Milena

Franz Kafka’nın Hikâyelerinde Kadın Kimliği

Edebiyatta kadının bir özne olabilmesi ve görünebilmesi modernizmin henüz konuşulduğu dönemde pek de mümkün değildi. Bir nesne, ya da tasvirlerin dekoru için süs olabilirdi. Kadının kamusal alanda yıllar geçtikçe daha fazla yer almaya başlaması modernizmin etkisiyle hızlanmış, günümüzdeki hâlini almıştır. Feminist eleştiri kuramının 1960’larla birlikte Fransa, İngiltere ve Amerika’da ortaya çıkışı çok önemli dönüm noktalarındandır. O döneme kadar edebiyat metinlerindeki kadının ataerkil düzenin gölgesinde kaldığı ve hor görüldüğü bir ortamda Feminist kuram oluşmuştur.

Kadının modernizmin ilk yıllarındaki varlık kaygısı had safhadadır. Çağımızda en “iyi” medeniyet kabul edilen Avrupa’da yaşanan Fransız İhtilali’ne (1789) rağmen kadınlar köle olmaktan kurtulamamıştı. Ayrıca Fransız medeni kanununa göre kadınlar ehliyetsizdi. 1938 yılından sonra kadın hakları Fransa’da genişlemeye başlamıştır. Bu yıllarda Feminist hareketler oluşmaya başlamıştır.[1]

Kadının varlığını çeşitli yönlerden tanımlamak ve kimliğini ortaya koyma çalışmaları yapmak bu yıllarda öne çıkan hareketler olarak göze çarpar. Edebiyat da bu çalışmaların içerisinde bir unsur olarak sayılabilir. Siyasal kimlik, dini kimlik, cinsel kimlik, millî kimlik, kültürel kimlik gibi unsurları edebiyat sürekli tartışmış ve eleştiri alanında işlemiştir. Edebiyat ve kimlik kavramları roman ve hikâye incelemeleri üzerinden sürekli gündeme gelen kavramlar olmuştur. Kimlik kazanma sürecinde dil ve kültürün pratiğe dönüşmesinde çok önemli bir yere sahip olan edebiyat, kurucu bir vasıftır. Daha sonraları ise kimlik değişimi ve yeni kimlik kazanımlarının da tanığı olmuştur.

Roman ve hikâye yazarı Franz Kafka (1883-1924), modern edebiyatın önde gelen yazarlarından birisi olmuştur. Çoğu kaynakta “Çek asıllı bir Yahudi” olduğu belirtilir. Bunun dışında resmî hüviyeti hakkında bir malumat var mıdır? Çek asıllı Yahudi olmak ne demektir? Bunu hep merak etmişimdir. Popüler kültürün ve internetin yayılmasıyla birlikte Kafka kamusal alan üzerinde kendisine bir yer edinmiştir. Örneğin Kafka’nın 130. doğum günü olan 3 Temmuz 2013 tarihinde Google’ı açan kullanıcılar karşılarında Gregor Samsa’nın böcek olmuş hâlini görmüşlerdir. Türkiye’de ve diğer ülkelerde Kafka, bir popüler kültür ikonu hâline gelmiştir. (Bu ikonlaştırma hareketi içerisindeki yapılanlara bakacak olursak en çok dikkat çekeni bir “edebiyat dergisi”nin hediye olarak verdiği bardak altlığının üzerinde Kafka’nın fotoğrafının koyulmasıdır herhâlde.) “Kafkaesk”[2] kavramı üzerine metin üreten yazarlar ortaya çıkmıştır. Kafka’nın unutulan bir yanı da hikâye yazarı olmasıdır. Hikâyeleri romanlarının ardından en çok okunan metinleridir. Yazımızda Kafka’nın hikâyelerinde kadınların sosyolojik durumu incelenecektir. Bu incelemeler içerisinde kadınların yaşadığı mekân, eğitim durumu, medeni durumu, çeşitli betimlemeler vs. Anlatıcının gözünden kadına erkeğin gözünden nasıl bakıldığı da yine yazımızın içerisinde konu edinilecektir.

Franz Kafka Hikâyeciliği

Kafka’nın hikâyelerini anlamaya çalışırken karşılaştığımız konular arasında; savaş, bürokrasi eleştirisi (“Poseidon” bu alanda Kafka’nın en başarılı hikâyesidir), ölüm, köy-kent çatışması, gelenek-modern çatışması (özellikle “Ceza Kolonisinde” adlı hikâyede bu konu işlenmiştir) konuları yer alır. Tarihe atıfta bulunmak Kafka öykülerinde görülmüştür. “Çin Seddinin İnşasında” ve “Ceza Kolonisinde” hikâyelerinde askeri tarihle ilgili atıflar görmek mümkündür.

Hikâyelerin geçtiği kentler arasında İsviçre’nin Bern, Rusya’nın St. Petersburg yer alır. Nehir kenarındaki evler hikâyelerinin mekânları arasında en dikkat çekenidir.

Karakterlerinde erkek sayısı fazladır. Öne çıkardığı karakterler yalnız, yabancılaşmış ya da hüzünlü bir yapıya sahiptir. İsmi olmayan karakterler de vardır. “Ceza Kolonisinde” adlı hikâyedeki gözlemci, bulunduğu yere tamamen yabancıdır. Georg Bendemann ise çevresinde kendisini seven bir insanın olmadığını düşünür ve intihar eder.

Kafka hikâyeciliğinin yapısı hakkında Yıldız Ecevit şunları belirtmektedir: “Kafka, öykülerini geleneksel romanın zamandizinsel art ardalığı içinde anlatıyormuş gibi yaparken, metnin temeline yerleştirdiği grotesk mantıkla, yapıyı içten, anlam düzleminde bozar.”[3] Hikâyelere baktığımızda geleneksel anlatıların düzeni devam etmiştir. Bunun dışında bir konuşma metni gibi ilerleyen “Akademi İçin Bir Rapor”, modernist öykü adına uzun uzadıya konuşulabilecek bir yapıya sahiptir. Hikâyede tek karakter olmasına rağmen, onun konuşmasıyla birlikte bütün üniversite özne olma yolundadır.

Kara mizah ve parodi Kafka hikâyelerinde anlamın en çok kullanılan malzemeleridir. Örneğin “Avcı Gracchus”, aslında ölüdür. Ama yaşadığı yerin belediye başkanıyla makamında görüşebilmektedir. Belediye başkanı da Avcının ölü olduğunu bilmektedir. Ölümün kara mizah üzerinden anlatımını bu metinde görmek mümkündür. “Poseidon”da bürokrasideki işlerden kurtulmanın bir yolunun olmadığını anlatılmıştır. Poseidon bir tanrıdır. Bürokrasideki işlerden kurtulamayacağını anlayıp kullarının işleriyle bile ilgilenememiştir. Kafkaesk kavramının bu hikâye ile birlikte kullanılmaya başlandığı da bilinmektedir. Bu kavram ile ilgili bir diğer metin ise “Yargı”dır.

Kafka’nın Hikâyelerinde Kadın

Hikâyelerini kadın karakterler üzerinden incelediğimizde çorak bir alanda olduğumuzu anlarız. Kafka’da kadın karakterler hizmetçi, fahişe, tarlada çalışan bir işçi olabilmektedir. Kadın-erkek ilişkileri kasaba zihniyeti üzerinden anlatılmıştır.

“Şosedeki Çocuklar”da tarlalarda çalışan kadınların varlığı anlatıcı tarafından bize bildirilir. “İş Adamı”nda hikâyenin başlığı kadının iş hayatında olamayacağı fikrine yazarın inandığını bize gösteren bir emaredir. Bu metinde dini törenlere katılan güzel bir kadından söz edilmektedir. “Evin Yolu”nda kadın ya yatakta bir sevgili ya da bir fahişe olarak betimlenmiştir. “Yolcu”da bir kadının betimlemesi yapılırken şu ifadelere yer verilmiştir: “Sanki ellerimi daha önce vücudunda gezdirmişim gibi çok net görünüyor gözüme. Siyah giyinmiş, eteğinin pilileri neredeyse hiç hareket etmiyor, bluzu dar, yakası beyaz dantelden…”[4] Hikâye, kadın bedenine erkeğin nasıl bir bakışa sahip olduğunu çok açık bir biçimde anlatmaktadır. ”Elbiseler”de kadınların eğlence hayatı içerisindeki elbiseleri ve görünüşleri tasvir edilmektedir. “Reddetme”de bir erkeğin evlenme teklifinin kadın tarafından reddedilmesi yer almaktadır. Diyaloglar hâlinde ilerleyen metin iki cinsin birbirine bakışını yine yazar gözünden anlatmaktadır. Kafka’nın öne çıkan en önemli hikâyelerinden olan “Yargı”da Frieda Bradenfeld, Georg Bendemann ile nişanlıdır. Varlıklı bir aileden gelen Bradenfeld nişanlısının arkadaşlarını tanımak isteyen kıskanç bir kadındır. Georg onun hakkında “samimi” ifadesini kullanmıştır. Georg’un eski arkadaşının sevgilisi oluşu onu hikâyede esaslı bir yere koymuştur. Söz konusu hikâyede kadına olan bakışı daha iyi anlatmak için başka bir örnek ise Georg’un hizmetçileri dindar bir kadındır. Örtülüdür. “Akademi İçin Bir Rapor”da kadın hiç yoktur. Üniversite içerisindeki işleyişin çok ağır bir şekilde eleştirildiği hikâyede hitap edilen kişilere “beyefendiler” denilmektedir. Kafka’nın öykü dünyasında kadınlar iş yaşamında olduğu gibi akademide de yer almamaktadır. “Bir Taşra Hekimi”nde hekimin hizmetçisi bir kadındır. Rosa, hekimin bineceği at arabasındaki seyisin tacizinden eve kaçarak kurtulabilmiştir. Bunda hekimin rıza göstermemesinin de payı vardır. Erkeğin kadın bedenine bir nesne gözüyle yaklaşması yine bu hikâyede işlenmiştir. Bu bakış açısının Kafka’nın metinlerinde yerleşmiş bir anlayış olduğunu belirtmekte fayda vardır. Nitekim “Bir Savaşın Tasviri” hikâyesinde anlatıcı ve onun tanışı, hizmetçi bir kızı öpüp öpmeme konusunda uzun istişareler yapmışlardır. “Avcı Gracchus”da çeşme başına geçmiş kovaya su dolduran bir kadın vardır. Riva Belediye Başkanı’nın sabah kendisini yataktan kaldırdığını söylediği bir eşi de hikâyede geçmektedir.

Sonuç

Kafka’nın hikâyelerinde kadınlar özne olamamış ve nesne olmaktan da uzaktırlar. Öne çıkıp hikâyenin akışını değiştiren bir kadın görülmez. Hep yan karakterler olarak vardırlar. Kadınlar, alt sınıfa aitlerdir. İşçi, fahişe ya da hizmetçi gibi meslekleri vardır. Varlıklı bir aileden gelen kadın olarak karşımıza çıkan Frieda Bradenfeld ise hikâye içerisindeki erkekler nezdinde ahlak yoksunu birisidir. Bunun yanında kadınlar erkeklerin seks objeleri olmuşlardır. Kadını hisleri olan ve üstün olmasa bile erkekle eşit koşullara sahip olarak yansıtan bir hikâyeye rastlayamayız. Bu bakımdan Kafka’nın hikâyelerinde kadının yeri modernizmin de gerisinde bir Orta Çağ dönemine denk gelmektedir.

 

Kaynakça

Berna Moran, Edebiyat Kuramları ve Eleştiri, İletişim Yayınları, 2007, İstanbul.

Franz Kafka, Bir Savaşın Tasviri, Çev. Kâmuran Şipal, Cem Yayınları, 1993, İstanbul.

Franz Kafka, Taşrada Düğün Hazırlıkları, Çev. Kâmuran Şipal, Cem Yayınları, 2000, İstanbul.

Franz Kafka, Ceza Kolonisinde ve Diğer Öyküler, Çev. Gülperi Sert, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2018, İstanbul.

Gustav Janouch, Kafka ile Konuşmalar, Çev. A. Turan Oflazoğlu, Bilgi Yayınevi, 1966, Ankara.

Yıldız Ecevit, Türk Romanında Postmodernist Açılımlar, İletişim Yayınları, 2011, İstanbul.

[1] Emel Zeliha Cihan, “Modernleşme ve Kadın”, Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, C.1, S.8, Ocak 2018, ss.269-280 https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/434443 .

[2] “Kafkaesk” kavramını anlamak için bkz. https://www.youtube.com/watch?time_continue=145&v=1sTwX82Si8c

[3] Yıldız Ecevit, Türk Romanında Postmodernist Açılımlar, İletişim Yayınları, 2011, İstanbul, s.45.

[4] Franz Kafka, Ceza Kolonisinde ve Diğer Öyküler, Çev. Gülperi Sert, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2018, İstanbul, s.34.

Bir yorumunuz var mı?

%d blogcu bunu beğendi: