Franz Kafka’nın Hayatı

Çek-Yahudisi taşra emekçi sınıfına mensup Hermann Kafka ve Alman- Yahudi asıllı okumuş kentsoylu bir ailenin kızı Julie Löwy’nin -3 Temmuz 1883 yılında Prag’da dünyaya gelmiş ve 3 Haziran 1924’te yine Prag’da dünyaya gözlerini yummuş- çocuğuydu Kafka. Yani Kafka Çek asıllı Almanca konuşan bir Yahudi’ydi. Yaşamı boyunca doğduğu yerden pek nadir ayrılmış ve bu ayrılıklar kısa vadeli olmuştu. Bu sebeptendir ki Kafka’nın yolu dönemin önemli yazarları ile kesişmemişti.

Hermann Kafka’nın oğlu ile olan ilişkisi iyi değildi. Bunun belki de en önemli nedeni Hermann Kafka’nın yalnızca toplumun takdirini kazanmayı, ulaşılması için çaba göstermeye değer bir amaç olarak bellemişken Kafka’nın bu amaca yönelik hiçbir şeyden hoşlanmamasıydı. Üniversitede ilk olarak felsefe bölümünü tercih etmek istemesi lakin babasının karşı çıkmasıyla önce kimya daha sonra babasının istediği Hukuk Fakültesine geçmesi -ki yaz yarıyılında yine fakülte değiştirerek sanat tarihi okuyacak fakat sonradan tekrar hukuk fakültesine geçiş yapacaktır- buna apaçık bir örnektir. Daha sonraki yıllarda ise (18 Haziran 1906’da) Kafka sınavını verdi ve hukuk doktoru unvanını elde etti.

Kafka’nın okul hayatı da Prag’da geçmişti. Çeklerle Almanlar arasındaki çekişmelerin halka yansıması, öğrenciler arasında da kavgaların ortaya çıkmasına neden olmuştu. O zaman öğrenci olan Kafka da bu kavgalardan etkileniyordu. Örneğin Kafka’nın dostu Oskar Baum bu kavgaların birinde bir gözünü kaybetmişti. Okul hayatının devamında Kafka liseyi eski Avusturya hümanist lisesinde okumuştu. Babası Hermann Kafka bu tercihi özellikle yapmış ve oğlunu Alman okuluna göndermek yerine bulunduğu zamanın memur gereksinimini karşılayan hümanist liseye yollamıştı. Bu yıllarda beraber okuduğu bir arkadaşı Kafka ile ilgili şu sözleri söyler: “Kafka hakkında karakteristik bir şey söylemem gerekirse, şunu diyebilirim ki, onda dikkati çeken hiçbir şey yoktu. Her zaman temiz, tertipli, dikkati çekmeyen ve güvenilir biriydi, ama asla şık giyindiği söylenemezdi. Okulla arası pekiyi sayılmazdı ama okula doğru dürüst üstesinden gelinmesi gereken bir iş gözüyle bakardı hep. Sınıfta hepimiz kendisini pek sever, takdir ederdik ama hiçbir vakit senli benli olmadı bizimle, bir çeşit camdan duvar kendisini sarıp kuşatırdı…”

Kafka üniversite yıllarında ‘Alman Üniversiteleri Okuma ve Konuşma Kulübü’ tarafından düzenlenen yazarların okuma saatleri aracılığı ile tanıştığı Max Brod’dan –hayatı boyunca arkadaş kalacaklardır- günlüğünde sık sık söz etmektedir. Özellikle Kafka’nın lise yıllarından beri görüştüğü Oscar Pollak -Franz Kafka ve dış dünya arasında bir aracı niteliğindeydi. Üniversitede sanat fakültesinde okuyordu.- mezun olduktan kısa bir süre sonra Roma’ya gider. Bundan sonra Kafka ve Max Brod daha çok yakınlaşır. Hebbl, Amiel, Bayron, Grillparzer, Eckermann, Goethe, Grabbe, Schopenhauer ve Dostoyevski, Kafka’nın üniversite yıllarında okuduğu ve etkilendiği bazı yazarlardandı. Üniversiteden -babasının isteği üzerine- hukuk doktoru unvanı ile 18 Haziran 1906’da mezun olan Kafka’nın mahkemelerde çalıştığı yıllara –başta bir avukatın yanında çalışırken sonrasında staja başlamıştır- ait herhangi bir bilgi kendisinin günlüğü veya yazılarında bulunmamaktadır. Kafka stajını bitirdikten sonra 1 Ekim 1907’e sigorta kurumu olan “Assicurazioni Genarali” de yardımcı eleman olarak çalışmaya başlar. Buradaki yorucu çalışmalar sırasında yazıp çizecek vakti çok da bulamayan Kafka, yeni bir iş arar ve dokuz ay sonra Bohemya Krallığı- İşçi Kaza Sigortası Kurumu’nda çalışmaya başlar. Emekli olana kadar da (1 Temmuz 1922) burada çalışmaya devam eder. Burada çalışırken Kafka’nın ilk yazıları olan Ağaçlar, Giysiler, Geri Çevirme, İş Adamı, Dışarısını Dalgın seyrediş, Evin Yolu, Gelip Geçenler, Yolcu (1908), Bir Savaşın Tasviri’ndeki her iki konuşma (1909) “Hyperion” dergisinde yayımlanır.

Kafka sık sık kendi başına Çek politikacılarının halka açık gösterilerine gider ve günlük politikayı takip ederdi. Ayrıca zamanın önde gelen fizikçi, matematikçi ve filozoflarının -Albert Einstein gibi- katıldığı konferans ve toplantıları da hiç kaçırmadı. Kafka babasının tüm kızgınlığına rağmen Yiddiş tiyatro topluluğunun oyunlarını da devamlı izler ve oyuncuları ile de dostluk kurardı. 1912 yılı Kafka’nın da yaşamında keskin bir dönüm noktası olarak kabul ettiği bir yıldır. Bu yılda yalnızlaşma süreci son bulmuş ayrıca romanlarının önemli kısımlarını yazmıştır.

13 Ağustos 1912’de ileride nişanlısı olacak Felice Bauer’i, ile tanıştı Kafka ve 1917 yılına kadar sürecek mektuplaşma ve nişanlık dönemi başlamış oldu.  Kafka ve Felice Bauer 1914, 1917 yıllarında olmak üzere iki defa nişanlandı ve 20 Eylül 1917 yılında kesin olarak ayrıldılar. Ayrıca bu yıl Kafka’nın hastalığını -verem- öğrendiği yıldı. Kafka hastalığını uzun bir süre babasından sakladıktan sonra -Felice ile evlenmesinin en doğru karar olduğunu düşünen babasına- nişanı bozma sebebi olarak hastalığını gösterdi -Böylece babası hastalığından haberdar olmuş oldu-. Bu olaylardan sonra babası ile arası açıldı. Daha sonra küçük kız kardeşi Ottla’nın babası tarafından ‘çılgınca’ bulunan tarımsal planlarını destekleyince Kafka ve babasının arası iyice kötüleşti. Bu olaylardan kısa bir süre sonra da babası tarafından hiçbir zaman okunmayacak olan Babaya Mektup’u yazdı.

1918 yılının güz döneminde bir Çek kızı olan Julie Wohryzek ile tanışan Kafka üçüncü kez nişanlandı ama 1919 Kasım ayından itibaren bu nişan da bozuldu. Daha sonra 1920 Nisan ayında üç aylığına Meran’a giden Kafka burada -Yahudi olmayan- Milena Jesenska ile karşılaştı. Milena evli idi ve Kafka’dan on iki yaş küçüktü. Kafka ve Milena’nın çocuklukları oldukça benziyordu. Milena’nın da babası ile arası iyi değildi ve hümanist lisesinde okumuştu. Kafka ile Milena arasında yoğun bir mektup trafiği vardı fakat 1920 güzünün sonlarına doğru Kafka Milena’ya şunları yazdı “Yanılmıyorsam, mektuplaşmaktan vazgeçsek iyi olacak. Yanıldığımı da hiç sanmıyorum.” Milena bu sözlere pek aldırmadı ve mektuplaşmaya devam ettiler. -Bu süre zarfında Kafka Prag’a dönmüştü- 1921 yılının Ekim ayında bütün günlük notlarını Milena’ya verdi ve bir daha geri istemedi.

1922 ve 1923 yıllarını Prag’da geçirdi. Bu yıllarda ateşe atıp yaktığı pek çok yazı dışında Karı Koca, Vazgeç ve Mecazlar Üzerine yazılarını da kaleme aldı. 1923 Temmuz ayının başında Berlin-Yahudi Halkevi’nin bir tatil kolonisini ziyaret etti ve yurtta yardımcı olarak görev yapan Dora Diamant ile tanıştı. İleri zamanlarda Dora ve Kafka, Berlin’de ev tuttular. Burada mutluydu. Sonunda Prag’dan ayrılmış ve eve barka kavuşmuştu. Sonraki aylarda ise Kafka’nın hastalığı iyice ilerledi ve 1924 yılının Mart ayında durumu daha da kötüleşince Siegfried Dayı ve Max Brod onu Prag’a getirdiler. Ne yazık ki hastalığı iyice ilerlediğinden Kafka’nın iyileşme umudu kalmamıştı.

Kafka 3 Haziran 1924’te dünyaya gözlerini yumdu; hem sevgi hem nefret beslediği ve sürekli ayrılmayı düşündüğü ama bir türlü kopamadığı Prag’da toprağa verildi. Kafka vefat etmeden önce Max Brod’a tüm yazılarını yakmasını istediğini vasiyet etmiş olmasına rağmen arkadaşı onun vasiyetine uymadı. Daha sonraki yıllarda ise Kafka’nın isteğinin aksine hareket ederek yazıları yayımlamaya başladı. Milena Jesenska da Kafka’nın kendisine vermiş olduğu günlükleri onun vefatından sonra yayımladı.

Bir yorumunuz var mı?

%d blogcu bunu beğendi: