şebreçağ

söndü mü

diye bir ses

 

sahi şebreçağ nerde

iskender! iskender!

diye bir ünlem

 

bu nasıl İskender

aramaz bengisuyu

diye bir hüzün

 

“hişt! dostlarıma şunu haber ver

denize açıldım

ve gemim parça parça oldu’

diye bir im

denli narindir intikam

 

intikam içli bir marştır gerçekte

bir ara ses aygıtını yırtarak çıkarılırdı

o şimdi

dışlanmış bir taş olarak

karlı kış gecelerinde

acılı bir genç şairin her geçişte

hüznüne tanık olduğu

metruk bir kumbet denli müşahhas

aşktır – ve o

ne rahim bir yürüyüştür gecede

 

(o yıllar ressam tanırdım

gök çizemezdi

yüksek evler yapardı yitik kadın yüzleri – birgün

o kentin

– tarihsel bir kenttir –

o çarşısındaki hasır iskemleli kahvede

onu bir cenini çizerken ağlar gördüm

bütün öğeleri belliydi ama neden gözsüz

ama neden bir kaleden artmış kapı tokmağı gibi

ıssız ve dokunaklı

diye sormadım çünkü ben

ağlayanları severim ve güzeldir ağlamak

denebilir ki –

bir insan en çok ağlarken güzeldir

vakit de akşamdı dışarıda kar vardı

kar yüzyıllardır alabildiğine vardı

insanlar doğar konardı konar göçerdi

sonra o bütün remileri yırttı –

birden kaybolmuştu

arıyor diye duydum bir şeyi

çağın unutturmak istediği

belki derin bir gök resmini

ye’si biçen o eşsiz kılıncı gürbüz hamleyi)

 

bu taşı da sürüyorum

koyar gibi o güzel yapının üstüne

ya da komaz gibi taş üstünde taş

(ben daha çok taşları mı anlıyorum nedir

ve nedir taş –

çakmak taşı satranç taşı

sapan taşı göktaşı)

reddetmek gerekiyor kimi taşları ve şeyleri

 

sözgelimi sapan taşını

– o göz çıkarır sadece-

ortadaki gökkasabı gökdeleni

tanrısız tecimevlerini caminin hemen önündeki

ana caddedeki aykırı kadın salınışını

yanlış konumunu gülün evlerde bahçelerde

ve hatta parklarını bile bu taş mekanın

reddetmek gerekiyor

 

çağa çıktığımda

kan – çoğalan bir suret ve kendini

ta içerlerde bir yerin üşüyor – duymuyorsundur

yinelenir durur – şu sanki ne diye – akşam ki

dönüp nefsini içine tuttuğun yüzündür

senin yüzün – paramparça

bölük pörçüktür

şu kuytu kalabalıkta

şu yalnızlıkta

ivedi ve kirlisarı

dişiliğini kullanıyordur kuşku

lüks oteller gibi kuşku

kuşku

 

(çağı deştiğimde

o yüz

diyor yoruldum – aynalar

gösterebilir mi hiç – bana sonumu

nedensiz başladım oyunculuğa

bitireceğim raslantıyla – oyunumu

dostlarım da

var – intiharlar

her akşam ıslak – yapışkan

saçlarıyla girip odama

paniğimden pay toplarlar)

 

 

azaldı halk içinde yüzdeki ben gibiler

eldeki siğile

çıbana- etin yumuşak bir yerinden sökün eden –

döndü halk ve cüzam ne gün yürüdü

ve hep bir yaprak değil miyiz ki

bir zaman yarıp çıkmak serüveninde

özdalımızı

topu topu bir mevsimi yaşarız işte

müşa’şa’ bir sonbahar figüranıyız

hepimiz de

ve cüzam ne gün yürüdü sormalı

değil mi ki ebabil

adil

bir infazın adıdır

ve insan

– ne şu ne bu –

iyioyunundan

sorulmayacak mıdır

2019-03-12T01:06:16+03:00
Bülten Üyeliği
Yayınlardan haberdar olmak için mail adresinizi giriniz.
Gizlilik haklarınıza saygı duyuyoruz.
Bu İnternet Sitesi çerezler ve üçüncü parti uygulamalar kullanır. Tamam