Kafka’nın Kenan’ı: Kalemin Yazdığı

İnsan yaşamının ve doğal olanın sanat yapıtının kurgusal gerçeğine dönüştüğü karmaşık anlatısında insana, en ince ayrıntısına kadar ışıklandırılmış fakat içinde yer aldıkları bağlamı karanlıkta bırakan bir dizi resim sunar, F.Kafka. Bu haliyle de sanki yaşadığı dünya ile kurgusal evreni arasında bir köprü kurmak ve okuru da o köprüden geçirmek istermiş gibi yazar.

Belki de bu yüzden Kafka’nın yapıtını ne sadece bir roman ne sadece bir destan ne de eğretilemelerle dolu soyut bir çabanın ürünü olarak değerlendirmek pek kolaydır. Zira o bu yazıyla herkesin nasıl olup da hissedemediği bir gerçeği görerek yazmış, bunu açık etmek için de ‘…çünkü sana yoksunu olduğun şeyi değil, bir şeyin yoksunu olduğunu göstermek istiyorum…’ diyerek kendine ve yazma eylemine özgün ve tehlikeli bir ihbarcılık kazandırmıştır.

Bunun için de yaşamaya mecbur edildiği dünyaya benzeyen bir başka dünya yaratmış ve miadının ne zaman dolacağı kestirilemeyen bir zamanın başlıca özelliği durumundaki metafizik duyarlılığın tüm inceliklerini de bu dünyaya doldurmuştur. Kafka’nın gizlendiği gerçek ve tahammülü zor dünyanın cana batan coğrafyasındaki çok sayıda görüntüden oluşturduğu bu kurgusal dünya ise gözlemlenebilir gerçeklikten – asla arkaik ya da sonrasız olmayan ama en ileri ölçüde de modern ve anımsanabilir bir gerçeklikten – kaynaklanan sahih bir şiir gibidir.

İnsanın elinden kayıp giden ve başına buyruk devinimlerle değişen nesnelerin dünyasıdır, Kafka’nın bu dünyası. Ve bu dünya üzerinde Kafka için belirleyici olan, yoğun görüntü ile birlikte özenle betimlenmiş ayrıntıdan oluşma bir bütün ya da insana yazının hışırtılarını algılatan, yoğunlaştırılmış bir düzyazının benzeştiği nesnel ve sezgisel gerçekliğin dolayımsız bir algılanışı, nesneleşen gerçeğin cansız bir araca dönüşmesi ve her iki dünyada da olup biten her şeyin nesne kalıbında donup katılaşmasının açık seçikliğidir.

Kafka’nın dünyası, adsız ve basamaklı bir dünyadır. Ne anlamsız ne de saçmadır; yapıtında anlamsız ve saçma olan ise insanın böylesi bir dünyada benliğini yitirerek tam da böylece belirlendiği bir ‘şey’ kişiliksiz ve garip bir ‘şey’ hâline gelmesidir. Kafka’nın dünyasında birey sonu belirsiz bir savaşımda yenik düşmüş, içinde tikel ve genel bir sorunun acıyla yer aldığı bir toplumu göğüslemiş ve beyhude yere bu toplum içerisinde kendisine bir yer bulup, onu anlamlı bütünlüğü içerisinde yakalamaya çalışmıştır.

Anlamsızlığın Kafka’nın dünyasındaki yeri anlaşılamazlık olarak belirlenmiştir. Bu anlaşılamazlıktır ki, ‘Amerika’ dan ‘Dava’ya kadar bütün yapıtının ve asıl derinliği barındıran hikayelerinin de anlamıdır aynı zamanda.

Kafka’dan önce çoğunlukla bütün boyutlarıyla insan yaşamı, gündelik hayat ve bu hayatla bağlantılı kişiler, kurumlar ve ilişkiler insanın insanla ve toplumla arasında çıkan çatışmaların baş gösterdiği birer olgu olarak ele alınmalarına rağmen Kafka’da bu kişiler, toplum ve kurumlar kendi içkinliklerine uygun birer mekanizma gibi işlenmişlerdir.

Bu mekanizma içerisinde süregelen kalıp davranışlar, kurallar ve yasalarda koyu bir bilinmezliğin gizleriyle sarılıp sarmalanmış gibidir. Bilinmeyenin arayışına dönük bir çabanın serimlendiği Kafka’nın bütün eserlerinde kahramanlarının gerçekliği de bu yüzden tartışmalıdır. Kahramanlarını yaşamsal gerçeklik içerisinde âdeta ezim ezim ezildikleri hâlde hiçbir şey anlamadıkları koskoca bir dünya da karakterize eden Kafka, bazen de onları gülünç hâllere sokarak hem insanlar karşısındaki sorumluluğunu hem de metafizik sorumluluğunu derinden duyan, yaşadığı dünyaya karşı kayıtsız kalmakla kendini kabahatli hale getiren bir doğuştan suçlu ruh’un – büyük ölçüde de kendi ruhunun – savaşını anlatmaktadır.

Kuralları baştan belirlenmiş bir dünya ve yaşam karşısında dondurucu bir ürperişle gerçekleşen bu savaş onun bu katılaşmış dünyanın kasvetli koridorlarında belli belirsiz dolaştırdığı ironik tavrıyla şekillenen ve konuya bağlı olamayan bir neşeyi de içerir. Daha çok kullandığı kelimelerin apaçık ve pırıl pırıl pırıldamasından kaynaklanan bu neşe de çoğunlukla üzgün ve istihza dolu bir gülümsemeye benzer.

Max Brod’un üzgün bir kalple neşeli bir zihne sahip olduğunu söylediği Kafka bütün bu hâlleriyle de sanki iyilik, merhamet, şefkat gibi duyguları acı bir alayla çarpıştırarak biraz da ‘Pascal’lık yapar.

İnsanı buruk bir gülümsemenin karanlık ve dönüşü olmayan labirentlerine götüren bu ironi, onun acıklı ile gülünç olanı ustaca birleştirebilen bir başka yönünü de ortaya koyar. Yine de onun bu yönü, Deleuze-Guattari’nin şizoanalizi edebiyata uyguladıkları çalışmalarında söyledikleri gibi Kafka’yı epey politik ve bir o kadar da neşeli bir yazar olarak tanımlamaya yetmez.

Tam aksine onun neşesi ‘sosyal makine’nın tekerlerini ve frenini kabaca tamir edip, onu aşırı derecede yükleyen bir deneycinin neşesinden çok, tekerleri belirsiz bir yöne döndürülmüş ve onun istenci dışında hareket ettirildikten sonra da aniden frenlenmiş bir ‘sosyal makine’ karşısında yüce bir üslup sahibinin dile getirdiği türden bir neşedir. Karanlık ve buz gibi bir neşe.

Vücutları şanlı şerefli ölümlerle ortadan kaldırılsa da ruhları zafere erişen tragedya kahramanlarının aksine Kafka’nın kahramanları hiçbir zaman ne vücutlarını ne de ruhlarını huzura kavuştururlar. Hepsi zavallı bir görünüme sahip olan bu alelade insanlar, alınyazılarının korkutucu ve şaşırtıcı başkalığı ve ifrat derecesindeki uysallıklarıyla bayağılıktan kurtulabilirler.

Acıklı ve bilinmeyen bir evrende yaşayan bu başka adamlar, tıpkı Bataille’in söylediği gibi ‘yenilen fakat bu yenilgileriyle anlam kazanan’ bir kaderle önlerine çıkan bütün bir dünyada alınlarını vura vura yerleşmeye ve anlamsızlaşan bu dünya içerisinde bir uçuş hattı, bir kaçış çizgisi ya da bir sızıntı noktası bulmak için en düşük dayanıklılık çizgisinde dururlar.

Prensleri sahneye koyan tragedyada her şey en büyük kötülük hatta ölüm bile soylu iken, Kafka’da böyle bir soyluluğa rastlanmaz. Onun asıl yaptığı bayağı insanların yaşamak, göğüslemek ve yerleşmek zorunda kaldıkları bir dünyada görülmeye, ilgilenmeye, düşünmeye değer bulunmayan yaşamsal katmanların ve bu katmanların derinliklerinde kımıldayan insanlığın genel halinin zeka açısından gülünç kalp açısından da acıklı taraflarını göstermektir…

Fotoğraf kaynak: https://cdn.kayiprihtim.com/wp-content/uploads/2019/04/franz-kafka-sakli-eserler.jpeg

Bir yorumunuz var mı?

%d blogcu bunu beğendi: