Edebiyat okuruyla var olan bir metindir. Okur, okuduğu romandaki ve öyküdeki karakterin içindeki ruh hali ile hemhal olur, onu içselleştirir. Peki edebi karakterlerin terapi tarafı… Bu mümkün mü? Okurların yazarların dünyasıyla sorunlarına çare bulması… Bunu düşündüren bir kitap yayımlandı yakın zamanda. Psikolog Mine Özgüzel’in yazdığı “Edebiyat Terapi” adlı kitabıyla edebiyatı mesleğiyle nasıl dost hâline getirdiğini, bunun mesleki karşılığını okura samimi bir dille aktarıyor. Özgüzel sorularımızı cevapladı.

 

Söyleşi: Sedat Palut

  

-Sayın Özgüzel “Edebiyat Terapi” kitabınızda daha çok 20. yüzyıla iz bırakmış ve iç dünyaları yaşadıkları travmalarla zenginleşmiş yazarları incelemişsiniz. İçe dönerek yoksunluklarını yaratıcılığa dönüştürmüş bu yazarlar. Peki, günlük hayatın koşuşturmasında bir yere yetişmeye çalışan modern insan, bu yazarların yaşadıklarına benzer yoksunluklarıyla nasıl baş edebilir?

 

İnsanların gündelik ve zamansal ihtiyaçları değişebilir, ama ruhsal yapıları aynıdır. Zaten Shakespeare’in hâlâ güncel olması bundan değil midir? Modern insan da Hamlet’te kendini bulabilir ve kendi varoluşunu güncel olsun olmasın yazabilir.

 

-Kitabınızın başlangıcında şöyle bir ifadeniz var: “O sıralar en önemli problemim kendimi özdeşleştireceğim birinin yokluğuydu, yani kadınlığımın tanımı yoktu?” Sizce günümüz Türk kadınlarının özdeşleştireceği birileri ve kendilerine ait bir tanımları var mı?

 

Bence Türk kadınının kendine ait bir tanımı var, ancak bu tanım kendini yaşamak için ne kadar yeterli ve özgün belki onu düşünmemiz gerekir.

Burada önemli olan; tanımları ile kendi içlerinde yaşamak istedikleri ‘kadınlığın tanımının; birbirine yakınlığı ve bütünleşmesi.

Bu özdeşleşme ve kendilerine ait tanımlamayı bulmadaki çaba ve perspektif geliştirme çok önemli.

– Edebiyatçıları- edebiyatı terapileriniz için ne zaman kullanmaya başladınız, bunu kullanmanızın çıkış hikâyesi nedir?

 

Bir kere edebiyat hayatımın o kadar içindeydi ki, zaten ben fark etmeden mesleki hayatıma girmiş oldu.

Birlikte çalıştığım insanlardan edebiyatla ilgili geri bildirimler almaya başladığımda ben de bunun farkına vardım. Ve bu konuda daha bilinçli olarak ilerlemeye başladım.

 

-Kitabınızda incelediğiniz ve terapilerinizde kullandığınız yazarlar artık hayatta değil. Günümüz yazarları arasında terapilerinize yardımcı olacak yazarlar çıkıyor mu? Ayrıca incelediğiniz yazarlar arasında Türk yazarlar yok. Ne dersiniz bu konuda?

 

Bu yazarların hayatımda oluşlarının bir süreç içinde kendiliğinden oluştuğunu düşünüyorum. Okumalarıma hocamın tavsiyesi ile Dostoyevski ile başladım. Budala ilk kitabım. Dostoyevski “insanın ruh hallerini” yoğun bir şekilde tasvir eder. İç görüsü güçlü, bilinçdışı yapılanları karakterize edişi ve tanımı muhteşemdir.

Diğer yazarlar ise hayatıma neredeyse kronolojik bir yapıda girdiler bu yüzden doğal olarak kitapta da onlar var.

Tabi ki sevdiğim, yakın ve değerli bulduğum Türk yazarlar da mevcut, onlar da yeni çalışmalarımda benimle birlikte olacaklar.

-İncelediğiniz erkek yazarların önemli bir kısmının kadınlarla çeşitli sorunları var. Bu sorunlarda yazarların anneleriyle ilişkileri ne kadar etkili olmuştur?

Odipal senarayolar, çocukluğumuzun gerçeğidir. Ve  anne –erkek çocuk arasında yaşanan odipal, yetişkin erkeğin kadın ilişkisine yansır. İşte yazarların bu gerçeği olanca çıplaklığıyla aktarabilmeleri, anlatmaları bizlerin de bilinçaltı senaryolarımızla buluşmamızı sağlamaktadır.

 

-Kitabınızdan öğrendiğim kadarıyla bu yazarları bir terapi olarak kullanıyorsunuz danışanlarınıza karşı. Edebiyatla terapi sık kullanılan bir yöntem mi yoksa hayatımıza yeni mi katıldı, biraz bahseder misiniz?

 

Bu yöntem (bibliyoterapi); ilk Amerika’da başladı, Fransa’da güçlendi ve yine bu ülkede bugün daha yaygın olarak kullanılmaktadır.

Edebiyat – terapi, kendimizle kurduğumuz bir ilişkidir. Ve bence bir yöntemden, bir tutumdan çok bir yatkınlık ve bir tutkudur.

Okumalar; bilinçte hareketliliğe sebep olur ve bilinçaltına bağlanmalarda etkindirler. Böylece bilinç üstü semptomlarda tanıma süreci de başlar. Yazarların belleğinden kendi belleğimize varoluşumuza bir yolculuktur ‘edebiyat – terapi’. 

 

 

 

2019-09-10T20:48:41+03:00Eylül 11th, 2019|Bilmek Vaktidir, Satranç Dersleri|
Bülten Üyeliği
Yayınlardan haberdar olmak için mail adresinizi giriniz.
Gizlilik haklarınıza saygı duyuyoruz.
Bu İnternet Sitesi çerezler ve üçüncü parti uygulamalar kullanır. Tamam