Kutadgu Bilig’in Türk Kültür Hayatına Katkıları

Kutadgu Bilig, on birinci asırda Yusuf Has Hacib tarafından yazılarak Karahanlı hükümdarı Tabgaç Buğra Karahan’a sunulmuş olan değerli bir kitaptır. Kitabın adı tahlil edilecek olursa, okunduğu takdirde insanın dünyada ve ahrette mutluluğa ulaşacağına ilişkin vaatler ihtiva ettiği anlaşılmaktadır.

Bilindiği gibi ‘kut’ sözcüğü mutluluk, nimet, ikbal, devlet, esenlik, ihsan, gönenç gibi anlamlara gelir. ‘Bilig’ ise bilgi demektir. Kut kelimesine isimden fiil yapma eki olan – ad ve sıfat fiil eki – gu birleştirildiği zaman, gelecekte mutluluk, ikbal, nimet esenlik, devlet verecek olan bilgi anlamını taşıyan bir kavram grubu ortaya çıkmaktadır. Kut kelimesi, geçmişten bugüne çok kullandığımız terimler arasında yer alır. Bayram kutlaması, ad günü kutlaması, mübarek gece kutlaması gibi durumları da dikkate alacak olursak kut’un Arapçadan dilimize giren ‘tebrik’ anlamını taşıdığı da görülmektedir. Manevilik anlamı taşıyan ‘kutsal’ kelimesinin de buraya dayandığı malumdur. Gerek Orhun Kitâbeleri gibi İslam öncesi dönem eserlerinde, gerek İslamiyet sonrasında eserlerini Arapça olarak veren Fârâbî’nin eserlerinde ve gerekse Türkçe olarak yazılmış olan Kutadgu Bilig’de ‘kut’, Tanrı’nın verdiği kağanlık, yani devlet başkanlığı anlamını da taşımaktadır. “Tanrı kime inayet ve yardım ederse, dünya onun olur ve o, Kut’a kavuşur.” (Kutadgu Bilig, 6192. beyit. Buradan itibaren Kutadgu Bilig için KB. rumuzu, beyit için de b. Rumuzu kullanılacaktır.)

O halde Kutadgu Bilig, hem yazarına hem de okuyanlarına ikbal ve istikbal kapılarını açacak olan kutlu bir kitap anlamını da taşımaktadır. Her şeyden önce kitabın yazarı Yusuf Has Hacib bu kitap sayesinde Karahanlı Devleti’nde bir makam sahibi olmuştur. Muhtemelen 52 yaşında yazmaya başlayıp 54 yaşındayken tamamladığı bu eser sayesinde Yusuf Has Hacib, Karahanlı hükümdarı tarafından ödüllendirilerek,bugünkü anlamda Özel Kalem Müdürü olarak anlaşılabilecek olan Has Haciblik makamına getirilmiştir. Böylece eserden umulan ilk fayda, bizzat yazarına dokunmuştur.

Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig’i yaşadığı dönemdeki Türk devleti ve onun hakanı olan Tabgaç Buğra Karahan’a sunmak ve onun faydalanmasını sağlamak gayesiyle yazmıştır. Bununla birlikte bu eser, dünya var olduğu müddetçe okuyan her devlet başkanına, her millete, hatta vasıflı vasıfsız herkese gerekli olan ve her dönemde istifade edilebilecek şekilde kaleme alınmış bir şaheserdir. Bu bakımdan Kutadgu Bilig’i istinsah eden ve kim olduğu bilinmeyen bir müstensih, esere yazdığı ön sözde, bu kitabı Çinli bilgelerin Edebü’l-Mülûk, Maçinlilerin Âyinü’l-Memâlik, bazı Doğulu bilgelerin Zînetü’l-Ümerâ, kimi İranlı bilgelerin Şehnâme-i Türkî, kimilerinin de Pendnâme-i Mülûk olarak isimlendirdiklerini, Türkler arasında ise Yusuf Has Hacib’in koyduğu isimle Kutadgu Bilig olarak tanındığına dikkat çekmiştir.

Kutadgu Bilig incelendiğinde Yusuf Has Hacib’in iyi bir eğitim aldığı anlaşılmaktadır. Kitap, bir vasiyetname ve siyasetname niteliği taşıdığı için felsefe ve onun dallarından ahlak anlayışıyla ilgili filozofların görüşlerinden çok yararlandığı görülmektedir. Bu anlamda yine kitaba ön söz yazan meçhul kişi, Yusuf Has Hacib’in Çinli ve diğer milletlerin bilgelerinin eserlerinden yararlandığını belirtmektedir. (KB. ‘Birinci Ön Söz’, s. 1-2)

Kitaba yine ismi bilinmeyen biri tarafından ikinci bir ön söz daha yazılmış olup burada da Kutadgu Bilig’in değeri ve önemi şu ifadelerle övülmüştür: “Bu kitap çok aziz bir kitaptır; bilen için bir bilgi denizidir. Değerli bilgiler ile süslenmiştir. Bunların her birine birçok hakîmlerin sözlerini inciler dizer gibi sıralamıştır. Dünyanın ileri gelen hükümdarlarının hepsi bu kitabı benimsemişler ve hazinelerine koyup saklamışlardır. Bu, faydalı bir kitaptır ve hiçbir zararı yoktur. Bu kitabın sözleri insana yardım eder ve yol gösterir; her iki dünyadaki işleri düzenler. Türk, Çin ve bütün Maşrık illerinde, dünyada bunun gibi başka bir kitap yoktur.”(KB. ‘İkinci Ön Söz’, s. 3-4)

İkinci ön söz’ü yazanın söylediklerine bakıldığında Kutadgu Bilig’in asıl faydasının, bunu okuyacak olanlarda görüldüğü ve gelecekte de görüleceği anlaşılmaktadır.

Söz bu noktaya geldiğinde Kutadgu Bilig’in son yüzyılda gizli olmaktan çıktığını ve asıl etkilerinin bu önümüzdeki asırda ve sonrasında olacağını belirtmekte fayda vardır. Bilindiği üzere bu önemli eser, yazıldıktan sonraki yıllarda istinsah edilmiş, ama kaç kez istinsah edildiği bilinmeksizin adeta tarihin derinliklerinde ve toz tutmuş raflarda unutulmuştur. Bugüne kadar kitabın üç nüshası bulunmuştur. Bunlardan ilki 1439 yılında tespit edilen ve önce Tokat’a, oradan İstanbul’a ve nihayet Hammer tarafından satın alınarak Viyana Milli Kütüphanesi’ne götürülen, bu yüzden de Viyana Nüshası olarak bilinendir. Bu nüsha orijinal nüsha olup, Uygur alfabesiyle yazılmıştır. İkincisi 1896 yılında Kahire’deki Kahire Hidivlik Kütüphanesi’nde bulunmuştur. Nüsha Arap harfleriyle yazılmıştır. Üçüncüsü ise yine Arap harfleriyle Türkçe olarak yazılmış olan ve Zeki Velidî Togan tarafından Fergana’da bulunan Fergana nüshasıdır. Bu üç nüshayı bir arada değerlendiren Reşit Rahmeti Arat, kitabı Türkiye Türkçesine tercüme etmiştir. Kutadgu Bilig, son yüzyılda ortaya çıktığına göre Türk kültür ve medeniyetine katkıları bundan sonra olacaktır. O halde bu katkılar neler olabilir? Yazımızın esas konusunu teşkil eden husus, bu soru etrafında şekillenecektir.

Yusuf Has Ulu Hacib, yazmış olduğu bu eseriyle İslamiyet’i kabul eden Türkler arasında yaygınlaşan Arapça yazma alışkanlığına karşı, Türkçe ile de böyle önemli eserler yazılabileceğini göstermiştir. Daha önce Hun Türkçesiyle yazılan mektup ve bazı tablet yazılarından sonra Göktürk alfabesiyle yazılmış olan Yenisey tabletleri ve Orhun Kitabeleri de Türkçenin gelişmiş bir dil olduğunu göstermiş olmaları bakımından önemlidir. Bunlar, İslamiyet’in kabulü öncesinde yazılmış oldukları için, o dönemin Çincesine karşı önem arz ederken, Kutadgu Bilig ve aynı dönemde yazılmış olan DivanüLügati’t-Türk, bir asır kadar önce toplu olarak kabul edilen İslamiyet’in Türkler arasında Arapça yazma ve konuşma hevesinin yaygınlaşmasına karşı adeta Türkçeyi savunma eserleri olmuştur. Bu iki eser, daha önce Türkler tarafından yazılan Arapça eserlere karşı, Türkçenin de var olduğunu ve Türkçe ile de es er yazılabileceğini göstermiştir. Nitekim bu eserlerden sonra Ahmet Yesevî’nin Divan-ı Hikmet’iyle başlayan bir Türkçe eser yazma geleneği başlamıştır. Edip Ahmet Yüknekî’ninAybetü’l-Hakayık’ı, Yunus Emre’nin şiirleri, Âşık Paşa Tarihi, Oruç Beğ Tarihi, Menakıbnameler vs. Türkçe ile şiir, tarih, edebiyat, felsefe… yazılabileceği, hep bu geleneğin bir devamı niteliğinde gelişmiştir.

Kutadgu Bilig, geçmişi geleceğe bağlayan bir köprüdür. On birinci asırda yaşayan Türk toplumunu, yirmi birinci asır ve sonrasındaki asırlarda dünyanın değişik coğrafyalarında yaşayan ve yaşayacak olan Türk toplumunu geçmişte oluşturduğu değerler vasıtasıyla bağlayacaktır. Çünkü toplumları yaşatan ve geleceğe taşıyacak olan, milli ve manevi değerlerdir.

İdeal toplum modelleri olarak ilk çağlardan itibaren ortaya çıkan ütopyalar, toplumların siyasi çalkantılar içinde oldukları zamanların ürünleridir. Ütopya yazmak demek, alternatif yönetim anlayışları teklif etmek demektir. Platon, siyasi sıkıntılar içindeki Yunan toplumuna ideal bir devlet önermiştir. Fârâbî, daha reel bir siyasi yönetim biçimini İslam toplumunda oluşturmak istemiş ve Peygamberî bir yönetim biçimini idealize ederek sunmuştur. Yusuf Has Ulu Hacib de yaşadığı dönemdeki yönetim sıkıntılarına çözüm önerileri oluşturarak bunu Türk-İslam toplumuna anlatmak ve hatta hükümdara sunup uygulamasını sağlamak istemiştir. İdealist bir anlayışla realist yaklaşımın ortaklaşa ele alındığı bu eserin sunduğu siyaset felsefesi, o gün ve gelecekte uygulanabilecek bir çözüm yaklaşımıdır.

Kutadgu Bilig, Türkçenin on birinci asırdaki kullanımını göstermesi bakımından da önemlidir. O asırdaki Türkçe ile günümüzde dünyanın çeşitli yerlerinde konuşulan Türkçenin gelişmesini takip etmemiz, o zamanlar kullanıldığı halde zamanımızda kullanılmayan, unutulmuş olan kelimelerle, geçmişten bugüne hangi kelimelerin nasıl bir tekâmül geçirerek ulaştığını görmemiz bakımından katkı sağlayacağı söylenebilir. Bu anlamda Kutadgu Bilig’in dil bilgisi (gramer), söz dizimi (sentaks) anlam (semantik) kelime biçimi (morfoloji) çalışmalarına yardımcı olacağı açıktır.

Bilindiği gibi Türkçede pek çok kelime unutulmuş, birçoğu da değişikliğe uğramıştır. Bundan dolayı Türkçenin geçirdiği evrimin bilinmesi bakımından Kutadgu Bilig’in çok iyi bilinmesi gerekmektedir. Türkçemize pek çok yabancı kelime girmiş olduğu gibi, yabancı dillere de Türkçeden birçok kelime girmiştir. Ancak bizde başkalarının etkisinde kalma iyi bilindiği halde, başkalarına bizim yaptığımız etkiler fazla bilinmez, hatta görmezlikten gelinir ve hatta önemsenmez. Etkilenme de, etkileme de doğaldır, ama hep etkilenen olma ruh hali insanı ve kültürleri olumsuz etkilemektedir. Kutadgu Bilig iyi bilindiği takdirde kelimelerin köklerine inilmiş olacağı için hangi kelimelerin Türkçe olduğu, hangi kelimelerin Türkçeden başka dillere geçtiğini anlamak kolaylaşacaktır.Türkçenin yeni kelimeler türetmeye her dem ihtiyacı vardır. Kutadgu Bilig’de kullanılan kelimeler sayesinde yeni kelimeler türetmek de daha kolay olacaktır. Özellikle yabancı dillerden dilimize giren kelimelerin yerine Türkçe kelimelerin türetilmesine imkân sunar.

Eserde dil ile bilgi ve anlayış arasında bağ olması gerektiği vurgulanmaktadır. “İnsanı aydınlatan fasih dilin kıymetini bil. İnsanı kıymetlendiren, dildir; kıymetten düşüren de dildir. Söz, bilerek söylenirse bilgi sayılır; bilgisizin sözü, kendi başını yer.”(KB. 162-163.b)

Eser, bilgiye çok değer veren bir yapıya sahiptir. Kutadgu Bilig’de bilgi, denize benzetilmekte, “Anlayış nerede olursa orası ululuk kazanır; bilgi kimde olursa o büyüklük bulur.” (KB, 154. b.) “Bilginin manasını bil, bak bilgi nerede; bilgiyi bilen insandan hastalık uzaklaşır.” (KB. 156.b) “Bilginin kıymetini bilgili bilir, akla hürmet bilgiden gelir.” (KB. 472.b) “Bilgili kimsenin yeri, gökten daha yüksektir.” (KB. 2452.b) Bu beyitler, Yusuf Has Hacib’in bilgiye ne denli değer vermesi bakımından oldukça değerlidir. Bilgi, felsefenin temelini oluşturduğu gibi İslam inancının da temelinde yer alır. Kur’an-ı Kerim, başlı başına bir bilgidir; vahiy, insana bilginin ulaştırılmasıdır. Yusuf Has Hacib, bilgiye önem veren bu iki temel kaynağı dikkate alarak insanın değerinin de ancak bilgiyle artacağını görmüş ve bunu kitabına yansıtmış, yöneticilerden ve tüm insanlardan da bilgiyi önemsemelerini istemiştir.

Kutadgu Bilig, Türk tarihi ve tarihî şahsiyetlerimizi tanımamız açısından tarih bilimine katkılar sunabilecek mahiyettedir. Eserde, Türk beylerinin iyi yöneticiler olduğuna vurgu yapılır. “Eğer dikkat edersen görürsün ki dünya beyleri arasında en iyileri Türk beyleridir.” (KB. 276.b)Yine bu beyler içinde geçmişteki en namlı kahramanlardan birinin de Alp-Er Tunga isimli kahramanımızın olduğu görülmektedir. “Bu Türk beyleri arasında adı meşhur ve ikbali ayan-beyan olanı, Tunga Alp-Er idi. O, yüksek bilgiye ve çok faziletlere sahip idi; bilgili, anlayışlı ve halkın seçkini idi. Ne seçkin, ne yüksek, ne yiğit adam idi; zaten âlemde ferasetli insan bu dünyaya hâkim olur. İranlılar ona Efrasiyab derler; bu Efrasiyab, akınlar salıp, ülkeler zaptetmiştir. Dünyaya hâkim olmak ve onu idare etmek için pek çok fazilet, akıl ve bilgi lazımdır. İranlılar bunu kitaba geçirmişlerdir; kitapta olmasa idi onu kim tanırdı.” (KB. 277-282.b.ler)

Bilindiği gibi milletimiz İslam inancını seçmeden önce Gök Tanrı Dinine mensuptu. Bundan başka çok az da olsa Budizm, Maniheizm, Yahudilik, Hıristiyanlık gibi dinlere inanan boylar da bulunmaktaydı. Yusuf Has Ulu Hacib, Kutadgu Bilig’i yazdığında Türkler toplu olarak İslamiyet’i kabul edeli bir asırdan fazla zaman geçmişti. Bireysel kabullerle birlikte İslamiyet’le tanışalı neredeyse üç asra yakın bir zaman geçmişti. Bu anlamda İslami terim ve kavramlar neredeyse topluma yerleşmişti. Hatta bu anlamda Yusuf’la akran olan Kaşgarlı Mahmut, Arapça ve dini terimlerin Türk toplumunda hemen hemen hâkim dil olmasından ve Türkçenin unutulma endişesine kapılmasından dolayı Türkçenin önemini göstermek maksadıyla DivanüLugati’-Türk isimli eserini yazıp Abbasi halifesi MuktediBi-Emrillah’a sunmuştu. Yusuf Has Hacib de benzer bir durumu Kutadgu Bilig’de ortaya koymaya çalışmış, İslami terimlerin Türkçe karşılıklarını kullanmaya azami gayret göstermiştir. Sözgelimi İslam inancında en çok kullanılan terim Allah’tır. Oysaki Yusuf Has Hacib, Allah kelimesini değil Tanrı sözcüğünü kullanmayı tercih etmiştir. Türkçe tam karşılığı olmayan terimlerde ise Arapçalarını kullanmıştır. Sözgelimi Besmele’yi, Tanrı Azze ve Celle derken azze ve celle’yiolduğu gibi almıştır. “Ey erkliguğanmengümungsuz bayat/Yaramaz seningdinadınka bu ad.” (Ey kuvvetli, kadir, ebedî ve müstağni olan Tanrı, senden başkasına bu ad yakışmaz) (KB. 6.b) Bu beyitte Tanrı’nın sıfatları olarak erklik, uğan, mengü gibi terimleri kullanmayı tercih ettiği gibi, Peygamber sözcüğü yerine de ilk halife olan Hz. Ebubekir’i anlattığı“Yuluğ kıldı malı teni canını/yalavaç sevinci tilediköni” (Malını, tenini, canını feda etti/dileği ancak Peygamber’in rızası idi) (KB. 52.b) beyitinde görüldüğü gibi yalavaç terimini kullanmıştır. Nadiren de resul terimini kullandığı görülmektedir.

Yusuf Has Hacib’in kullandığı uğan (kudret), bayat (kadîm), mengü (ebedî), mengsüz (özüyle var olan) gibi dini terimler, Geleneksel Türk dininin, yani Gök Tanrı dininin tanınmasına vesile olmakta, bu meyanda Dinler Tarihi çalışmalarına kılavuzluk edebilecek nitelikte olduğu görülmektedir.

Eserde ahlaki ilkelere, felsefi düşüncelere, siyasi terimlere, hukuka oldukça geniş yer verilmiştir. Kitabın, özellikle ahlaki erdemler üzerine yazılmış olduğunu söylemek yanlış olmasa gerektir. Eserde konuşturulan dört şahsiyet de bu erdemlere göre seçilmiştir. Küntoğdı, töreyi, hukuku ve adaleti temsil eder ki adalet bütün erdemlerin en başıdır. Aytoldı, kut’u, mutluluğu, devleti temsil eder ki adalet devlet sayesinde sağlanır. Ögdülmüş, aklı temsil eder ki adaleti, erdemi anlamlandıracak olan akıldır. Odgırmış ise hayatın sonunu temsil eden münzevi yaşamı temsil eder ki devlet adamlarının böyle bir hayata özenmesi bile önerilmez; çünkü devlete tabi bütün insanlar, yöneticilerin uyanık olmasına, akıllı ve cesur olmasına bağlıdır. Bu bakımdan Kutadgu Bilig’in, çağdaş felsefe, ahlak ve siyaset çalışmalarına yeni bakış açıları sağlayabilecek bir nitelikte olduğunu söylemek mümkündür.

Her toplumun gelenek, görenek, örf ve adetleri olduğu gibi Türk milletinin de çok eski bir kültürü bulunmaktadır. Bu geleneksel kültürde inanca dayalı uygulamalar olduğu gibi, tecrübeye ve bilgiye dayalı uygulamalar da vardır. Kutadgu Bilig’de de geleneklere, örf ve adetlere önemli yer verilmiştir. Bu bakımdan Kutadgu Bilig, Türk kültürü ve toplum yapısıyla ilgili araştırmalara yön tayin edecek bir yapıya sahiptir.

Sonuç olarak Kutadgu Bilig, siyasi yönetim anlayışından aile yönetimine, toplumsal ahlaktan bireysel ahlaka, sembolik dilden anlaşılır dile, dinden geleneğe, tarihten sanata kadar her alanda söylediği sözü olan çok değerli bir kitaptır. Bu kitap, her Türk siyasetçisinin, her Türk kültür araştırmacısının, hatta Türk ailesinin evinde bulunması ve mutlaka okunması gereken kıymetli bir bilgi hazinesidir. Gelecek zamanlarda en fazla istifade edilmesi gereken bize ait bu kitabın her kademedeki öğrenci, öğretmen, siyasetçi, akademisyene vereceği çok şey olduğu muhakkaktır.

Bir yorumunuz var mı?

%d blogcu bunu beğendi: