“Bilmek Vaktidir” Yazıları: 1

 

SALINGER:

ZAMANA TUTKULU BAKIŞ

Salinger 100 Yaşında!

*

Yazar: Feridun Andaç

 

Salinger, endişeli bir zamanın ve karmaşık bir dünyanın içinden çıkıp gelen anlatıcı.

Onun başlangıçtaki yaşama tedirginliği neredeyse  bir ömür boyu  yazı-yaşam yolculuğunu izlemiş. Dahası savaş  çağının getirdiği  kırgınlık, içsel yıkım onu savruntulara sürüklese de; hep yazıya tutunarak ayakta kalmaya çalışmış. Anlatısının yaşamsal örgüleri kuran ironisi de biraz buradan gelir.

Onun, sanırım, Türkçedeki ilk kitap çevirmeni Adnan Benk, Gönül-Çelen’e (*) yazdığı “sunuş” yazısında şunları söyleyecekti:

“Birtakım yazarlar ise, İkinci Dünya Savaşını da senatör McCarthy’yi de unutan bir kuşağın sözcüleri olarak ortaya çıkmışlardı. İşte Salinger, 1950 yıllarında Amerikan gençliğini kendi durumunun bilincine vardıran, Gönül-Çelen adlı romanıyla bütün bir kuşağı etkileyen, günümüzün en gerçek, en katıksız Amerikan yazarlarından biridir.”

Kuşkusuz, Salinger bir geleneğin izinden gelen bir anlatıcı. Öncesine baktığımızda, 01 Ocak 1919 doğumlu yazarımızın “savaş” ve “caz çağı” döneminin ve Amerikan edebiyatında “yitik kuşak”ın  oluştuğu sürecin birikimiyle gelişen edebi kanonun devamında, kendi yolunu bulduğunu söyleyebiliriz.

Onun savaş öncesi dönemde yazıya eğilimi amatörcedir. Babası aile işini sürdürmesinden yanadır. Anne (Miriam) ise oğluna hayranlığından, onun yazıya ilgisini bildiğinden; ailenin peynir fabrikasında bir iş tutmasındansa, tutkularının peşinden gitmesine destek olacaktır.

1930 bunalımı aileyi derinden etkileyecektir.

Okuldan atılan, uyumsuz biri olan Salinger; bu kez bir askeri okul olan Valley Forge Akademisi’ne adım atacaktır (1934). Babası onu disipline etmekten yanadır.

Oyuncu olmak, tiyatroya yönelmek isteyen Salinger edebiyata ilgi duyar. İlk yazı denemelerine de burada başlar.

1936 sonbaharında onu New York Üniversitesi’nde görürüz. Sosyal Bilimler’de okuyacaktır. Ama ikinci dönemde okulu bırakır. Gene babası devrededir. Onun resmi eğitiminin bittiğini söyleyerek, 1937’de, Nisan başlarında,bir yıl kalacağı Avrupa’ya gönderir: Sırasıyla Londra, Paris, Viyana…

İlk aşkıyla burada tanışır, yanlarında kaldığı Viyanalı bir ailenin kızıyla yaşar bu duyguyu. Sonra, bunu “Tanıdığım Bir Kız” öyküsünde anlatacaktır.

Salinger, bu yolculukta ailenin işine uygun olmadığını görecektir.

1938 Avrupası’nda tanık oldukları onu tedirgin eder. Avusturya’dan Polonya’ya geçmiştir. 9 Mart 1938’de ülkesine döner.

Ursinus Kolej’e kaydolur. Ama burada da yalnızca bir dönem okuyabilecektir.

Yazar olmak düşüncesi öne çıkmıştır iyice. Annesinin de desteğini alarak rotasını çizer.

Ocak 1939’da Colombia Üniversitesi’ne kaydolur.

“Story” dergisinin editörü Whit Brunett’den kısa öykü  dersleri alır. Bu adım onun öyküde, yazı yolculuğunda önünü açacaktır.

Salinger’ın yaşamın izdüşümünü yansıtabilen bir yazar olma ipuçlarını Burnnett görmüştür. Yazdıklarına o ilgiyle yaklaşır. Özellikle de ilk romanının yazılmasında  onun katkıları vardır.

Çavdar Tarlasında Çocuklar ya da Gönül-Çelen

Romanın kahramanı Holden Caulfield bir simgedir aslında. Çağının ruhunu  taşıyan, genç kuşağın hayata bakışını, yaşayış tarzını yansıtan bir simge.

Salinger’ın dünyasına baktığımızda iki gerçeklik boyutu çıkar karşımıza: İlki yaşamı, diğeri yazdıkları. Birbiriyle örtüşen, açımlanan, hatta ayrı düşünülmeyen iki katmanlı yapı diyebiliriz.

Yazdıklarının etkileyiciliğini onun dünyaya bakışına bağlayabiliriz. Çizdiği karakterler, değindiği konular çağının insanına özgülük taşır. İnsan ruhunun katmanlarına yönelir bu anlatılarıyla Salinger. Bu bakımdan etkileyicidir.

Bunalım çağı sonrası yaşanan ortamın gerçekliklerine döner yüzünü bir anlatıcı olarak. Bireye odaklanır. Bir bakıma yaşanan toplumsal/kültürel ortamda Amerikan toplumunun kimliğini tanımlar.

Ne düşünür, nasıl yaşar, neyle ilgilenir; duygu durumu, tepkileri, tepkisizliği neden gibisinden soruların yanıtlarını bulabileceğimiz bir gerçeklik duygusuyla çıkar karşımıza. Yazdıklarını üstelemesi, önemsemesi  biraz da bundandır.

Yaşadığı zamana aykırı, huzursuz, uyumsuz, başkaldıran insanın öyküsüdür anlatılan.

Bir tür tutunma hikâyesidir de  diyebiliriz Holden’in öyküsüne.

17 yaşındaki kahramanın bakışı/duyusu, duygusuyla yazılan roman; bir aile/eğitim eleştirisidir aslında.

1930 bunalımı sonrası ABD’de yeni yaşam tarzının filizlendiğini gözleriz. Bunalım ardından tüketimi de getirir. Yeni savaş ve sonrası yaşanan süreç bir tür “cilalı imaj devri”nin başlangıcı ve küreselleşmeye yöneliştir.

Marshall Yardımı, bir dünyanın yeni başaktörüyüz mesajını da getirir. Ardından McCarthy dönemi, özgürlüklere müdahale. “Soğuk Savaş”ın esintilerinin ülke gerçeğine yansımaları…

Toplumsal yaşamda yeni sınıflar yaratma çabası… Ve elbette ki ayrımcılık, ötekileştirme politikaları.

Salinger, işte bu geçiş dönemi toplumunun yazarıdır.

Faulkner/Steinbeck/ Hemingway üçlüsünün karşısındadır aslında. Topluma/insana, insanın insanla toplumla ilişkisine başka bir kıyıdan bakar.

Onların toplumsal odaklı konuları Salinger’de yerini ân’a/bireyin ruh haline, savruntulu duygu durumuna bırakır.

Toplumdan, yaşamdan ayrı düşmüş bireyin öyküsüdür daha çok öne çıkardığı. Ruhunu satmadan büyüme öyküsü…

Belki de onun bu romanını önemseten yan da budur.

10 yılda yazar, ama hayatının 30 yılını koyar içine. Roman sonunda 1951’de okurun karşısına çıkacaktır.

Bu ilgi, görünmezlik üzerine ise  şunu diyecektir: “Ama kaygılanmayın, romanlar karanlıkta gelişir.”

Salinger kendi sesini bulmak isteyen biridir sürekli. Onun sisteme karşı gelen bakışının simgesi Çavdar Tarlasında Otlar romanını önemseten de budur biraz. Bir başka gerçeklik ise yazarak var olmak, yaşama tutunmak isteyen genç insan için manifesto niteliğini taşımasıdır diyebilirim.

(*) Jerome David Salinger, Gönül-Çelen, Çev.: Adnan Benk, 1967,

Cem Yayınevi, 214 s.

2019-03-12T01:12:17+03:00
Bülten Üyeliği
Yayınlardan haberdar olmak için mail adresinizi giriniz.
Gizlilik haklarınıza saygı duyuyoruz.
Bu İnternet Sitesi çerezler ve üçüncü parti uygulamalar kullanır. Tamam