Bu kitabı başarılı kılan unsurlardan biri de yazarın mekânı bir karakter gibi kurguya dâhil etmesi; Thomas’ın gittiği, gördüğü yerler bir tablo gibi gözünüzde canlanıyor ve siz de Thomas’ın yanında önce sakalı uzamış, pespaye bir hâlde, daha sonra kıyafetlerini değiştirmiş tıpkı tek amacı sadece yürümek olan biri gibi ilerliyorsunuz, geçmişi, geride bıraktıklarınızı hiç düşünmeden.

 Yazar: Esra Karadoğan

“Astrid akşam yemeğini, ne pişireceğini, dışarıda yağmur yağarken sıcak yemek odasında oturacaklarını düşünerek kafasını dağıtmaya çalıştı. Ama birdenbire Thomas’ın akşam yemeği için de, ertesi gün de gelmeyeceğinden emin oldu. Bu duygu soluğunu kesti; kaygı değil, felç eden bir korku duydu, olacakları biliyor gibiydi.”

Uzağın Ötesinde, Peter Stamm’in dilimize çevrilen son, benim de okuduğum ilk romanı. Türkiye’de çok hayranı ve çok okuru olduğunu biliyordum fakat benim tanışmam biraz geç oldu ve şimdi bu satırları yazarken yazarla böyle geç tanışmamızdan dolayı biraz pişmanlık duyduğumu söylemeliyim.

Astrid ile Thomas, çoğu zaman uyumlu, sıradan bir çiftken ve iki haftalık tatillerinden yeni dönmüşken bir anda Thomas kendini ormanda bulur. Bu genel olarak tahmin edilenin aksine yaşadıkları bir kavga, bir huzursuzluk sonrasında değil, alelade bir anda, detayları düşünülmeden, hatta neredeyse bir karar anı bile olmadan atılan bir adımla gerçekleşir. Bir adım, bir adımı izler ve akşam bahçede şaraplarını içen çift, sabah birbirlerinden uzağa düşmüşlerdir.

Olay basit bir kaybolma hikâyesi gibi geliyor kulağa, ama değil. Thomas, benim kitap üzerine detaylıca düşündüğüm her anda inanamayacağım kadar rahat ve hazırlıksız bir şekilde evinden çıkıyor. Nereye gideceği hatta gitme fikri bile kafasında yokken bir insan neden böyle çekip gider diye sorgularken buldum kendimi. Satırlar ilerledikçe yazarın dili, üslubu beni bu fikirden uzaklaştırmayı başardı. Odaklanmam gereken Thomas’ın yolculuğu ve Astrid’in terk edilmişliği oldu. Bu kitabı başarılı kılan unsurlardan biri de yazarın mekânı bir karakter gibi kurguya dâhil etmesi; Thomas’ın gittiği, gördüğü yerler bir tablo gibi gözünüzde canlanıyor ve siz de Thomas’ın yanında önce sakalı uzamış, pespaye bir hâlde, daha sonra kıyafetlerini değiştirmiş tıpkı tek amacı sadece yürümek olan biri gibi ilerliyorsunuz, geçmişi, geride bıraktıklarınızı hiç düşünmeden.

“Thomas’ın tek duyduğu ayakkabılarının taşlı yolda çıkardığı ses ve adımlarının ritmini benimseyen nefesiydi. Kendini, daha önce hiç hissetmediği kadar anda hissediyordu, sanki ne geçmişi vardı ne de geleceği. Bir tek bugün ve dağın tepesine çıkan bu yol vardı.”

Nasıl ki Thomas gitme fikrini zihninde oluşmadan kendini yolda bulmuşsa Astrid de terk edildiği düşüncesini kabullenemiyor. Bir iki gün öyle bir şey olmamış gibi davranıyor, iş yerine ve çocuklara yalanlar söylüyor. Ancak zaman içerisinde önce polise, sonra çocuklara ve daha sonra da Thomas’ın çalıştığı yere durumu açıklamak zorunda kalıyor. Bana, bu noktadan sonra ilişkileri artık geri dönülemez bir hâl aldığını düşündürdü.

Uzağın Ötesinde’yi okurken bir ailenin hatta bir yerin yaşam dinamiklerini de okuyorsunuz aynı zamanda, böyle büyük bir olay sonrasında yavaş yavaş ailenin uzak fertleri de devreye giriyor, hala, büyükanne ve büyükbabalar da kendini gösteriyor. Astrid, Thomas’ın gidişiyle kendini sorumlu hissediyor, etraftakilerden bunu saklaması ve kurdukları o aile bağları arasındaki boşlukları keşfetmesi gerekiyor. Kitap boyunca Astrid, Thomas’ı hep anladı, bu gidişini, sebeplerini, evet üzüldü, kızdı, sinirlerdi çok zorlandı ama hep anladı. Bu bana ikisinin arasındaki duygusal bağın boyutlarını gösterirken, Thomas’ın ailesini aklına pek getirmemesi biraz canımı sıktı. Bir zamanlar Astrid’e âşık bir adamın bu derece sorumsuz, duyarsız davranmasını kabullenemedim. Bunu bir okur olarak, karakterleri gerçekçi bulmamın bir kanıtı olarak kabul etmeli.

Uzağın Ötesinde’yi okurken sürekli ben yazsaydım nasıl yazardım gibi bir soru döndü durdu içimde, belki de ben bunun anlatılmaya değer bir hikâye olmayacağını düşünürdüm dedim fakat Peter Stamm burada bana üslubun olay örgüsünden çok daha önemli olabileceğine dair önemli bir dersi hatırlattı.

Bu hikâye beni kesinlikle büyüledi ama sadece hikâye de değil, yazarın anlatım biçimi, kurguyu Thomas’ın gözünden alıp, Astrid’in gözüne oradan tekrar Thomas’ın gözüne aktarırkenki zamanlamasına hayran kaldım. Kesinlikle çok başarılı buldum ancak kitap biterken hem yazarın dili, hem de tekniği açısından fazlasıyla memnunken, olayları bitirme şeklinden dolayı yazara biraz kızgın olduğumu da söylemeliyim.

Peter Stamm İsviçre’nin yaşayan en önemli yazarlarından biri kabul ediliyor, kitapları otuz yedi dile çevrilmiş ama onu benim için önemli yapan ve diğer kitaplarını okuma konusunda iştahımı kabartan Uzağın Ötesinde oldu.

2019-06-13T02:06:59+03:00Haziran 13th, 2019|Bilmek Vaktidir, Satranç Dersleri|
Bülten Üyeliği
Yayınlardan haberdar olmak için mail adresinizi giriniz.
Gizlilik haklarınıza saygı duyuyoruz.
Bu İnternet Sitesi çerezler ve üçüncü parti uygulamalar kullanır. Tamam