Dikkat Çekenler

  • Tefekkür
    Unutulduğunu unutan adam, öfkesini sınayanlardan uzak durmak adına yürümek için yola düştüğünde söze " Güne akşamdan kalan hayıflanmaları silkeleyerek başlamalıyım" diye girdi.  Sesinin şiddetini kendi duyacağı düzeye çekerek, “İnsanın işlemediği günahlarına hayıflanması nasıl bir dilemmadır?  İçinde yaşadığı çevrenin, canını acıtan, şirazesinden çıkarıp, yapraklarını savurarak dönenip dibe vurduran öfkenin üfunetine kapılmak dedikleri böyle bir şey olsa ...
    Mehmet Latif Çiçek 27 Aralık 2019
  • Milena Franz Kafka’nın Hikâyelerinde Kadın Kimliği
    Edebiyatta kadının bir özne olabilmesi ve görünebilmesi modernizmin henüz konuşulduğu dönemde pek de mümkün değildi. Bir nesne, ya da tasvirlerin dekoru için süs olabilirdi. Kadının kamusal alanda yıllar geçtikçe daha fazla yer almaya başlaması modernizmin etkisiyle hızlanmış, günümüzdeki hâlini almıştır. Feminist eleştiri kuramının 1960’larla birlikte Fransa, İngiltere ve Amerika’da ortaya çıkışı çok önemli dönüm noktalarındandır ...
    Eyüp Tekin 21 Aralık 2019
  • Kafka’nın Kenan’ı: Kalemin Yazdığı
    İnsan yaşamının ve doğal olanın sanat yapıtının kurgusal gerçeğine dönüştüğü karmaşık anlatısında insana, en ince ayrıntısına kadar ışıklandırılmış fakat içinde yer aldıkları bağlamı karanlıkta bırakan bir dizi resim sunar, F.Kafka. Bu haliyle de sanki yaşadığı dünya ile kurgusal evreni arasında bir köprü kurmak ve okuru da o köprüden geçirmek istermiş gibi yazar. Belki de bu yüzden ...
    Şahin Torun 22 Aralık 2019
  • Safiye Erol'a Dair
     Sosyal bir hayatı seven Safiye Erol bir ara CHP meclisi azalığı da yapar. 1961-1964 yılları arasında ise Üsküdar İmar ve Kültür Derneği’nde çalışır. Türkiye Kadınlar Dayanışma Birliği mensubu olarak Milletlerarası Kadınlar Konseyi’ne üye olur ve 1960 yılında Ankara’da yapılan toplantıya Türkiye temsilcisi olarak iştirak eder. Bu arada başta Bursa ve Edirne olmak üzere çeşitli şehirlere ...
    Mehmet Nuri Yardım 7 Mart 2019
  • Kafka’nın Mektupları
    Kısaca dönüp bir hayat hikâyesini hatırlayacak olursak eğer, 1883-1924 yılları arasında yaşamış Franz Kafka. Almanca konuşan ve yazan Bohemyalı bir Yahudi. Hukuk eğitimi tamamladıktan sonra bir sigorta şirketinde çalıştı. Defalarca nişanlanmasına rağmen hiç evlenmedi. Ailesiyle her daim mesafeli bir ilişkisi vardı. 20’nci yüzyıl edebiyatının en önemli isimleri arasında. Dönüşüm, Şato ve Dava en bilinen ve en ...
    Adalet Çavdar 21 Aralık 2019

Tefekkür

Unutulduğunu unutan adam, öfkesini sınayanlardan uzak durmak adına yürümek için yola düştüğünde söze " Güne akşamdan kalan hayıflanmaları silkeleyerek başlamalıyım" diye girdi.  Sesinin şiddetini kendi duyacağı düzeye çekerek, “İnsanın işlemediği günahlarına hayıflanması nasıl bir dilemmadır?  İçinde yaşadığı çevrenin, canını acıtan, şirazesinden çıkarıp, yapraklarını savurarak dönenip dibe vurduran öfkenin üfunetine kapılmak dedikleri böyle bir şey olsa gerek” cümlesi döküldü dudaklarından. Kimsenin bu haline tanık olmadığı ve bellek makarasını hayli geriye doğru sardığı günlerde gözlerinin önüne  bazı tablolar geliyordu. Hani haksızlığa uğrayan birinin yüzünün bir anlık ifadesinde beden dilinin gören göz, duyan kulak için bir ömrü özetlediği kareler gibi. Kendisini istismar eden, [...]

By |Aralık 27th, 2019|

Kafka’nın Kenan’ı: Kalemin Yazdığı

İnsan yaşamının ve doğal olanın sanat yapıtının kurgusal gerçeğine dönüştüğü karmaşık anlatısında insana, en ince ayrıntısına kadar ışıklandırılmış fakat içinde yer aldıkları bağlamı karanlıkta bırakan bir dizi resim sunar, F.Kafka. Bu haliyle de sanki yaşadığı dünya ile kurgusal evreni arasında bir köprü kurmak ve okuru da o köprüden geçirmek istermiş gibi yazar. Belki de bu yüzden Kafka’nın yapıtını ne sadece bir roman ne sadece bir destan ne de eğretilemelerle dolu soyut bir çabanın ürünü olarak değerlendirmek pek kolaydır. Zira o bu yazıyla herkesin nasıl olup da hissedemediği bir gerçeği görerek yazmış, bunu açık etmek için de ‘…çünkü sana yoksunu olduğun [...]

By |Aralık 22nd, 2019|

Hayatta Kalma İçgüdüsünün Gücü

“Oldukça istikrarlı bir toplumun üstünlüğüne meydan okumak istesen ve bunun için gerekli silahlara sahip olsan, ne yapardın? Muhtemelen sana da pahalıya patlayacak ve kesinlikle çok yıkıcı olacak bir yöntem seçerek, o toplumun şartlarına uygun bir şekilde mi meydan okurdun? Yoksa eğer zaman da çok önemli değilse, daha incelikli bir taktik mi tercih ederdin? Yani mesela, bir şekilde topluma bir beşinci kol sokup içeriden saldırmaya çalışmaz mıydın?” Triiffidlerin Günü ve Krizalitler’in yazarı John Wyndham’ın Midwich’in Guguk Kuşları geçtiğimiz aylarda Deli Dolu Kitap tarafından yayımlandı. Aslında Midwich’in Guguk Kuşları daha önce iki kere beyazperdeye uyarlanan kült bir eser. Oldukça ilginç bir kurgusu [...]

By |Aralık 21st, 2019|

Franz Kafka’nın Hayatı

Çek-Yahudisi taşra emekçi sınıfına mensup Hermann Kafka ve Alman- Yahudi asıllı okumuş kentsoylu bir ailenin kızı Julie Löwy’nin -3 Temmuz 1883 yılında Prag’da dünyaya gelmiş ve 3 Haziran 1924’te yine Prag’da dünyaya gözlerini yummuş- çocuğuydu Kafka. Yani Kafka Çek asıllı Almanca konuşan bir Yahudi’ydi. Yaşamı boyunca doğduğu yerden pek nadir ayrılmış ve bu ayrılıklar kısa vadeli olmuştu. Bu sebeptendir ki Kafka’nın yolu dönemin önemli yazarları ile kesişmemişti. Hermann Kafka’nın oğlu ile olan ilişkisi iyi değildi. Bunun belki de en önemli nedeni Hermann Kafka’nın yalnızca toplumun takdirini kazanmayı, ulaşılması için çaba göstermeye değer bir amaç olarak bellemişken Kafka’nın bu amaca yönelik [...]

By |Aralık 21st, 2019|

Franz Kafka’nın Hikâyelerinde Kadın Kimliği

Edebiyatta kadının bir özne olabilmesi ve görünebilmesi modernizmin henüz konuşulduğu dönemde pek de mümkün değildi. Bir nesne, ya da tasvirlerin dekoru için süs olabilirdi. Kadının kamusal alanda yıllar geçtikçe daha fazla yer almaya başlaması modernizmin etkisiyle hızlanmış, günümüzdeki hâlini almıştır. Feminist eleştiri kuramının 1960’larla birlikte Fransa, İngiltere ve Amerika’da ortaya çıkışı çok önemli dönüm noktalarındandır. O döneme kadar edebiyat metinlerindeki kadının ataerkil düzenin gölgesinde kaldığı ve hor görüldüğü bir ortamda Feminist kuram oluşmuştur. Kadının modernizmin ilk yıllarındaki varlık kaygısı had safhadadır. Çağımızda en “iyi” medeniyet kabul edilen Avrupa’da yaşanan Fransız İhtilali’ne (1789) rağmen kadınlar köle olmaktan kurtulamamıştı. Ayrıca Fransız medeni [...]

By |Aralık 21st, 2019|

Kafka’nın Mektupları

Kısaca dönüp bir hayat hikâyesini hatırlayacak olursak eğer, 1883-1924 yılları arasında yaşamış Franz Kafka. Almanca konuşan ve yazan Bohemyalı bir Yahudi. Hukuk eğitimi tamamladıktan sonra bir sigorta şirketinde çalıştı. Defalarca nişanlanmasına rağmen hiç evlenmedi. Ailesiyle her daim mesafeli bir ilişkisi vardı. 20’nci yüzyıl edebiyatının en önemli isimleri arasında. Dönüşüm, Şato ve Dava en bilinen ve en önemli eserleri. Kafkaesk kavramı, onun yazınındaki durum, duruş ve oluşları tanımlamak için kullanılır. Gerçeğin barındırdığı mantıkdışılığı gerçeküstü öğelerle açığa çıkarttığı eserleriyle, asosyal kahramanlarıyla yaşadığı dönemin sorunlarını ele alır ve sosyal-bürokratik-ekonomik sistemleri eleştirir. Öykülerinin ve romanlarının yanı sıra, Kafka’nın edebi nitelik de taşıyan mektupları bugüne [...]

By |Aralık 21st, 2019|

Sözün Rafine Hali

Ama bilirsiniz “yokluk” bir mertebedir ki ona ulaşmak her babayiğidin harcı değildir. Mustafa Kutlu, Hayat Güzeldir   Mustafa Kutlu’nun Hayat Güzeldir kitabı okura sevincini ve huzurunu bulduran hikâyelerden oluşuyor. Bu hikâyelerin kahramanları yaptıkları iyilikle, âşık olarak ya da bir musibete uğrayarak dönüşüm geçiriyorlar. Yaşadıkları tecrübe, onların dünyevi safralarını atarak kuş gibi hafiflemelerini sağlıyor. Dünyanın ağırlıklarından kurtulmak, arınmak anlamına da geliyor. Çiçek Tefsiri’nin kahramanına hastaneden çıkarken rastlıyoruz. Güneşi gören adam şaşırıyor: “Allah, Allah” dedi içinden “Ben içeri girerken bu güneş neredeydi?”  Anlıyoruz ki adam, hastanede her ne yaşadıysa bir farkındalık kazanmıştır. İçeri girerken göremediği güneşi çıkarken fark etmiştir. Onun ne yaşadığını [...]

By |Eylül 11th, 2019|

Savaşın Gerçek Hikâyesi: Kurdun Ağzında

Başlarda savaş karşıtı bir öğretmenin bir süre sonra kendisini savaşta ve üstelik bir ajan olarak bulması nasıl bir şeydir hayal bile edemiyorken yazar bunu yalın ve gerçekçi diliyle, kuvvetli bir biçimde anlatıyor. Francis’in savaşa girmesinde ön ayak olanları, kendince haklı sebeplerini, savaş süresince defalarca kez yakalanmaktan kurtulup, zafere yaklaştıklarını düşündüğü anda hezimete uğramalarını, idam edilmekten nasıl kurtulduklarını anlatıyor Kurdun Ağzında.   Hayatımın oldukça uzun sayılabilecek bir döneminde hiç savaş romanı okumadım. Savaşa dair ya da sonrasında kalanlara dair okuduklarım hem insani bir biçimde beni üzüyordu, hem de belki de içimde keşfetmeye çekindiğim bir yerlere dokunuyor olmalıydı demek ki diye düşünüyorum. [...]

