flat

Kafkaesk Sinemanın Poetikası: Jan Svankmajer’ın Daire’si

Öncelikle bütün Kafka çevirileri için Kâmuran Şipal’e teşekkür ediyorum ve kendisini rahmetle anıyorum.

Kafka, Gustav Janouch’un “Sinemadan hoşlanmaz mısınız?” sorusuna şöyle cevap verecektir: “Doğrusunu isterseniz, bunu hiç düşünmedim. Gerçi yaman bir oyuncak. Ama ben katlanamıyorum, belki bende yaradılıştan ‘optik’lik var da ondan. Ben göz adamıyım. Oysa sinema, görüşü bozuyor.”

Franz Kafka, hem çağının adamıdır hem de ait olduğu zamanın yabancısıdır. Kendi hususi arafından dünyaya bakan bu mahzun melez, haklı olarak sinemaya temkinli yaklaşacaktır. Sinemanın hikâye anlatıcıları için ise onun dünyası ilhamlarla doludur. Orson Wells’ten Soderbergh’e ve Haneke’ye, yönetmenler, bazen doğrudan bazen dolayı olarak Kafka’nın kelimelerle kurduğu dünyayı beyaz perdede canlandırmaya girişirler. Almanca yazan Çek Yahudisinin külliyatı yedinci sanata sızarak bir çeşit alt tür oluşturmuş olabilir mi? Yani Kafkaesk bir sinemadan bahsedebilir miyiz? Hatta hızımızı alamayıp mesela Hitchcock’un suçlu zannedilen masum kahramanında Joseph K’dan bir şeyler bulamaz mıyız?

Doğrudan uyarlama söz konusu olduğunda Orson Wells’in Dava’sı zirvededir. Wells, Dava’nın ezici mimarisini, başarıyla peliküle aktarır. Dolaylı etkilenmelerden bahsedeceksek Terry Gilliam’ın Brazil’i, Orwell’ın distopyasıyla Kafkaesk absürdün ustaca kaynaştırıldığı bir örnektir. Peki, nedir bu yerli yersiz kullandığımız bu Kafkaesk tabiri? Her karanlık, kasvetli, boğuntulu anlatıya yakıştırıp yapıştırarak anlamsız hâle getirdiğimiz bir etiket mi yoksa bu tabirin böyle sündürülüp etkisini yitirmesi midir asıl Kafkaesk olan? Kafkaesk tabirinin karşılığını hakkıyla veren, içini tam olarak dolduran bir eser bulabilirsek bu soruların cevaplarını da bulmuş olacağız. Şunu gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz; bir Kafkaesk sinema varsa onun piri, son sürrealist Jan Svankmajer’dir. Yönetmen, Daire adlı kısa filmiyle de Kafkaesk sinemanın poetikasını yazmıştır.

Bakalım:

Filim, bir adamın içeriye fırlatılmasıyla başlar. Hemen ardından mekânın kapısı kenarlarından dikilerek kapanır. Adam mekânın mahkumudur artık. Kafka’da kapılar, özne ister içeride olsun ister dışarıda aşılmaz ve tehdit edicidir. Tebeşirle çizilmiş ok işaretlerini takip eden adam, eşyalarla dolu bir odaya girdiğinde hikâye başlar. Burada hiçbir nesne asıl işlevini yerine getirmez ve adama hizmet etmez. Ayna yüzünüzü göstermez. Sobayı yakamazsınız çünkü suyla doludur. Duvara asılı bir çerçeveyi düzeltmek için kullanacağınız sandalyenin ayakları birden kısalıverir… Nesnelerin canlanıp insana saldırdığı Kafkaesk bir karabasandır bu.

Ernst Fischer, Franz Kafka incelemesinde, Yabancılaşma bölümünde bundan bahseder: “Melekler nesneleşir, ama nesneler canlılara dönüşür.” Marksist bir eleştirmen olarak Fischer, Kafka’daki bu yabancılaşmayı Kapitalizme bağlar. Tam da burada onun da bahsettiği hayalet nesne Odradek’i hatırlayalım. Kafka’nın dünyasından ürkütücü iki varlık seçecek olsam biri yarı kedi yarı kuzu melezleme bir yaratık diğeri de Odradek olurdu. Halbuki ne kadar sıradandır ama Kafka, bu basit nesneyi rahatsız edici bir gündüz düşüne dönüştürür.

Svankmajer’in kısa filmini Sartre’ın fantastik tanımıyla da okuyabiliriz. Sartre’a göre fantastik, “Araçların amaçlara baş kaldırmasıdır.” Bu tanım için verdiği örneklerden biri de Kafka’nın İmparatorun Habercisi adlı hikâyesidir.

Kafka, Janouch’un sorusuna verdiği cevabı şöyle sürdürür: “Devinmelerin hızı ve görüntülerin çabucak değişmesi, insanları sürekli olarak şöyle bir bakıp geçmeye zorluyor. Görüş, görüntülere egemen olamıyor, görüntüler görüşe egemen oluyorlar. Sel gibi doluşuyorlar bilince. Sinema, giyimsiz göze üniforma giydirmektir.” Svankmajer’in stop motion tekniğini kullanarak oluşturduğu dilin, bu üniformayı yırttığı ve bakışı doğrudan bilinçdışına bakmaya zorladığı söylenebilir. Daire’deki adam, bir an olup bitenlere teslim olacak, dolaptan fırlayan köpeklerin masadaki sosisleri yemelerini bir Joseph K çaresizliğiyle seyredecektir. En sonunda kucağında horoz taşıyan gerçek üstü bir figür ortaya çıkar. Adamımız bu figürün uzattığı baltayı alır ve önündeki kapıyı parçalar. Karşısına üstünde birçok farklı ismin yazdığı bir duvar çıkacaktır. Adamın yüzünde birbiriyle çelişen ifadeler birbirine karışır. Yapabileceği tek şey orada duran kalemi alıp adını yazmaktır. Yönetmen burada daha doğrudan bir gönderme yapar; adamımızın adı Joseph’tır. Nesnelerin canlanıp insanları alaşağı ettiği başka filimler de yapacaktır yönetmen. Weissmann ile Piknik, bu Kafkaesk temanın kullanıldığı bir başka örnektir.

Svankmajer kendi sinemasını Kara Grotesk olarak tanımlar. Acımasız bir mizah anlayışının kendini gösterdiği bu tür, rahatça Kafka’nın anlatısı için de kullanılabilir.

Bir yorumunuz var mı?

%d blogcu bunu beğendi: