Kutadgu Bilig, Bilgi, Dil ve Medeniyet Üzerine (1)

Kendi yapısını kuran bir metin olarak Kutadgu Bilig

Yusuf Has Hacib’in mesnevisi niteliğindeki 6645 beyitten müteşekkil, aruz ile yazılmış ve genel olarak ‘Failün, failün, failün fail…’ kalıbıyla terkip edilen ve dahası geleneksel edebiyat teorisi içinde ‘Türk vezni’ olarak bilinen 6+5 ya da 4+4+3 duraklı bu tertibiyle bile Türk dilinin şiire hem de üst bir üslup yoluyla taşınması gibi bir büyük misyonu da yerine getiren  Kutadgu Bilig, her şeyden önce kendi zamanında, kendi zamanı için, yerini yurdunu belirlemiş bir dünya görüşünü, bir medeniyet algısını Türkçe dillendiren bir tarifin kitabıdır.

Bu bakımdan Kutadgu Bilig, ufkuna almış olduğu medeniyet bağlamında zamanın gerçeğini en üst seviyede ele alan bir öğüt, nasihat ve tembihin kitabı olması bir yana aynı zamanda ele almış olduğu bu öğüt, nasihat ve tembihi ortaya koyduğu dili işleyişi bakımından da hem bir edebi yapıt hem de yol gösterici bir didaktizmin kitabı olarak ayrıca önem taşımaktadır.

Zira zaten salt içeriğiyle bile bir başyapıt hükmünde olan bu kitap yazılmış olduğu dilin –Türkçe’nin- ki bu Türkçe de kaynaklara göre 11. Asır Karahanlı devri Uygur Türkçesi olup zamanın Karluk, Çigil ve Yağma Türklerinin konuştuğu lehçe ve ağız olarak zengin bir içerikle beslenen ve yine döneminde Karahanlı Hanedanlığına nispetle Hakaniye Lehçesi –Türkçesi- ve nitekim 15. Asırdan itibaren Çağatay Türkçesi olarak bilinen ve zamanımızın Özbekçesine denk bir dil oluşuyla da ayrıca dikkat çekici zengin kaynakları dolayısıyla da önem taşımaktadır…

Bütün bunlardan da öte Kutadgu Bilig, misal olarak hemen hemen öncülü olduğu ve çağdaşı sayılabilecek Feridedin Attar’ın ‘Pendname’ si ile karşılaştırıldığında Attar’ın oldukça rahat ve serbest biçimde kullanmış olduğu ve gündelik dile daha uyumlu anlatımına nazaran hedeflemiş olduğu yönetsel nasihatler ve tembihler bakımından da kullanmış olduğu seçkinci ve üst dil ile kendi üslubunu bulmaya çalışan bir öncü olarak Yusuf Has Hacip’in dil, üslup ve estetik arayışının örneği olması bakımından da sonradan gelecek pek çok benzeri – Sözgelimi Edip Ahmet Yükneki’nin Atabet-ül Hakayık’ı, Kaşgarlı Mahmut’un Divan-ı Lügatİ’t Türk’ü, Hoca Ahmet Yesevi’nin Divan-ı Hikmet’i, Mevlana Celalettin’in Mesnevi’si, Ahmed Faki’nin Çarhnamesi ve hakeza aynı dönemde Ahmed Faki’den mülhem ve daha çok dönemin Roma coğrafyasında gezici-söyleyici şairlere verilen isimle Trabudarlar’a öncü bir benzerlikle de benzeyen gezgin, şair, edib Sayyad Hamza’nın klasik aruz vezniyle söylediği nasihatlerle Yunus Emre’nin Risalatü’n- Nushiyye’si ve takip eden asırlar boyunca devam eden diğerleri içinde hem yöntem hem yapı hem de dilin kullanımı bakımından cesaret verici, yol açıcı bir metin olduğunu söylemek gerekiyor.

Bundan daha başka Kutadgu Bilig’i bir başka yapısal özellik olarak Kutadgu Bilig’in karakterlerini husule getiren Küntoğdı, Aytoldı, Ögdülmüş ve Odgurmuş arasında geçen diyaloglardan oluşan bir teatral metin olarak okumakta mümkündür. Bu bakımdan gelenekselden modern’e ve postmodern’e kadar süregelen edebi türler içerisinde doğurganlığı, yapısı, gerektirdiği yenilik ve ustalık ile özündeki an’a ve o an konuşulan dil ile o dili kullanan insanın haletini de ele vermesi gereken tiyatro yazınının başat ustalık gerektiren işlenmişliğine benzerliği bakımından da ayrıca öncü bir teatral metin olarak görmek ve böylece kritik etmek dahi mümkündür.

O kadar ki, Kutadgu Bilig’in bu öncü teatral- bir drama gerektiren ve dahası çok üst bir kurmacayı hatırlatan yapısını da göz önünde tutacak olursak belirtmiş olduğumuz kimi yerde dip derinde kalan kimi yerde e açığa çıkan uzun imalelerin bir başka açıdan da ince bir dikkatle hesaplanmış bir dil işleyişinin ürünü olduğu da görülebilecektir.

Bir Bakış Biçiminin İşlenişi olarak Kutadgu Bilig

Bir büyük metin olarak Kutadgu Bilig ortaya koymuş olduğu yapısal başarıyı destekler biçimde aynı zamanda bir bakış biçimini ortaya koymak bakımından da oldukça manidar bir başka özelliğe sahiptir. Sözgelimi eksenine yerleşmek bir yana adeta kök salmış durumdaki bilgiye bakış biçimiyle; Bilgi ve akıl insan için köstektir… diyerek gerek yazıldığı dönemin hemen sonrası ve gerekse çok uzun bir zaman sonrası için hemen her çağda o çağa özgü çağdaşlık anlamında hep bir hız, bir kopuş, bir yükselme, bir ilerleme ve hadsiz hesapsız bir kazanım arzusuyla daha çok pragmatik bir içerik kazandırılarak şekillenen bilgiye ve insan aklına, insanı durduran, savrulmayı önleyen bir içerik kazandırarak köstekli- duşaklı bir anlam alanı belirlemiş ve gerek aklı ve gerekse bilgiyi böylece kavramamız gerektiğini tembih etmiştir.

Kutadgu Bilig’in hayranlık uyandıcı bir şekilde ele almış olduğu bu bilgi ki, son tahlilde bir biçimiyle de Paul Feyerabend’den öğrendiğimiz haliyle etimolojik anlamının ötesinde özellikle modernize edilmiş haliyle bir ‘tecim- ticaret’ nesnesi haline getirilen bilginin tam da bu hale gelmeden nasıl korunup kollanacağı yolunda da çok uzun erimli bir bilgi yorumunda bulunduğu görülecektir.

O kadar ki, Yusuf Has Hacib’in bilgiyi ve aklı böylece yorumladığı paragrafın ilerleyen bölümlerinde salt bilgiden öte ‘…bilgisizliğin de aslında bir bilgi – kızıl ya da kara bir bilgi olarak- olduğunu söyleyerek bilgisizin bildiği ve kendisine düşman olan bilgi olarak… söz ediyor oluşu da onun katmanlı bilgi yorumunu ortaya koymak bakımından hayli düşündürücü bir içerik taşımaktadır.

Bu katmanlı bilgi ve akıl yorumuyla daha geniş bir eksende adeta bir mantık eleştirisine de yönelen Yusuf Has Hacib, aslında hiçbir aman bilgi denilemeyecek ama bir mantık ekseninde de anlamlı olabilecek bir kötü edinim biçimindeki bilgiden de söz ederek aslında ve daha geniş bir eksende  bilginin en kadim anlamıyla mutlaka iyi olması gerektiği yolunda daha geniş bir yoruma ulaşmaktadır.

Bu anlamıyla da bilgiye özellikle müteal – aşkın –  metafizik bir içerik yüklediğini gördüğümüz Yusuf Has Hacib’in haliyle iyi bilgi dediği bilginin hem birey planında hem de yönetsel anlamda işe yarayacağını ve dolayısıyla bilginin bu seküler kazanımları bir yana iki dünyada da işi yoluna koyacağını ifade ederek adeta esere adını veren kutlu bilginin hem dünyevi hem de uhrevi bir misyon ile süslenmesi ve sadece hakikatle işlenmesi gerektiğinin de altını çizmektedir…

Kutadgu Bilig’in bu bilgi yorumuna ek olarak birey planında kaçınılması gereken 4 şey ile bunlara eklenen 4 diğer şey  olarak adlandırdığı yalan söylemek, sözünden dönmek, sarhoşluk, inat, kabalık, boşboğazlık, öfke ve gazap…ise tek kelimeyle bilgi öğüdünün zeminine yerleşmiş haldeki öz şeklindeki bilginin aslında neyi nehyettiği anlamında da oldukça basit ve bir o kadar da pratik bir içeriği ortaya çıkarmaktadır.

Öyle ki, Yusuf has Hacib’in sadece bilgi içerikli bu aşkın- müteal- metafizik yorumundan ve bu yorumu işlediği dilden yola çıkarak Kutadgu Bilig’e daha üst ve estetik bir bakışla yaklaşacak olursak gerek içerik ve gerekse yapı bakımından bütünüyle  işlenmiş haldeki bir söyleme biçimiyle baş başa kalmak bir yana büyük bir ustalıkla kendi okunma biçimiyle dikte ettiği kavrama biçimini de büyük bir didaktik ölçümle ama hemen hemen hiç dikte etmeden işleyişindeki daha üst bir ustalık öne çıkacaktır.

Sözgelimi;

kişi köngli tüpsiz tengizdin teg turur

bilig yinçü sanı tüpinde yatur

tengizdin çıkarmasa yinçü kişi

kerek yinçü bolsun kerek say taşı

…………………………………………………

insanin gönlü dipsiz denize benzer

bilgi ise dipte yatan inci gibidir

insan inciyi denizden çıkarmazsa

ister inci olsun, ister çakıl taşı

Dizelerinde de görüleceği üzere gerek yapısal bakımdan ve gerekse içerik olarak Kutadgu Bilig’de Yusuf Has Hacib tam olarak dizelerin işlenişi ve bu işlenişteki ustalık ve estetiği de gösterircesine bilginin yeri ve kaynağı olarak ‘Kişi Köngli’ni – İnsanın Gönlünü’ gösteriyor oluşuyla da bilgiyi gönülle ilişkilendirerek hem zamanı hem de Kutadgu Bilig’in yazıldığı zamandan bu zaman kadar gelen uzun erimi boyunca nasıl bir ferasetle yazıldığını ve ilk onun söylemiş olduğu haliyle bilginin yeri olarak insanın gönlünü gösteriyor oluşuyla hem insanı hem bilgiyi hem de insanın gönlünü kutlamanın- kutlu kılmanın bir özge metodolojisini de ortaya koymaktadır.

Ve bu metodolojyle de, biri diğerini kıymetlendiren ve derinleştiren bir bileşim içinde gönül ki; elbet kutludur zira bilginin evidir… ya da bilgi ki; elbet kutludur zira onun yeri insanın gönlüdür… şeklinde de okunabilecek ve hem yazanın hem de okuyanın ferasetini arttıracak bir başka  boyuttan haber vermektedir…

 

Not: Yazının II. Bölümü Mart sayısında devam edecektir…

Bir yorumunuz var mı?

%d blogcu bunu beğendi: