Satranç Dersleri- 2

Nicoldu onca oyuncu

oyarak

ette oyuk seyirmesinden

oyun kurarlardı

kaçıp

da süleymandan

kaf dağında otururdu

anka nicoldu

o mağrur gemiler ki açıklarda

güneşin şanla her akşam ufala ufala battığı

suların kabarıp taşarak savrulduğu oradan

kesik bir insan başı gibi bir taşra düşüp

helak oldular

ün geldi ey İskender

çok acaip gürdün ömrün tükendi

geri dön

ürktü

ki endişe

dünyadandır ve hayal hiçtir

sözü onun

…avda

yine geri dön bu son

yoksa öleceksin gurbette

dedi ses ve işitip ağladı

o koca İskender ki

tuhaf matlar yapardı

mat oldu olağan biçimde

artık anlaşılmıştır günün akşamlılığı

kesin mat yok

iyi oyun vardır sadece

ve satranç aslında dalgınların oyunudur

dalgının ölüm karşısındaki sükuneti

düşmana

ölümün dehşetinden korkuludur

eğilip o oyuncu

uzatsa boynunu buyruğa

 

taşlar sürüldüğünde

kaleyi buyruksuz düşündü mü kişi

demek ki bütündür sallantıda

demek ki gök de anlaşılmaz bir biçimde ölü

cinayetler de yeryüzüne paramparça dağılmıştır

aşk ve umut dağılmıştır

koygun bir gece gibi günü kaplayan

sevgilinin gözlerindeki zeytin siyahını

o oylum oylum kabarık şiiri

kaplayan

bir şeyse buyrukszuluk

taşlar sürüldüğünde

alıp kişiyi kayalara çarpar buyruksuzluk

çağı binip

cübbesinden gözükara süvariler çıkaran

o beyaz taş oyuncusunu nerde bulmalı

tutup üzengisinden öpüp koklamalı

Bir yorumunuz var mı?

%d blogcu bunu beğendi: