İsmet Özel herkesin, her şeyin izlendiği bir dünyadadır. Ancak bu dünya somut olduğu kadar modern hayatı da temsil eden soyut bir algıdır aynı zamanda. Bu sebeple İsmet Özel, dünya algısını şu şekilde özetler: “Baudelaire ile birlikte modern şiirde yeni olan, gerçek dünyaya karşı türetilmiş bir yapıntı dünyada avuntuyu aramak değil, çamuru gözyaşlarımızdan aktarılmış bulunan bu dünyanın gerçeğe göre nerede olduğunu araştırmayı mümkün kılabilecek bir somutluk alanı yakalayabilmek için göze alınan atılımdır. Dünyadan kaçış, gerçekten kaçış değildir. Olgular dünyası modern insana özgü değerlerin ölçüye vurabileceği bir mihengi sunmakta yetersiz kalmaktadır, öyleyse somut hakikatin ifadesini bulduğu bir alana çekilmelidir. Şiir bu dünyada vazgeçecek değildir, ama ısrarla dünyaya merkezi gerçeklik olan bir başka alandan bakacaktır. Dünya ancak böyle bir yerden bakıldığında dokunulabilir olur. Şiir intelect’in sözünü geçiremeyeceği bir bölgede egemenliği kuracaktır artık. Şaire akıp giden olayların çerçevesi içinde kalınarak yakıştırılan her yafta yetersiz kalacaktır.”[1]

 

Yazar: Hayrettin Orhanoğlu

 

“Dünya” kelimesine şiirinde en çok yer veren şairlerden biri hiç şüphesiz İsmet Özel’dir. İmgesel akrabalığıyla tıpkı Cansever gibi algı-imgelere ve dolaylı ve sembolik olarak da anı-imgelere yer verir. Ancak Özel’i farklı kılan şey, katılıktır. Daha tedhiş edici, şiddeti daha yıkıcı olan şiirlerindeki imgelerinde bu yüzden katı, geçirgen olmayan bir tablo çizer.

Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında

öyle yoruldum ki yoruldum dünyayı tanımaktan (Hayrettin Orhanoğlu)

Şaşılacak bir dünyada yaşamaktı; öğrendik

şimdi külçeler yüklüyüz şaşılacak bir biçimde

külçeler yüklüyüz ve çıkmak istiyoruz yokuşu

sokaklar gittikçe katı bizim adımlarımıza (Tahrik)

 

gazeteler tutuklamış dünya kelimesini

o dünyadan, o şiirden öç almalı demektir (Esenlik Bildirisi)

İsmet Özel herkesin, her şeyin izlendiği bir dünyadadır. Ancak bu dünya somut olduğu kadar modern hayatı da temsil eden soyut bir algıdır aynı zamanda. Bu sebeple İsmet Özel, dünya algısını şu şekilde özetler: “Baudelaire ile birlikte modern şiirde yeni olan, gerçek dünyaya karşı türetilmiş bir yapıntı dünyada avuntuyu aramak değil, çamuru gözyaşlarımızdan aktarılmış bulunan bu dünyanın gerçeğe göre nerede olduğunu araştırmayı mümkün kılabilecek bir somutluk alanı yakalayabilmek için göze alınan atılımdır. Dünyadan kaçış, gerçekten kaçış değildir. Olgular dünyası modern insana özgü değerlerin ölçüye vurabileceği bir mihengi sunmakta yetersiz kalmaktadır, öyleyse somut hakikatin ifadesini bulduğu bir alana çekilmelidir. Şiir bu dünyada vazgeçecek değildir, ama ısrarla dünyaya merkezi gerçeklik olan bir başka alandan bakacaktır. Dünya ancak böyle bir yerden bakıldığında dokunulabilir olur. Şiir intelect’in sözünü geçiremeyeceği bir bölgede egemenliği kuracaktır artık. Şaire akıp giden olayların çerçevesi içinde kalınarak yakıştırılan her yafta yetersiz kalacaktır.”[2]

Bu düşüncelerle modern şiiri modern yapan öğenin dünyaya gösterdiği organik bir tepki olduğunu ileri süren İsmet Özel, bir başka makalesinde görüşlerini şu şekilde özetler:

“Düşünce ve çözümlemeci düşünsel yaklaşım Yeni Dünya’yı bile geride bırakmış bulunan bir sanayi ve teknoloji çağında insanın bütün kıvrımlarında söz sahibi olduğunu göstermiş, örgütlenmiş yaşama biçimi ve onun maddi öğeleri insan hayatının bütün fiyortlarına gemilerini sokmuştur. Şairin karşısındaki dünya, bütüncül (totalitaire) bir dünyadır. Şiir bu dünyaya olan tepkisini sadece bir anti- totalitaire tavırla değil, aynı zamanda kendi bütünlüğünün bilincini elinde bulunduran, sağlığını organizmaya atfeden bir tavırla gösterecektir.”[3] Kişileştirilen, şiirsel özne karşısında bir taraf olarak seçilen bir dünya vardır.

Onun şiirlerinde “şairin ben’i, yani bireyliği, şiirin merkezinde konumlanmıştır. Burada şair kendisini bir özne olarak inşa etmekte, ‘şair-ben’in hâl ve ifadelerinden mürekkep bir şahsiyet davası güdülmektedir. Şairdeki ‘ben’duygusu, ‘ben’ olma potansiyelini gerçekleştirmeye dönük bir yaşama kaygısıyla yoğrulmuştur.(…) Şair-ben’i kıvrandıran açlıklar, hakikatle kurduğu ve/veya kurmak istediği bağlarla ilgili bir açlıktır.”[4]

İsmet Özel de şiirlerinde oluşturduğu şiirsel ben’le bilinçdışının dünyevî/seküler yapısındaki uzlaşılmaz tutumuna bir tepki olarak bilinçaltında yeni bir zemin oluşturur. Bu zeminde de Karakoç gibi karşı oluşu besleyen bir imge yer alır: İsyan. Bilinçdışının baskın gücü karşısında kendince bir güç arayışında olan şiirsel ben,  referansını bu güce göre ayarlamak zorundadır. Bu sebeple insan ve çağın bir analizi yapılmalıdır. Analizin sonucunda hem Türkiye’de hem de dünyada çağ ve insan arasında belirlenmiş bir ilişkiler tasnifi yapılmalıdır. “Ser-serî şair bu rezil mutezîl dünyada çalkantıya uğramış toplumun belkemiğindeki irkilişi çabucak kavrar. Sapkınlıkta ittifak edilmemesi gereğini sezişiyle muhalif tarafta yerini alır. (…) Uyumsuzluğu seçer, çünkü uyumlu bir tutum sapkınlıkta ittifak edilebileceği tehlikesini getirecektir. Dünyanın i’tizalini görmede başarısız kalanlar şairi heteredoks sananlardır. Gerçekte şair, yaratılışın, kâinatın varlık sebebinin ortodoks görüşüne çekilmekten başka bir şey yapıyor değildir.”[5] Kimi zaman “kabaran bir çarpıntı” halindeki şehre, kimi zaman da daha geniş olan dünya karşısına çıkarılan çocuk ve toprak gibi yine imgeler, bakışın her iki tarafında da aynı etkiyi bırakacak şekilde düzenlenir.

Dünya bir sürgün yeri olmasına rağmen bir “cehd” alanıdır da. Kargaşa, tarif edilemez bir düzeydedir. Dünyanın bu kadar “pıtıraklı” olması, herkesi birbirine düşman kılması, bir kez öpüşebilmek için vadilerin tepelerin geçilmesi dünyayı sevimsiz bir mekâna dönüştürür. Ancak Karakoç’tan farklı olarak Özel, dünyayı biraz önce de belirttiğimiz gibi bir “cehd”, mücadele alanına dönüştürür. Dünyayla mücadele edilmeli, ona karşı “isyan” duygusuyla hareket edilmelidir. Bu yüzden şairin dünyaya bakışı “yufka” olmamalıdır.

Yufka mıdır

yufka mıdır benim bakışım dünyaya

ki acılarıyla başlatırım insanları (Kan Kalesi)

 

Dünya ya da şehir, İsmet Özel’in şiirlerinde modernliğin, fıtrata uzaklığın, insanî oluşa en uzak yaşama biçimini öngören bir uzam olarak yer alır. Çoğu imge gibi dünyaya da nesnel bir gözle bakılır. Hatta katıdır. Onun katılığı, keskin uçlarıyla varlığı insan için bir tehdittir. Ardı ardına olumsuz imgelerle donatılan bu dünya, varoluşun sancısını barındırdığı için tuzaklarla doludur. Dünya imgesi, bu şiirlerde yalan, külçe, kanatları fücur çiçekleri açmış halde resmedilirken İlhan Berk’ten farklı olarak dil içi bir tanımlamadan öte yine aynı katılıkla karşılanan imgelerle ifade edilir. Çünkü dünyanın süslediği tek şey bir yanılsama, bir yalandır. Yaşamak bile yorar şiirsel özneyi. Dünyayı bu denli olumsuz kılan şairin dünyaya bakışıdır elbette. Edip Cansever’deki belirsizliğin yerini bu kez duyusal olarak algılanabilir bir düzeye ulaşan bu imge, algısal oluşundan dolayı kavramlarla ve dolayısıyla düşünceyle birlikte vardır.

Uyumsuz bir dünya tasarımında, batının “bu dünya” imgesini da tam karşılamamakla birlikte bu dizelerde uyumsuz dünyanın kargaşasının varlığı ve yaklaştığının belirtilmesi, teknik, medeniyet ve yabancılaşmanın gerginleştirdiği insan tekinin de bütün saçmalığına rağmen kargaşaya meydan okuması yanyana yer alır. “Kargaşa. Ve kolayca yıkılan inançlarım benim, benim en sağlam ve dağınık ellerim.” (Yıldızların Uzaklığına Övgü) Hem bu dünya da yaşamak ve hem de bu dünya ya karşı durmak, memnû’ olmak, en sağlam el olduğunu kabullenip öte yandan “kolayca yıkılan inançları” olduğunun farkına varmak, yalnızca çelişkiyle açıklanamaz bu yüzden.

Her şiir, İsmet Özel’de oluş ve bozuluş dünyalarının kapılarının aralanıp kapanmasıdır. Çoğunlukla bir oluşla tamamlanan şiir, Edip Cansever’in dediği gibi “her yeni aşk bir başkası için başlangıçtır” ilkesiyle uyuşur nitelikte başlangıcın soluksuz niteliğiyle baş başa bırakır okuyucuyu. Acıyı, yeniden yeniden kanatılmış yarayı deşmeye hazır bir huzursuzluk; daha da içe gömülen içrek bir tutum sergilenir başlangıçlarda bu yüzden. Zaman, mekân, eşya ve nihayet insan doğallığından uzaklaştırılarak bozuluşa kendini teslim eder bu başlangıçlarda.

Bozuluş dünyası anlamlı değil anlamlaştırılmış bir dünyadır. Geri dönülmezliğin pişmanlığı da yoktur gariptir ki. Artık anlamlaştırılmış, doğallaştırılmış bir bozuluş dünyasından yola çıkılmak zorundadır. Şiirler, tümden bu dünyayı olumlamak ya da olumsuzlamak değilse bile duyulur âleme hitap eden malzemelerle ortaya çıkan kopuşun temsil dünyasına aittir. Bir gerginliğin korunarak ilerlemeye cevaz verilmesi, süreksizliği ‘şiir deneyimi içinde bir gerginliği’ koruyarak elde etmeye yöneltir. Gerginliktir ki anlamlaştırılmış bir bozuluş dünyasının kapısında şair, şiir ve okuyucu aynı açılmayı beklemektedir. Ama her üçü de açılacak kapının ardındaki kargaşanın kendilerine kelimelerle saldıracağının farkındadırlar. Bu yüzden tetiktedirler.

Cahit Koytak’ta tabiat, değişmeyi kendi içinde yatay bir süreçte yaşar. Ağaç, yapraklanır, çiçeklenir, meyvesini verir. Ardından yeniden yapraklarını atarak ölü bir görünüm sergiler bir kış boyunca. Oysa şairin tabiata ve dünyaya bakışı, sürekli değişmiştir. Modern şairin imgeleminde tabiat, kısmen bir kaçış uzamıyken 1950 sonrasında tabiatın güzelliklerine ait veriler gitgide azalmış; karanlık hatta nesnelerden soyutlanmış geniş bir boşluğa dönüşmüştür. Bunu devamında sınırsız bir boşluğun yanında çöl, tabiata ait biricik veri haline gelmiştir. Nitekim pastoral şiirin çoktandır gündemden düşmesi de buna işarettir.

Modern bilinçte ve dolayısıyla sanatta dünya, çoğu kez soyut ama daha çok, varlık, düşünce, bilgi veya deneyim sınırları açısından, ontolojik varlığını yitirmiş gibidir. Bu, onun üzerinde egemenlik hakkını kendinde gören sanatçı için anlamayı, zihinde bir bütün olarak kavramayı daha da imkânsız hale getirmektedir. Bu sebeple dünya, bir imge olarak kavranabildiği ölçüde şiirdeki yerini almıştır.

 

[1] İsmet Özel, “Şairler İntellect’in Pençesinde” Çenebazlık, Şule Yay. İst. 2006, S. 54

[2] İsmet Özel, “Şairler İntellect’in Pençesinde” Çenebazlık, Şule Yay. İst. 2006, S. 54

[3] Özel, Agm. S. 54

[4] Ali K. Metin, “İsmet Özel Şiirinde Ben Kuvvesinin Trajik Serencamı: Olmak Ya Da Olmamak”, Şiir Harmanı, S. 159

[5] İsmet Özel, Şiir Okuma Kılavuzu, S.62

2019-09-10T18:55:52+03:00Eylül 11th, 2019|Bilmek Vaktidir, Satranç Dersleri|
Bülten Üyeliği
Yayınlardan haberdar olmak için mail adresinizi giriniz.
Gizlilik haklarınıza saygı duyuyoruz.
Bu İnternet Sitesi çerezler ve üçüncü parti uygulamalar kullanır. Tamam