By |Eylül 11th, 2019|

Şiirle, Şarkıyla Eşlik: Son Gül İçin Prelüt

“Bir adın özlem, bir adın umut ve illaki çiçekler yüzünün kıyısında. Saçlarında seni sevdikçe çoğalan gül ışığı. Aydınlık sabahlar ve sen: parmak uçlarıma kadar nüfuz eden uzun şiir. Sessizliğin sesi: Klişe. Sensizliğin sesi: Gerçek! Zamanın ırmağında yıkadığım bir avuç taşı göğsümde saklıyorum sana veririm diye. Birinci taş gözlerindir, katliam benim için. İkinci taş sesindir, sarhoşluğuma sebep. Üçüncü taş saçlarındır, dokunmak yasak. Dördüncü taş kalbindeki ‘ben’dir, aramızda sır. Beşinci taş uzaklığındır, kara bir bıçak gibi uzanır aramızda; paslı ağzı kanatır avuçlarımı. Sen bu beş taşı al, kerem et bana, tebessümünü bağışla bir kez olsun. Gözlerinin içi gülsün yeter; gözlerinin içi, gözlerinin [...]

By |Eylül 11th, 2019|

Çağdaş İnsanın Kendinden Kaçışı: Hız ve Unutmak

Sevmek için zaman ayırmak gerekir. Bilmek için zamana ihtiyaç duyarız. Güzelliği ancak zaman ayırarak fark ederiz. Zamanla olgunlaşırız. Lütfen yavaş gidiniz. Kemal Sayar – Yavaşlık   Çağdaş insan için hız, çoktan bir alışkanlığa dönüştü. En hızlı telefona sahip olmak, en hızlı arabayı kullanmak istiyoruz. Kaldırımda yavaş yürüyen insanlara, doğal akışında gelişen ilişkilere tahammülümüz kalmadı. Sonraki adımın ne olduğunu bile düşünmeden, sürekli ¨next¨ tuşuna basar gibi yaşıyoruz. Bunu çağın getirdiği bir şey gibi görsek de hız pek masum değil. Hızlı yaşamaya geliştirdiğimiz bu bağlılık, hayattan ve hızla yaptığımız her şeyden aldığımız hazzı da etkiledi. Hayatında her şey yolunda gitse de içimizde [...]

By |Ağustos 15th, 2019|

İki Düzlem Bir Şaka

Şaka’da romanın asıl kişisi Ludvik, gençlikten gelen bir heyecan ve toylukla içinde yaşadığı rejimi iğneleyen bir “şaka” yapar. Kendisini özlemediği için sitem ettiği Marketa’ya sinirlenen kahramanımız, kız arkadaşına yolladığı kartpostalın arkasına, “İyimserlik, insanlığın afyonudur! Sağlıklı ruh, hıyarlıktan başka bir şey değil. Yaşasın Troçki!” yazar. Troçki, Stalin yönetimine muhalif düşmüş bir Sovyet önderidir ve o dönemde Komünist bir ülkede Stalin’in karşısına Troçki’yi çıkarmak idam mangasının önüne atılmakla eşdeğerdir.   Önce Biraz Tarih Birinci Dünya Savaşı’nda Avusturya-Macaristan İmparatorluğu yenilince, bu imparatorluğun topraklarında Çek ve Slovak uluslarını birleştiren Çekoslovakya devleti kurulduğunda tarihler 1918’i gösteriyordu. İkinci Dünya Savaşı’nın arifesindeyse Nazi Almanya’sı tarafından işgal edildi. [...]

By |Ağustos 15th, 2019|

“Yavaşlık” İçin Yavaş Okuma Temrini

 Hedefe bir an önce varmanın makbul olduğu bir çağda oyalanmanın unutulmuş keyiflerinden bahseden bir roman için cuk oturan bir üslup kullanıyor.   Bazı okurların severek okudukları kitabı tarif ve taltif etmek için kullandığı bir tabir var: Çok sürükleyiciydi! Ne demek bu? Ne anlamalıyız bu tanımlamadan? Bu iltifat, günümüz okurunun kitapla kurduğu ilişkiye dair ne söylüyor? Ben şunu anlıyorum: Hikâye beni alıp götürsün öyle ki onun ayartısına kapılarak dünyayı unutayım. Okumak da bu değil mi zaten. Katı, nobran, kendini sürekli hatırlatıp duran dünyanın acı gerçekliğini (en azından okuma süresi boyunca) unutmak için okumuyor muyuz? Kundera da öyle diyor Yavaşlık romanında. Hızlandıkça [...]

By |Ağustos 15th, 2019|

Yaralı Zaman/ Kanayan Bellek

“Bilmek Vaktidir” Yazıları: 4 Milan Kundera’yı salt romancı olarak anmak doğru değil. Entelektüel kimliği edebiyat düşünürü kıldığı gibi, bir kültür insanıdır o. Bu anlamda roman ve denemelerinden iz sürerek dünyaya, insana, edebiyatın ne olduğuna/olmadığına dair çok şeyi öğrenir, sorgularız.   Milan Kundera, tüm anlatılarıyla okurunu görevlendiren bir yazardır. Bir bakıma, hazır okur ister. Yani tembel okurun onun anlatılarıyla pek işi yoktur. Bu yanıyla yazdığı her bir şeyin düşünsel boyutu/anlamı/göndermesi ister istemez okurunu donanımlı bekler. Tüm bunlar onun sıra dışı bir anlatıcı olduğunu göstermez elbette. Ama Kundera, sıradan da değildir. Yani anlatılarını köklendirdiği bir gelenek, alıp taşıdığı bir bakış/görüş, söylem vardır. [...]

By |Ağustos 15th, 2019|

Kapalı Kapılar Ardındaki Gizin Tokat Oluşu: “Kanayak”

 Öykülerinde yıllardır asla azalmayan aksine daha yüzsüz bir yüzle karşımıza çıkan kadına yönelik duygusal ve fiziksel şiddeti, cinayeti, istismarı merkeze aldığını görüyoruz. Kaç kişi söylerse söylesin hep bir fısıltı halinde insanların arasında dolaşan gerçekler yüzümüzde tokat oluveriyor.   Geçtiğimiz aylarda Gamze Arslan’ın ikinci kitabı olarak raflarda yerini alan Kanayak, muhatabını hiç eskimeyen bir yerden sarsıyor. On üç öykünün tamamında ülkemizdeki “kadın olma gerçeğine” dair çarpıcı örnekler sunuyor. Öykülerin isimlerinden başlayarak eserin tamamına hakim sert ve sansürsüz üslup oldukça dikkat çekiyor: Manıklar, Ben Evlat, Kız Evlat, Çarpmanın Sesiyle, Beklemek Çürütür, Hamra Beyoğlu’nun Kıyafetleri, Kız Sen Kilo mu Aldın, O Bir Ağaçtır [...]

By |Ağustos 15th, 2019|

 Görkemli Bir Restoranın İçinden

Duvarlarında her ne kadar geçen yılların etkisiyle yağlanmış ve sararmış olsa da sanatsal tabloların asılı bulunduğu, geçmişi bulunan bir binada değerli ziyaretçilerin olduğu bir restoranın sıradan olabilecekken ayrıntılarla dolu hikâyesi Garson.   Matias Faldbakken’ın yazmış olduğu ve 16 ülkede yayımlanmış olan Garson 240 sayfalık bir roman. Keskin bir gözlem gücü olan bir garsonun bakış açısından, birinci tekil şahıs kullanılarak asırlık bir restoranın ziyaretçilerinin ve çalışanlarının anlatıldığı bir anlatı. Yazar Matias Faldbakken aslında bir sanatçı ve Garson yazarın kendi ismiyle yayımladığı ilk kitabı. Daha önce bir üçleme yazmış olan Faldbakken,  Garson’da dikkatleri üstüne çekmiş diyebiliriz. Yazarın anlatıcılığı, detaylara verdiği önem ve [...]

