O Bir Güldü

 

O, bu yaşlı yeryüzünün pek azını tanıdığı eşsiz bir güldü. Onu, sevgiyle ve saygıyla anıyor, ve unutmuyorum.   

 

Yazar: Mehmet Emin Alper

 

Cesaret dediğimiz o şeyin insanca olduğu ne yazık ki pek az görülmüştür insanda.

İlhami Çiçek’te görülen ise onun en insancasıdır, en insan olanıdır… ‘Gönül’ ve ‘yürek’ pek az insanda aynı şeydir. İlhami Çiçek, o pek az olanlardan biri, belki birincisidir. Herkes şiir yazar, hatta birçokları da şiir yapar. Ancak o, öyle görünüyor ki şiir ‘yaşamıştır’; acısıyla ve insancasıyla.

Anlamanın ve anlaşılmanın, şöhretin ötesinde olduğunu biliyorum. Bu, daima böyle olmuştur: Anlamak ve anlaşılmak, şöhretin bize getirdiklerinden çok daha fazlasıdır. Genel olarak sanat, özellikle de şiir konusunda, öyle görülüyor ki değişmez bir prensibidir bu anlamanın. Bizim yapamadığımızı, yahut noksan bıraktıklarımızı az olsa da zaman içinde asla tükenmeyen insanlık yapar. Bununla birlikte biliyorum ki bir şiirin anlaşılması, hayatın bütün derinliklerinde o şiirin yaşantılanmasıdır. Bunu bir kere daha Satranç Dersleri’nden öğreniyoruz. Gücüm olsaydı, Satranç Dersleri’ni öncelikle Farsçaya ve Fransızcaya; sonra da Japoncaya, Rusçaya, Almancaya, Arapçaya ve İngilizceye aktarırdım. Benim kuşağım bunu göremese de, zaman içinde bunun mutlaka gerçekleşeceğinden eminim.

Bunu söylemeyi gereksiz bulanların haklılığını da teslim ederek şunu söylemeliyim ki Doğu’da, Batı’da ve bizde, hatta çoğu adı çokça da şair olan, bir dinciliğin dar kalıpları kuşatabilir belki; o, bin yıl önce bir büyüğünün söylediği gibi “bid’at nedir bilmeyen temiz Müslüman bir şairdir; ancak bu gerçeği göz ardı etmemek şartıyla onu, İslamcılık da dâhil herhangi bir dinciliğin dar kalıplarına sığdırmaya kalkışmak, ona yapılacak bir haksızlığın yanında, bir de onu anlamamakta ısrar etmek olur düşüncesindeyim.

Mutluluk düşüncesi, bir insan hakkı olarak ne ölçüde tanınır ya da bilinirse bilinsin; yalnızca onun yaşadığı çağda değil, zerre kadar şüphe taşımıyorum ki bugün de en az insanca olan, açıkçası asla insanca olmayan bir büyü, bir sihirdir. Beni bu hakikate ulaştıran o ve onun gibi gerçek sanatçılardır. Onların yaptıklarına, yoktan var etmek anlamında değil; ama yaratmak diyenleri sevgiyle ve saygıyla karşılıyorum.

Aramızdan, kendi özgür iradeleriyle ayrılanlar, hiç olmazsa bize, hiçbir zaman zaten bizim aramızda olmadıklarını anlatabilselerdi; daha doğrusu hiç olmazsa bütün anlattıkları içinde yalnızca bunu anlayabilseydik.

İnsanlar için onlar, tarihin uçurumunda kaybolmuşlardır. Ancak, bilinmesini isterim ki ben onların tarihin uçurumunda yaşadıklarını ve yaşamakta olduklarını iyi bilirim. Ve yaşananın da yaşanmakta olanın da tek ve sonsuz olduğunu da. Kaçınılmaz olan, bir depremdi ki ayaklar altından, toprağın en derin yerinden ve en çok toprak olduğu bir merkezden yürek yerine yürürken onu yalnızca en cesurlarımız karşılayabildi.

Onlar, var oluşlarını varlıklarına bir tehdit olarak gerçekleştirenleri, kendi güçlerinden sakındılar ve onları merhametleriyle korudular.

Şiir konusunda, özelde de ‘Satranç Dersleri’ konusunda çok şey söylenebilir ve söylenmelidir de. Ancak bilinmelidir ki, yahut en azından ben bilmeliyim ki, biliyorum ki söylenen her şey noksan kalacaktır. Neticede sanatçı, özellikle de Satranç Dersleri’nin öğrencisi, ki o aynı zamanda bütün anlamlarıyla onun bizlerde hayranlık uyandıran öğretmenidir; bizi tek kişilik mükemmel bir dile, evrenin diline davet etmiştir, etmektedir. Yaratan’ın, kutsal kitaplarıyla konuştuğu gibi, Yaratan’ın dilinin vahiy olduğu gibi, vahyin muhatabının dili de bu dildir. Bir şey daha: Hayretle ve hayranlıkla karşılıyoruz ki ancak onun gibi konuşursak kendi dilimizle konuşmuş olacağız.

O, bu yaşlı yeryüzünün pek azını tanıdığı eşsiz bir güldü. Onu, sevgiyle ve saygıyla anıyor, ve unutmuyorum.    

 

2019-06-16T20:16:36+03:00Haziran 16th, 2019|Bilmek Vaktidir, Temalar|
Bülten Üyeliği
Yayınlardan haberdar olmak için mail adresinizi giriniz.
Gizlilik haklarınıza saygı duyuyoruz.
Bu İnternet Sitesi çerezler ve üçüncü parti uygulamalar kullanır. Tamam