Kaplumbağa Makamı’nda Öyküler

Yazar özellikle bu bölümde anlamı yoğun, hepsi titizlikle çalışılmış, vurucu ve okurken beni heyecanlandıran hikâyeleriyle karşılıyor bizi. Yazarın kitabın başından beri kullandığı temiz dil, burada yazarın kalem kullanmadaki mahareti olarak ortaya çıkmış. Özellikle bu bölümdeki Öykü Dostu Yazar, Nergis Bebek, Sıkıyönetim Türküsü gibi öykülerin zihnimde yer etti.

İlk öykü kitabı 2012’de yayımlanan bir yazarın son kitabını elimde tutuyorum. Onur Çalı’nın Kaplumbağa Makamı, kısa hikâyelerden oluşan bir kitap; Cehennemde Bir Mola, Uzun Rüyalar, Tektekçi ve Yalnız George isimli dört bölüme ayrılmış. Her bölümün karakteristik özellikleri var.

Yazar hemen ilk öyküsüyle, hem de tam bir kitap üzerine düşüncelerimi toparlamaya çalışırken beni gülümsetiyor. Hem Okudum Hem Yazdım’da yazdığım yazıya daha çok dikkat etmemi söylüyor, klişe cümlelerden kaç diyor; bu eleştirmenin eleştirildiği bir öykü. Kaplumbağa Makamı sonraki hikâyelerde farklı yollar izliyor, hatta genel olarak yazarın ölüm temasını işlediğini söyleyebilirim. Her bir kısa öykü okura peşine düşecek ayrıntılar bırakıyor. Bunlar okunup geçilecek öyküler değil, aksine üzerine düşünülecek nitelikte öyküler.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

“Bugün Pazar. Köyden hallice bu kasabanın erkeklerinin gidebileceği üç yer var: Kahve, pavyon, toprak saha. Bu toprak sahada deve güreşleri de olur, futbol maçları da, asker uğurlamaları da. Bugün derbi var. Sucuk, köfte, tavuk kanat kokuları sahanın üstüne sis gibi çökmüş. En üstte esirgeyen ve bağışlayan sigara dumanı. Rakip takımın taraftarı yok. Çünkü geçen maçta dayak yemişlerdi ve tövbe ettiler buraya adım atmaya. Kadın da yok. Burası içinde futbol oynayıp piknik yapılan devasa bir erkekler gemisi. Kadınların girmesi, teamüllere aykırı.”

Kitabı genel olarak sevdim ama üstteki paragrafın kitaba yayılmış bir havası var, tüm bunlar erkek hikâyeleri diyebileceğim çalışmalar, yazar kadınların girmesi yasak demiyor fakat ben kadınlara dair bir şeyler bulmakta zorlandım ve bu durum şaşırtıcı geldi.

“Beni bir ölünün altından tutup kaldırdılar. Her şey olup bittikten sonra. Askerler ve tüfekler ve bombalar. Hepsi geçtikten sonra.

Ölü, adı üstünde, ölmüştü. Arkadaşımdı ama artık adını anmak istemiyorum, anarsam onunla anılarımız da ölecek sanki. Ben ölmemiştim, bir bakıma yaşıyor sayılırdım hâlâ. Bayılmışım.”

 Uzun Rüyalar isimli bölümde ise yazar mitolojiden karakterlere de başvuruyor ve zaman zaman onların dilinden aktarıyor hikâyelerini. Burada yine küçük detaylarla işlediği öykülerde IV. Murad’ın Nefi’ye kıyması, Musa peygamber, Zeus, Baukis ve Filemon var ama benim okurken en keyif aldığım ve bir efsaneyi bir anda gerçekliğe bulayan öykü Babil Kulesi İnşaatından Sağ Çıkmış Duvar Ustası Ozo’nun Hatıratından oldu.

 

Tektekçi isimli bölümün başında Eski Ahit’ten okuyunca çok sevdiğim bir prolog yer alıyor.

“Söz çoğaldıkça anlam azalır,

Bunun kime yararı olur?”

Bu bölümü bundan daha iyi anlatan bir alıntı olamazdı sanırım. Bu öykülerin hepsi için geçerli olması gereken bir durum değil midir zaten? İşte yazar özellikle bu bölümde anlamı yoğun, hepsi titizlikle çalışılmış, vurucu ve okurken beni heyecanlandıran hikâyeleriyle karşılıyor bizi. Yazarın kitabın başından beri kullandığı temiz dil, burada yazarın kalem kullanmadaki mahareti olarak ortaya çıkmış. Özellikle bu bölümdeki Öykü Dostu Yazar, Nergis Bebek, Sıkıyönetim Türküsü gibi öykülerin zihnimde yer etti.

Ani ölümleri, intiharları, askerde arkadaşını kaybeden adamın halini, ölüp dirilen adamı ve öleceğini bilen insanları dinlediğim bu kitapta, Onur Çalı’nın kalemi başından beri becerisini sergiliyor. Tür olarak öyküde aradığım çarpıcılık ve lafı dolandırmadan anlatım konusunda da başarılı. Kaplumbağa Makamı anlar ve detaylarla örülü yapısıyla ve ironik diliyle okuma sürecimi keyifli kılan bir kitap oldu.