By |Ağustos 15th, 2019|

Milli Mücadele Romanlarında “Din Adamları” ve Kuvayı Milliye İle Çatışması Örneği- 1

 Tarık Buğra’nın Küçük Ağa adlı romanı tümüyle böyle bir din adamını ele alır. Yazar onu İstanbullu Hoca’dan (Menfi) Küçük Ağa’ya (Müsbet) dönüşümünü gerek olay örgüsündeki gelişmelerle gerekse ruh âlemindeki dönüşümlerle başarıyla anlatır.   Milli Mücadele veya İstiklal Harbi diye adlandırılan dönem; 1919 – 1922 arasını kapsayan ve bir imparatorluk artığının tarihten silinip yerine Cumhuriyet idaresinde yeni bir devletin kurulmasıyla sonlanan savaşarak geçirilen dört yıllık sürenin adıdır. Bu süre kendi içinde ikişer yıllık iki döneme ayrılır. 1919 ile başlayıp 1922 yılına kadar geçen sürede, Mondros Antlaşması, Yunan ordusunun İzmir’e çıkışıyla başlayıp, Sakarya Savaşı ile devam eden ateşler içinde, olayları, isyanları, ölüm [...]

By |Temmuz 11th, 2019|

Aktivistin Rehberi: Karanlıktaki Umut

  Özellikle ümitsizliğin derinliklerinde yüzüyorsanız, bu kitabın tüm dünyada yapılan eylemlerden bağımsız olarak, sadece kişisel hayatınız için bile size iyi geleceğini garanti ederim. Solnit siyasetten, Amerika tarihinden, büyük güçlerin altında ezilen üçüncü dünya ülkelerinin durumundan bahsetse de kullandığı dil ve bakış açısı insanın ruhuna temas eden iyileştirici bir dokunuşu andırıyor. Kötülüğün yok olmayacağını biliyorum ama insanlar için harekete geçmenin, bir şeyler yapmanın hava gibi, su gibi bir ihtiyaç olduğunu anlıyorum her satırda.   Rebecca Solnit ile olan tanışıklığım Bana Bilgiçlik Taslayan Adamlar ile başlar. Bir kadın olarak kendimi sürekli baş etmek durumunda kaldığım, ismini bir türlü koyamadığım, hatta tam aksine inandırılmaya [...]

By |Temmuz 11th, 2019|

Değerler Depreminde Bir Denge Ustası: Ursula K. Le Guin

Le Guin, elbette çocuklara aktarılacak mitlerin ne kadar değerli olduğunu bilir. ‘İşletim Kılavuzu’ yazısında kendi kültürlerinin hikâyelerinin çocuklara aslında neyi öğrettiği ve gösterdiğinden bahseder: ‘Her kültür, hikâye yoluyla kendini tanımlar ve çocuklarına insan ve kendi halkının mensubu -Hmong, !Kung, Hopi, Keçuva, Fransız, Kaliforniyalı- olmayı öğretir…’ Dahası, ‘Merkezin nerede olduğunu -evin, yurdun, nerede olduğunu yurdun ne olduğunu- bilmeyen bir çocuk çok kötü durumdadır.’ Benim bu ifadelerden kendi kültürüm adına çıkardığım şu; çocuklarınıza Dede Korkut hikâyelerini okuyun, masal anlatın.   Bir ölçüsüzlük tufanına tutulduğumuz, bir değerler depremi yaşadığımız doğrudur. Ama bu yıkımın kaynağını tespit etmeye çalışırken panikle ‘Batı’yı göstererek fazlaca kolaya kaçıyoruz [...]

By |Temmuz 11th, 2019|

Uzağa Gitmenin Cazibesine Kapılan Bir Adam

Bu kitabı başarılı kılan unsurlardan biri de yazarın mekânı bir karakter gibi kurguya dâhil etmesi; Thomas’ın gittiği, gördüğü yerler bir tablo gibi gözünüzde canlanıyor ve siz de Thomas’ın yanında önce sakalı uzamış, pespaye bir hâlde, daha sonra kıyafetlerini değiştirmiş tıpkı tek amacı sadece yürümek olan biri gibi ilerliyorsunuz, geçmişi, geride bıraktıklarınızı hiç düşünmeden.  “Astrid akşam yemeğini, ne pişireceğini, dışarıda yağmur yağarken sıcak yemek odasında oturacaklarını düşünerek kafasını dağıtmaya çalıştı. Ama birdenbire Thomas’ın akşam yemeği için de, ertesi gün de gelmeyeceğinden emin oldu. Bu duygu soluğunu kesti; kaygı değil, felç eden bir korku duydu, olacakları biliyor gibiydi.” Uzağın Ötesinde, Peter Stamm’in [...]

By |Haziran 13th, 2019|

“Yaniya Efendim, Sizin Anlayacağınız Bütün Çingenelerin Adı Rom’dur.”

 Can Yayınları yakın zamanda “Miras” başlığı altında yayımladığı eserlerle bugünün okurlarını unutulmaya yüz tutmuş romanlarla yeniden buluşturmaya başladı. Yakın zamanda yayımlanan Osman Cemal Kaygılı’nın yazdığı “Çingeneler” romanı bu miraslardan birisidir. 1930ların İstanbul’unu, bu dönemde yaşayan Çingenelerin yaşamını konu edinen roman, o dönemin dilini, sosyal dokusunu başarılı bir dille anlatıyor.   Fransız İhtilali’nin etkisiyle tüm dünyaya yayılan milliyetçilik, bunun akabinde imparatorlukların dağılması tüm dünyayı yepyeni bir durumla karşı karşıya bıraktı: Azınlıklar. Milliyetçiliğin etkisiyle asimilasyon tehlikesi ile karşı karşıya kalan azınlıklar, mümkün mertebe bulundukları mekânı terk edip, göç etmişlerdir. Bulunduğu yerde kalamayan, gittiği yerde de sıkıntılar çeken azınlıklarla ilgili tüm dünyada olduğu [...]

By |Haziran 13th, 2019|

Türk Düşünce Dünyasında Bir Basamak: Hilmi Ziya Ülken

Aydın bir ailenin çocuğu olan ve bu şekilde yetiştirilmeye çalışılan Hilmi Ziya Ülken 3 Ekim 1901 yılında İstanbul’da doğar ve sırasıyla Tefeyyüz Mektebi ve İstanbul Sultanisi’nde okuduktan sonra 1918 yılında girdiği Mülkiye Mektebi’nden 1921 yılında yüksek bir derece ile mezun olur. Aynı yılın sonbaharında, girdiği sınavı kazanarak, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Beşeri Coğrafya Kürsüsü asistanlığına atanır. Devam eden süreçte bir yandan Coğrafya Bölümü’ndeki asistanlığını sürdürürken bir yandan da Felsefe Bölümü’ndeki dersleri takip ederek Sosyoloji, Felsefe Tarihi ve Ahlak sertifikaları almaya hak kazanır. Liselerde coğrafya, sosyoloji ve felsefe öğretmenlikleri yapar. 1932 senesinde daha önce yayınladığı “Umumi Sosyoloji” ve “Türk Tefekkür Tarihi” [...]

By |Haziran 13th, 2019|

Frankenstein Yaşıyor!

Kökleri Golem, Homunkulus mitlerine Geothe’nin Faust’una uzanan Shelley’nin hikâyesi tiyatro, sinema ve çizgi romanları beslemeye devam ediyor. Diğer yandan günümüzün romancıları canavarın çeşitlemelerini yapmaktan geri durmuyorlar. Shelley’nin yaratığı bambaşka kültürlerde hortlayıp duruyor. Bu yazıda canavarın Bağdat ve İskoçya’daki iki çeşitlemesine göz atacağız.    Güncellenen Cosmos belgeselinin üçüncü bölümünde astrofizikçi Neil Degrasse Tyson kendinden emin iyimser bilim adamı tonuyla konuşuyor: “Newton’ın Principa Mathematica’sı bizi başka bir bakımdan da özgürleştirdi. Kuyruklu yıldızların gelişini ve gidişini gözeten doğa kanunlarını bularak göklerin gazabıyla korkularımız arasındaki köklü bağları da koparmış oldu.” Gerçekten öyle mi oldu? H. P. Lovecraft’ın huzursuz hayal gücünden türeyen canavarlar Tyson’ın söylediklerine [...]

By |Haziran 13th, 2019|

İsmiyle Müsemma Bir Kitapçının Zaman İçindeki Değişimi : Zenginliklerimiz

Edmond Charlot’nun kitaplarla olan ilişkisi bambaşka, kendini yazar olarak düşlemiyor ama iyi bir editör olduğu kesin ve kitaplarla olan bağının önüne hiçbir şey geçemiyor, hapse atılması, askere gitmesi, yaşadığı maddi zorluklar, hatta kitapçıya koyacak kitap bulamaması bile yıldırmıyor onu. Tüm azmine rağmen yine de savaşın hüznünü ve bir yayıncı olarak ayakta kalmanın, yaşamanın zorluğunu gizleyemiyor. Kaouther Adimi’nin yazmış olduğu Zenginliklerimiz ilginç bir kitap. 2017 yılında başlıyor gibi gözükse de aslında bu romanın temelleri geçmişe dayanıyor. 1930’lu yılların Fransa işgali altındaki Cezayir’inde başlayan küçük bir kitapçının hikâyesi Zenginliklerimiz, kitapçının adı Les Vraies Richesses yani Gerçek Zenginliklerimiz. Bir kitapsever olarak bu ismi [...]

By |Mayıs 14th, 2019|

Sanatçı Hep Yoldadır, Sonsuzdur Yolculuğu

Sanatçı kendi masalının kahramanıdır. Onun yolculuğunu bir masal gibi okuyabiliriz. Şimdi Campbell’ın Kahramanın Sonsuz Yolculuğu şemasını sanatçının yolculuğuna serbestçe uyarlamayı deneyelim. Bakalım bu yol bizi nereye götürecek? Zeynep Öykü arp sanatçısı. Çocukken seyrettiği küçük deniz kızı animasyonu onu müthiş etkilemiş. Konuşamayan, aşkını arp çalarak dile getiren küçük deniz kızı figürü, duygularını doğrudan söyleyemeyen bu çocuğun zihninde yer etmiş. Yıllar sonra da Londra’da bir arpla karşılaştığında çocukluğunda duyduğu çağrıya uymuş. Zeynep Öykü’yü sahnede seyrettiğinizde upuzun saçları, kıyafetiyle onun gerçekten de deniz kızına dönüştüğünü görüyorsunuz. Çocukken dinlediğimiz masalların bizi bir anlatıcıya dönüştürme gücü vardır. Marquez gibi büyük romancıların çocukluk çağlarına baktığınızda anlatıcı [...]

By |Mayıs 10th, 2019|

Yersiz Yurtsuz Bir Yer: Edward Said

Denilebilir ki Edward Said’in mücadelesinde özellikle Filistin’le belirginleşen bu yerleşememiş haldeki mücadele boyutunun daha özet ve net biçimde anlaşılabilmesi için öncelikle bu içli ve özel yersiz yurtsuz tarihin bilinmesi gerekmektedir. Zira her şeyden önce, onun mücadelesinde Filistinli olmasının, kendisini her zaman yabancı bir konumda görmesinin ve bir biçimde de bir sömürge uyruğu olarak yetişmesinin oldukça büyük etkileri vardır ve bu bir gerçektir. Edward Said’in düşünsel ve yazınsal mücadelesi içinde dikkati çeken en önemli konulardan biri ‘Entelektüel’in konumu ise bir diğeri de kesinlikle ‘Filistin’ ve ‘Filistinli olmak’ ile ‘Batı’ ve ‘Batılı olmak ve olmamak’ bağlamında bir yersiz yurtsuzluktur. O kadar ki, [...]

By |Mayıs 10th, 2019|