Kırmızı Başlıklı Kız ve Uçurum

  • Bana bir masal anlat sevgilim, benden önce kimse duymamış ve senden önce kimse dinlememiş olsun. Bana öyle bir masal anlat ki, içinde binlerce yıl evvelinden miras kalan bir söz bulunsun, ta ki o söz bugün de anlamı olan bir şiir olsun.
  • Öyleyse bildiğin bütün lehçeleri unut öyle dinle. Sana öyle bir masal anlatacağım ki, onu sadece sonuna kadar dinleyenler anlayabilir. O masal ki, sonuna varmadan bilmecenin düğümü çözülmez.

 

Bu kadim bir masal…

Kandil ateşlerinin gecenin gözünde parladığı, değirmenlerde hayaletlerin top oynadığı, elim bir masal…

Bu sadece bir masal…

Devlerin diyarlara sığmadığı, bir varın bir de yoğun miş-li rivayetlerle henüz anılmadığı ve çağların daha yaratılmadığı, evvel zamanların da ötesinde bir kırmızı başlıklı kız belirdi uzakta, mutat olunduğu üzere elinde sepetiyle.

Canının etrafına bir nur gibi doladığı halelerin güvenli ışığından çıktı kız ilkin, yazgısındaki kurdu bulmak için kalbini göğsüne takarak ve masalını başlattığı o yerde tozup kalmış kumdan halkaları gerisinde bırakarak.

Gövdeleri çoktan kurumuş ağaç ölülerini sepetindeki tecellisi ile söyletmek istedi, ta ki soracakları vardı bir zamanlar yemyeşil kollarında kurtların gölgelendiği yaşlı ağaca. Ey merhum, tecellimden bir yudum iç ki söyle, diyecekti, sebebim nerede?

Hiçbir ağaç cevap vermeyince kırmızı başlığını gözlerine kadar çekerek uzaklaştı kız, sepetindeki tecellisinin damla damla hayatına akmaya başladığını bilmeden yürüdü… Sinsi bir sıcaklığa alev alev yaklaştığını bilmeden yürüdükçe yolunu kaybetti.

Göğsünü yakan kalbini büyülü hayallerin serinliğine emanet edeceği sırada ötelerden bir uçurum kırmızı başlığıyla parıldayan ve kalbi göğsünü yakan kızı gördü. Telaşla bütün boşluklarındaki rüzgârları toplayıp imdadına koştu.

Kurtulmuştu kız, sepetinden çıkardığı bir avuç tecelliyi minnetle uçuruma ikram etmek amacıyla doğruldu yerinden, serinliğin zindeliğiyle ve bütün güzelliğiyle.

Heyecanlıydı uçurum, kızın güzelliğine yaraşır surete kavuşmak için güneşin kızıllığını takınarak bir latif manzaraya büründü ki, onu gören evren hem kızı hem uçurumu seyre başladı.

Manzaranın güzelliğine yürüdükçe bütün boşlukların rüzgârına yakın olan kız titredi. Uçurum bunu gördüğü an kendi derinliğinin tehlikesini fark etti. Korktu. Boşluklarından kopup gelen rüzgârları durdurmak istedi hemen, nafileydi.

Kız tecellisini çoktan rüzgârlara kaptırmış bir şekilde manzaradan tarafa yürürken, uçurum kalan son kızıllıklarını da toplayıp gitmekte olan güneşe yalvardı.  Gitmemeliydi. Eğer ki sen gidersen O benim derinliğini göremeyecek, diyerek dostundan kalmasını istedi. Hem kıramazdı dostunu, az mı terennüm geçmişti aralarında vakti zamanında…

Güneş, vakur bir mesafenin altına gizledi üzüntüsünü. Bu derinliği kızın kendi gözleriyle görmek zorunda olduğunu, anlattı durdu. Belirlenmiş zamanda yeniden dönmek üzere ayrılırken düşünüyordu; acep döndüğünde bu iki aşığın vicdanlarındaki azapların üzerine mi doğacaktı, yoksa gecenin zifirinde bile yolunu bulmuş bakir bir güne mi salacaktı ışıklarını…

Güneşin gidişiyle uçurumun her yanını bir nağme gibi kapladı karanlık. Bu nağmeyi rüzgârlarına ekleyerek artık yaklaşmaması için ikaz etti kızı.

Kız, bir adım daha atmadan evvel, neden, diye sordu.

Çünkü çok korkuyorum ya derinliğime düşersen, dedi uçurum, nefesini tutmuş rüzgârını yutmuştu.

Aldırmadı kız. Ayaklarının altında titreyen yerin hicabına aldırmadan sınıra kadar yürüdü.

Uçurum, aşkını boşluğunda öldürüp bu katlin günahıyla eriyip gitmekten çekinirken kahroluyordu.

Bir düşman gibi sivri kayalarını batırırken kıza, gelme, dedi. Sakın gelme.

Canının acısıyla kolundaki sepeti düşüren kızın tecellisi uçurumun bağrına döküldüğünde, kız sivri kayalara diz çökmek zorunda kaldı. Ve yüreğinden oluk oluk kan sızdı patlak veren bir cerahat gibi rahatlatırcasına.

Uçurum, her yanından dökülen toprak ve kayalarla hızla erimekteyken, kız bedeninden süzülen sımsıcak kanın buharına yeniden doğan güneşin eşliğinde bir kez daha görebildiği sevgilisine ‘yar’ dedi.

Yuvarlanan son çakıl taşının gürültüsüyle tükenmek üzereyken, ‘yar’ diyerek cevabını yetiştirebildi uçurum.

Güneş kasvetle doğdu bugün, ki şahit olmuştu bir masala. Hem, kendi derdindeydi duymadı konuşulanları. Kâinat çoktan ikiye bölünmüş tartışmadaydı.

“Yar” ne demek?

Zelzelenin şiddetini gören bulutlar, yar uçurumdur, dedi.

Kızın kanından yudum yudum içen toprak, yar sevgilidir, diyerek itiraz etti.

Böylece insanoğlu ikisini de benimsedi. Kâh uçurumu, kâh sevgiliyi anlatmak için kullandı.

Bir tek güneş bildi. Yar bir masaldı…

 

Fotoğraf: http://3.bp.blogspot.com/-ddkGwQQVwBU/VoCF29–JWI/AAAAAAAA9mY/N_KW6nTsea8/s1600/Darya-Kondratyeva-grainedephotographe.com25.png

Bir yorumunuz var mı?

%d blogcu bunu beğendi: