbalık, kötülük hiç değil. Yoklayın hafızanızı hiçbir kötü yanını görmediğiniz halde sıkıcı gelen çocuklardan uzak durmadınız mı, enerjinizi “sin” ile pekiştirmeyecek adaylara dönmediniz mi sırtınızı?

Günaydın Bendi hem yanlış anlama hem de ses benzeşmesine yapılan hoş bir katkı. Neşe’nin annesi Berrak’ın annesi Günay Hanım’ın isminden esinlenilen doğal alan Ahmet’in zihin cambazlığıyla son halini alıyor. Berk ile Ahmet’in destansı yüzme şenliği bütün hikayeleri, bütün karakterleri ve iç içe geçen birçok zamansal sıçrayışı aynı yere topluyor. Önyargılar krallığı yıkılırken çılgın mı çılgın çocuk cumhuriyeti kuruluyor. Yazar yer yer büyükler gibi konuşmasına ve yetişkin rolüne bürünmesine rağmen civcivli anlarda koşup koşup çocukların eline dikiyor yıllardır cebinde biriktirdiği tüm mumlarını. Büyüklerin sözünü her zaman dinlememiz gerekmiyor, ama gene de dikkat, doğru zamanda doğru isyan şart!

Mays canavarı, umursamazlığımızdan besleniyor, vitrini temiz tutup mutfağı ve depoyu batırdıkça batırmamızdan, her yerde doğru olan eyleme kafa yormayıp oldukça geçici ve tartışmalı çözümler bulmamızdan. Oralarda bir yer mezbelelik olsa ne olur, sitemiz temiz ve güvenli. Korular küçüldükçe küçülüyor ama çimlerimiz sık sık biçiliyor benmerkezciliği, büyük endüstri çöplerini tertemiz Afrika’ya döke döke bitiremeyenlerden ölçekçe farklı topu topu yoksa anlayış(-sızlık) neredeyse aynı.

            Müge İplikçi, başta da belirttiğim tavizsiz  edebiyat süvarilerinden olduğu için çevre dertlenişini satır aralarına bile gizlemiyor handiyse. O anlatıyor öyküsünü, leyleklerin göç edişinin peşine düşürürken gözümüze çarpıyor sorunlar. Yüzme şenliğiyle coşarken dayanışmayı sezip tatlı bir sızıya dalıyoruz. Kozalak madalyayı, olimpik ruha Berrak’ın kurdelasıyla yumuşakça bağlıyor.

Ekürisi Huban Korman, ben yerimi buldum demeyip, sazın aynı teline hoca gibi vurmayanlardan. Tolga Yağmur’un çizgi romanını elimizdeki romana lehimlerken yeteneğine şapka çıkarıyoruz. Resimleri görsel eşlikçi olmanın çok ötesinde metnin omurgasına kaynıyor. Aileyle ilgili verdiği detaylar, Mays canavarıyla kitabı yanaştırdığı haylazlık suları aklımızı başımızdan alıyor. Ya karanlık lekeleri yorumlaması ya kuş bereketine bizi hissedar eylemesi, flulaştırdığı çöp dağının üzerindeki ailenin selfie safası…

Çocukları saygı ve sevgiyle, ilgi ve güvenle selamlamak böyle bir şey galiba. Edebiyatı görküyle görkemiyle çocuğa zimmetlemek.

Bir yorumunuz var mı?

%d blogcu bunu beğendi: