Öykülerinde yıllardır asla azalmayan aksine daha yüzsüz bir yüzle karşımıza çıkan kadına yönelik duygusal ve fiziksel şiddeti, cinayeti, istismarı merkeze aldığını görüyoruz. Kaç kişi söylerse söylesin hep bir fısıltı halinde insanların arasında dolaşan gerçekler yüzümüzde tokat oluveriyor.

 

Yazar: Rahime Kasım

 

Geçtiğimiz aylarda Gamze Arslan’ın ikinci kitabı olarak raflarda yerini alan Kanayak, muhatabını hiç eskimeyen bir yerden sarsıyor. On üç öykünün tamamında ülkemizdeki “kadın olma gerçeğine” dair çarpıcı örnekler sunuyor. Öykülerin isimlerinden başlayarak eserin tamamına hakim sert ve sansürsüz üslup oldukça dikkat çekiyor: Manıklar, Ben Evlat, Kız Evlat, Çarpmanın Sesiyle, Beklemek Çürütür, Hamra Beyoğlu’nun Kıyafetleri, Kız Sen Kilo mu Aldın, O Bir Ağaçtır ki Cehennemin Dibinden Çıkar, Teyelleme, Tavşan Kemiği, Katı ve Disiplinli Bir Organ, Tamam Şimdi Buldum, Eteğinin Altında Dünya Var, Eğe.

Başta kitabın kapak tasarımının içerikle olan uyumunu, aynı vurguyu taşımasını çok sevdiğimi belirtmeliyim. Fakat sadece kapağı değerlendirdiğimizde de kendi hikâyesini anlatabilecek niteliğe sahip diyebiliriz. Bu durum kitapla karşı karşıya gelinen o ilk bakışta olumlu bir izlenim yaratıyor, içerdeki öykülere geçtiğinizde yabancılık hissetmiyorsunuz.

Öykülerinde yıllardır asla azalmayan aksine daha yüzsüz bir yüzle karşımıza çıkan kadına yönelik duygusal ve fiziksel şiddeti, cinayeti, istismarı merkeze aldığını görüyoruz. Kaç kişi söylerse söylesin hep bir fısıltı halinde insanların arasında dolaşan gerçekler yüzümüzde tokat oluveriyor. Aklını başından düşürüp belinin altından kaldırmayan ve tüm çirkinliğiyle hüküm süren zihniyeti hedef alıyor.

En az savunmasız bir kadına yapılan zulmün acımasız eli kadar dehşet veren, basite indirgenmiş olayları merkeze alıyor. Özellikle toplumdaki yanlış konumlanmış dinamikleri sarsmaya yönelik oluşuyla önem arz ediyor. Kadınları küçümseyen etiketlerden, tüm iğreti yakıştırmalardan sıyrılmış ve kendi içinde özgürleşmiş bireyler olmaya teşvik ediyor.

Eserin toplum ve olay merkezli tarafından edebi metin noktasına geçtiğimizde ise yazarın akıcı, şaşırtan ve merakı diri tutan bir dil kullandığını görüyoruz. Örneğin yoğun toplumsal mesaj içermesine rağmen öyküsünün birine “Etin bir bildiği var, beklemek çürütür” diyerek başlaması, aradığı duygu yoğunluğunu estetik tutumu dağıtmama gayreti içinde verdiğini gösteriyor.

 

Gamze Arslan gibi toplumun temelinde yatan sorunları hatta gazete haberlerine kadar atıf yaparak gündeme getiren birçok yazarda daha karşımıza çıkabilecek kritik nokta, seyreden aktivist çizginin, işin edebi yönünü ve beraberinde getirdiği estetik kaygıyı perdelememesi meselesidir. Tabi ki söz konusu kaygıyı taşımak ya da yazarlığı bir kürsü niyetiyle seçmek bireysel tercihlerin sonucudur, saygıya değerdir. Kanayak’ta ağır basan taraf elbette mesajdır fakat mesajın veriliş biçimi itibariyle estetik anlamda da dikkat çeken bir ihmalin bulunmadığını söyleyebiliriz.

Henüz Çerçialan’ı tam manasıyla inceleme fırsatı bulamasam da konular ve kahramanların birbiriyle ya benzer olduğunu ya da alt metinde kadına dair bir yük taşıdığını biliyoruz. Yayımlanmış iki kitabından hareketle bu dairenin dışına çıkıp çıkmayacağı konusunda ileriye dönük tahmin yürütmek ne kadar sağlıklı olur bilmiyorum ama “bir meselenin” yazarı oluşunu seyrediyor hissine kapılmıyor da değilim. İsteyen bu durumu olumlayabilir ya da olumsuz bulabilir. Evet, daireyi geniş tutmak gerektiğini düşündürüyor. Ama “temel” içindeki çeşitliliği yansıttığını söylemek yanlış olmaz, geniş bir coğrafyada farklı fotoğraflar yakaladığını hikâyelerde gözlemleyebiliriz.

Öyküden farklı bir örnek getirirsek Elif Sofya’nın şiirlerinde baş gösteren hayvanların, alt metinlerindeki hayvan haklarının varlığı hissedilir. Şair ve eleştirmen Mehmet Can Doğan onun poetik tutumunun bu hassasiyetleri çerçevesinde şekillendiğini söyler. Gamze Arslan’ın meselesi de öylece ortadadır. Her şairin, yazarın, sanatçının bir meselesi yok mudur? Dilerseniz kendisinden dinleyelim:

“Buradayız! Size çiçek isimleri sayıp romantizmi, oradan aşkı, oradan bağrı yanık sızlatan sevdayı hadi hiç olmadı belki sevgiyi anlatmak için değil! Hayır!

Size buradaki çiçekleri de hayvanları da anlatmayacağız. Görülmemiş bir çiçek açmadan bahsedeceğiz. Güzel bir ad seçtik bize. Görülmemiş bir çiçek açma.”

 

 

 

 

 

 

2019-08-14T20:28:10+03:00Ağustos 15th, 2019|Bilmek Vaktidir, Satranç Dersleri|
Bülten Üyeliği
Yayınlardan haberdar olmak için mail adresinizi giriniz.
Gizlilik haklarınıza saygı duyuyoruz.
Bu İnternet Sitesi çerezler ve üçüncü parti uygulamalar kullanır. Tamam