İsmiyle Müsemma Bir Kitapçının Zaman İçindeki Değişimi : Zenginliklerimiz

Edmond Charlot’nun kitaplarla olan ilişkisi bambaşka, kendini yazar olarak düşlemiyor ama iyi bir editör olduğu kesin ve kitaplarla olan bağının önüne hiçbir şey geçemiyor, hapse atılması, askere gitmesi, yaşadığı maddi zorluklar, hatta kitapçıya koyacak kitap bulamaması bile yıldırmıyor onu. Tüm azmine rağmen yine de savaşın hüznünü ve bir yayıncı olarak ayakta kalmanın, yaşamanın zorluğunu gizleyemiyor.

Kaouther Adimi’nin yazmış olduğu Zenginliklerimiz ilginç bir kitap. 2017 yılında başlıyor gibi gözükse de aslında bu romanın temelleri geçmişe dayanıyor. 1930’lu yılların Fransa işgali altındaki Cezayir’inde başlayan küçük bir kitapçının hikâyesi Zenginliklerimiz, kitapçının adı Les Vraies Richesses yani Gerçek Zenginliklerimiz. Bir kitapsever olarak bu ismi ne kadar haklı ve anlamlı buldum, anlatamam. Genç bir adamın, bir edebiyatseverin imkânsızlıklar içinde böyle bir kitapçı açması bile mucizeyken Edmond Charlot çok daha fazlasını başarıyor. Buraya bir kitapçı demek aslında büyük haksızlık, yazarın Charlot’nun günlüklerinden aktardığı üzere burası sadece bir kitapçı değil:

“Burası bir kütüphane, bir kitapçı, bir yayınevi, ama her şeyden önce edebiyatı ve Akdeniz’i seven dostlar için bir buluşma yeri olacak.”

Dediği gibi de oluyor, uzun bir süre Gerçek Zenginliklerimiz yazarları sanatsal anlamda da besleyen, koruyan, kollayan bir mekân oluyor. Okurken Fransız halkının edebi birikimini, temellerini, bugüne kadar okuduğum Fransız yazarların eserlerini düşündüm ve ister istemez kendi edebiyatımızın bilinirliğiyle karşılaştırdım. Çünkü Edmond Charlot aynı zamanda Antoine de Saint- Exupery ve Albert Camus gibi pek çok yazarın kariyerinde önemli rol almış yayıncı ve editör. Küçük bir yayıncının, yazarların elinden tutması, onlara inanması ve çalışmalarına bakış açısını okumak beni çok etkiledi.

 

2017 ve geçmiş arasında mekik dokuyan bu roman küçücük bir kitapçı üzerinden bir şehrin tarihini anlatıyor. Cezayir halkının sömürge yıllarında yaşadıkları tarifi güç zorluklara, çıkan iç karışıklıklara, devrim ve iç savaşa, eğitim sisteminde yapılan ayrımcılığa, halkı nasıl ezdiklerine kısa ama vurucu ifadelerle şahit olmak çok zor. Zenginliklerimiz katmanlı bir roman bu yüzden aynı zamanda savaşın hayatı, gündelik yaşamı, sanatı ve hatta ekonomiyi nasıl sekteye uğrattığını da Charlot’nun yazmaktan vazgeçmediği günlüklerinden okuyoruz. Edmond Charlot’nun kitaplarla olan ilişkisi bambaşka, kendini yazar olarak düşlemiyor ama iyi bir editör olduğu kesin ve kitaplarla olan bağının önüne hiçbir şey geçemiyor, hapse atılması, askere gitmesi, yaşadığı maddi zorluklar, hatta kitapçıya koyacak kitap bulamaması bile yıldırmıyor onu. Tüm azmine rağmen yine de savaşın hüznünü ve bir yayıncı olarak ayakta kalmanın, yaşamanın zorluğunu gizleyemiyor.

 

Charlot’nun hayalleri sonsuza kadar ayakta kalamıyor tabii ve işte bu romana bir boyut daha kazandırıyor. 2017’de devam eden, hâlâ huzura kavuşamamış Cezayir ve Gerçek Zenginliklerimiz’in kalıntıları arasında genç bir adamla oradan ayrılmak istemeyen yaşlı bir adamın hikâyesi devreye giriyor. Tüm bunlar hayat gibi gerçek, katmanlı, insanı sarsan ve içine işleyen türden. Bir yandan 2 bis’teki kitapçıda, rafları boşaltmak, bu eski mekânı temizleyip, boyamakla görevlendirilmiş, tek isteği staj görevini tamamlayıp sevgilisine kavuşmak olan Ryad, bir yandan da emekliliğinde bile Les Vraies Richesses’i bırakmayan, kitap çalan gençlere okuyacaklarını düşünerek göz yuman Abdallah var. Bu iki karakterin kitapçıya farklı bakışı, sanki insanların zaman içerisinde kitaba karşı kaybettikleri saygının bir sembolü gibi. Kitapçıya yolu farklı zamanlarda düşmüş insanların gözlerindeki yansımayla insanların kitapçılara ve kitaplara ve sanata bakışının nasıl hoyratlaştığını görmek mümkün.

“İşte Abdallah, beyaz örtüsü omzunda, yeniden 2 bis’in kapısından içeri girmiş. Tuhaf bir büyücü, bir hayalet sanki. Burası onun evi; gözleri anılarına kavuşmaya çabalar gibi odanın içinde dört dönüyor. Yerde duran kitapları görünce yüzü soluyor. Ryad birkaç kitabı üst üste dizip derme çatma tabureler yapıyor. Dışarıdan iki sürücünün kavgası ve uzayıp trafiği tıkayan kavgadan hoşnutsuz klakson sesleri geliyor.”

Açıkçası başlangıçta Zenginliklerimiz’i bu kadar seveceğimi düşünmemiştim. İlk sayfalarda anlatıcı okura seslenirken, sonraki bölümde yazar üçüncü tekil şahıs kullanarak anlatmaya devam ediyor ve bazı yerlerde yazarın dili bir anda birinci çoğul şahsa yöneliyor. Başta bu duruma pek anlam veremesem de, sonraları bu anlatımı yazarın olayları Cezayir halkının dilinden anlatmasına bağladım. Romanın ilerlemesiyle bu durum rahatsız edici olmaktan çıktı.

Bu kitabın insana zamanda yolculuk yaptıran bir durumu var, aralıklı günler, kısa notlarla geçmişe dair bir günlük okurken 1961’e kadar ilerliyorsunuz. Bu süre boyunca her şeyin iyiye gitmesini beklerken sürekli her şey daha kötüye gidiyor. Tüm bunlar karşısında öfkelenmemek elde değil. Hâlbuki her şey Edmond Charlot’nun kitapçısı, basmak istediği kitaplar, çıkarmak istediği dergiler gibi yani hayallerindeki gibi güzel olabilirdi. Ama insanlık ders almadan kötülüklerine devam ediyor.

Kaouther Adimi gerçekten iyi bir kitaba imza atmış. İnsanı zorlamayan ama üzerinde çalışıldığı anlaşılan bir dil kullanmış. Kitapta ismi geçen tüm yazarların yazmaya dair çabalarını, zaman içinde düştüklerini ya da yükseldiklerini okumak Charlot’ya göre dostluk demek olan Charlot Yayınları’yla, bastıkları kitaplarla tanışmak benim için çok güzeldi. Roman boyunca bir yandan yayıncılık dünyamızın şimdiki çıkmazlarını düşünüp, zaman zaman umutsuzluğa kapılsam da okumaktan memnun oldum. Zenginliklerimiz herkese tavsiye edeceğim bir kitap, fakat okumayı, kitapları sevenlere, yayıncılık dünyasının bir şekilde içinde olanlara daha çok tavsiye ediyorum.

Bir yorumunuz var mı?

%d blogcu bunu beğendi: